04. Enstitüler
Permanent URI for this communityhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/10
Browse
Browsing 04. Enstitüler by Department "İEÜ, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Deneysel Psikoloji Ana Bilim Dalı"
Now showing 1 - 11 of 11
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis The Blocking Effects on Observational Learning of Fear(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2016) Palaz, Ezgi; Çetinkaya, HakanBloklama etkisi, halihazırda koşulsuz uyarıcının gelişini güvenilir bir biçimde yordayan bir koşullu uyarıcıya eklenen yeni bir uyarıcının koşullu nitelikler kazanmasında gözlenen güçlüğü ifade etmektedir ve özellikle ön beyin ile olan ilişkileri bakımından dikkat çekicidir. Son yıllarda korkunun ediniminde rol oynayan mekanizmaları açıklamak üzere ortaya atılan yaklaşımlar, korku edinim mekanizmalarının benzerliği ve ön beynin korkunun hem doğrudan hem de gözlem yoluyla ediniminde oynadığı role vurgu yapılmaktadır. Sunulan çalışma ile korkunun gözlem yoluyla ediniminde bloklama etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Üzerinde ayırt edici klasik koşullama yordamı kapsamında ko?ullu korku tepkilerinin ediniminin ve bloklamasının gerçekleştirildiği bir modele bilgisayar ekranından sunulan uyarıcılar ile bunlara verdiği tepkiler bir video kamera ile kaydedilmiştir. Katılımcılara önce bu video kaydı izletilmiştir. Test aşamasında ise, uyarıcılar katılımcıya doğrudan ve tek başına olmak üzere sunulmuş ve bu uyarıcılara verilen tepkiler bloklama etkilerinin incelenmesinde kullanılmıştır. Toplam 33 katılımcıdan geçerli veri elde edilmiştir. Test aşamasında alınan deri iletkenliği ve US beklentisi ölçümleri kaydedilmiştir. Karşılaştırmalar, ilk aşamada tek olarak sunulan uyarıcılar ile her birine sonradan eklenmiş uyarıcılar arasında yapılmıştır. Deri iletkenliği tepkilerinde bloklama etkisi gözlenmemekle beraber, US beklentisine dair analizler bloklama etkilerini ortaya koymuştur. Sonuçlar korku öğrenmesinde direkt ve gözlem yoluyla öğrenme yolakları ve bu yolaklara ait sinirsel mekanizmalar kapsamında tartışılmıştır.Master Thesis Determining Saliency Levels of Emotional Facial Expressionsby Using Instructed Lying Paradigm(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2014) Aydınlık, Ayşegül; Çetinkaya, Seda DuralBu çalışmada farklı duygulara ait yüz ifadelerinin, görsel belirginlik düzeylerinin bir fonksiyonu olarak yalan söyleme eyleminin getirdiği bilişsel yüke dayanıklılıkları temelinde ayrışmaları incelenmiştir. Farklı duygulara ait yüz ifadelerinin görsel belirginlik düzeylerinin belirlenmesi amacıyla, Çalışma I'de katılımcılardan klasik bir duygu tanıma görevi tamamlamaları istenmiş, çalışma boyunca tepki süresi ve deri iletkenliği tepkisi ölçümleri alınmıştır. Farklı yüz ifadelerine ait duyguların yalan söyleme eyleminin getirdiği bilişsel yüke dayanıklılıklarının belirlenmesi amacıyla yürütülen Çalışma II'de yönerge-temelli yalan söyleme paradigmasının uygulandığı bir duygu tanıma görevini yerine getirmeleri istenmiştir. Yalan söyleme eyleminin uyarıcıların işlenmesine etkisini kontrol etmek amacıyla Çalışma III'te katılımcılara herhangi bir yalan söyleme yönergesi verilmemiş; ancak, katılımcılardan yalan söyleyecekleri zamana kendilerinin karar vermesi istenmiştir. Genel olarak elde edilen sonuçlar, farklı duygulara ait yüz ifadelerinin görsel belirginlik düzeyleri bakımından ayrıştıkları ve yüksek görsel belirginlik düzeyinin ifadeleri yalan söylemeye karşı daha dayanıklı hale getirdiği yönündedir. Ayrıca, farklı çalışma gruplarından elde edilen tepki süreleri ve deri iletkenliği tepkisi ölçümleri, yalan söyleme eyleminin bilişsel yönden doğru söyleme eylemine göre daha yüklü bir eylem olduğuna ve uyarıcıların genel olarak nasıl işlendikleri üzerinde bir etkiye sahip olduğuna işaret etmektedir.Master Thesis Does Stress Enhance Latent Inhibition(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2018) Hasanlı, Sayyara; Çetinkaya, Seda DuralBu çalışmada insanlardaki stress düzeyinin örtük ketleme peformansları üzerindeki etkisi incelenlenmiştir. Örtük ketleme, gözlemcinin görevle ilgisiz fakat tanıdık bir uyaranla karışılaştığı zaman uyaranlar arasında bağlantı kurmada yaşadığı zorlanmayı ifade eder. Bu tezde, kısa süreli olarak zihinsel stresi manipule etmek amacıyla bir şarkı söyleme testi kullanılmıştır. Katılımcıların davranışları deney boyunca video kaydına alınırken, stres manipulasyonu olarak beklemedikleri bir zamanda şarkı söylemeleri istendi. Yaratılan stres manipulasyonuna bağlı olarak katılımcıların şarkı söyledikleri sırada deri iletkenlik seviyelerinde ve kalp atışlarında anlamlı bir artış gözlemlendi. Daha sonra, tanıdıklık etkisinin öğrenme üzerindeki etkisini ölçmek için örtük ketleme testi kullanıldı. Çalışmanın önceden maruz bırakma aşamasında önceden maruz bırakılmış uyarıcı 20 kez sunuldu. Test aşamasında, 20 kez her bir önceden maruz bırakılmış uyarıcı ve katılımcının yeni karşılaştığı uyarıcıdan sonra görev olan uyarıcı katılımcıya sunuldu ve görev olan uyarıcıyı her gördüklerinde cevap vermeleri istendi. Analiz sonuçlarına göre, katılımcıların önceden maruz bırakılmış uyarıcılara verdiği tepki süreleri önceden maruz bırakılmamış uyaranlara verdikleri tepki süresinden daha uzundu. Literatür geçmişiyle paralel olarak, bu çalışmada da stresin örtük ketleme üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu gözlemlenmiştir. Stresin manipulasyon olarak kullanıldığı ve kullanılmadığı iki grubun önceden maruz bırakılmış uyarıcı için tepki süresi karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir fark gözlemlendi. Diğer bir değişle, önceden maruz bırakılmış uyarıcılara stres manipulasyonuna mağruz kalan grubun tepki süresi, stres manipulasyonuna mağruz kalmayan grubun tepki süresine nazaran daha uzundur. Benzer olarak, önceden maruz bırakılmamış uyarıcıların test edildiği grupta, stres manipulasyonuna mağruz kalan katılımcıların tepki süresi, stres manipulasyonuna mağruz kalmayan katılımcıların tepki süresine göre daha uzundur. Sonuçlara bağlı olarak, stresin örtük ketleme üzerinde arttırıcı bit etkisi olduğu gözlemlendi.Master Thesis The Effects of Biological Relevance of Stimuli on Blocking(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2016) İçağası, Beste; Çetinkaya, Seda DuralBu çalışmada, insanda, laboratuvar koşullarında ayırt edici klasik koşullama yordamı aracılığıyla korku tepkileri edinilmiş bir uyarıcıya, yeni bir uyarıcının eklenmesi sonucunda ortaya çıkan bloklama etkileri, keyfi ve ekolojik uyarıcılar olmak üzere iki farklı uyarıcı türü bakımından incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, keyfi ve ekolojik olmak üzere iki adet uyarıcı seti hazırlanmıştır. Keyfi uyarıcı seti geometrik figürlerden oluşurken, ekolojik uyarıcı seti yılan resimleri içermektedir. Çalışma kapsamında, işlem yolları aynı dört farklı deney yürütülmüştür. Deneyler sadece kullanılan uyarıcılar bakımından birbirinden farklılaşmaktadır. İlk deneyde sadece keyfi uyarıcılar kullanılırken ikinci deneyde sadece ekolojik uyarıcılar kullanılmıştır. Üçüncü deneyde koşullu uyarıcılar keyfi, koşullu uyarıcıların yanına eklenen yeni uyarıcılar ekolojik iken; dördüncü çalışmada koşullu uyarıcılar ekolojik, koşullu uyarıcıların yanına eklenen yeni uyarıcılar keyfi uyarıcılardır. Literatürde sıklıkla kullanılan ve (1) ayırt edici klasik koşullama yordamı aracılığıyla koşullu korku tepkilerinin edinildiği edinim aşaması, (2) koşullu korku tepkileri edinilmiş uyarıcılara yeni uyarıcıların eklendiği bloklama aşaması ve (3) bloklama etkilerinin incelendiği test aşamasından oluşan üç aşamalı bir işlem yolu takip edilmiştir. Test aşamasındaki uyarıcı sunumlarına ilişkin ortaya çıkan deri iletkenliği tepkisi, US beklentisi ve uyarılma düzeyi bağımlı ölçümler olarak kaydedilmiştir. Test aşamasındaki uyarıcılara verilen deri iletkenliği tepkileri için bağımlı grup t-testi kullanılırken, US beklentisi ve uyarılma düzeyinin analizlerinde Wilcoxon işaretli sıra testi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında incelenen biri otonomik diğerleri bilişsel olan üç bağımlı değişken için elde edilen bulgular, farklı uyarıcı türlerinin bloklama etkilerinin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynadığına ilişkin birtakım kanıtlar sağlamıştır.Master Thesis The Effects of Information Load of Words on Working Memory Capacity(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2013) Duyan, Yalçın Akın; Çetinkaya, HakanBu tezde, kelimelerdeki bilgi yükünün çalışma belleği kapasitesine etkisini incelenmektedir. Genellikle, kelime uzunluğu etkisini ya da bellekte kümeleme mekanizmalarının incelendiği çalışmalarda, yalın isimler kullanılır. Türkçe'de, bazı kelimeler birden fazla bilgi biriminin iletilmesini sağlayabilir. Bu tezde, dilin bu özelliğinden yararlanılarak, çekimli fiillerin akılda tutulmalarının farklı bir kümeleme mekanizmasını içerip içermediğini, kelime uzunluğu etkileri kontrol edilerek incelenmiştir. Deney 1A'da, çekimli fiillerin ve fiil köklerinin hatırlanma performanslarını gruplar arası bir desenle karşılaştırılmıştır. Ayrıca, her bir fiil koşulundaki performans ile yalın isimlerin hatırlanma performansları da karşılaştırılmıştır. Deney 1B'de, çekimli fiil hatırlama görevine, hedef kelimelerle aynı köke sahip fakat farklı ekler almış fiiller de eklenmiştir. Sonuçlar, çekimli fiillerin kelime setlerinin mükemmel bir şekilde hatırlanma performansını düşürdüğünü ve daha fazla bilişsel çaba gerektirdiğini göstermiştir. Ancak, bütün kelime setlerinde doğru konumda hatırlanan ortalama kelime sayısı, koşullar arasında değişmemiştir.Master Thesis Eye-Hand Coordination During Adaptation To a Novel Visuomotor Rotation Task and Underlying Hemodynamic Correlates: an Eye Tracking and Functional Near-Infrared Spectroscopy (fnirs) Study(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2017) Yıldız, Açelya; Can, SedaBu çalışmada yeni bir görsel-motor rotasyon görevine adaptasyon sürecinde göz-el koordinasyonundaki değişimler ve temelinde yatan sinirsel mekanizmalar incelenmiştir. Buna ek olarak, bu çalışmada geleneksel (doğrusal) rotasyon manipülasyonu ve dairesel rotasyon manipülasyonuna karşılaştırılmıştır. Tepki süresine, göz-el koordinasyonuna ve hemodinamik ölçümlere ilişkin değişmeler hem doğrusal hem de dairesel rotasyon görevleri için elde edilmiştir. Göz-el koordinasyonu yerel bileşenler aracılığı ile incelenmiştir: gözün hedefe ilk odaklanması ve hedef vurulması arasında geçen zaman; gözün hedefe ilk odaklanması ve elin hedefe varması arasında geçen zaman; elin hedefe varması arasında ve hedefin vurulması arasında geçen zaman ve gözün bir hedefe odaklanması ile bir sonraki hedefe odaklanması arasında geçen zaman. Doğrusal ve dairesel koşullara adaptasyon süreçlerinin temelinde yatan sinirsel mekanizmalar yerel oksijenlenmiş hemoglobin ve oksijenden arındırılmış hemoglobin konsantrasyonu temelinde incelenmiştir. Çalışma boyunca alınan bütün ölçümler Büyüme Eğrisi Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçları tepki süresinin denemeler ilerledikçe azaldığını ve dairesel koşulun doğrusal koşula kıyasla daha uzun tepki süresine sebep olduğunu göstermiştir. Gözün hedefe ilk odaklanması ve hedefin vurulması arasında geçen süre ve gözün bir hedefe odaklanması ile bir sonraki hedefe odaklanması arasından geçen sürenin denemeler ilerledikçe azaldığı gözlenmiş ve bu sürelerin dairesel koşulda daha uzun olduğu gösterilmiştir. Son olarak, dairesel koşul doğrusal koşula göre daha yüksek oksijenlenmiş hemoglobin konsantrasyonuna sebep olurken, doğrusal koşul dairesel koşula kıyasla daha yüksek oksijenden arındırılmış hemoglobin konsantrasyonu ile ilişkili bulunmuştur. Bu bulgu dairesel koşulun aktif olan bölgede doğrusal koşula göre daha yüksek oksijen tüketimine yol açtığını göstermiştir. Aktivite artışı gözlenen bölgeler literatür ile tutarlı olacak şekilde DLPFK ve VLPFK olmuştur.Master Thesis The Influence of Intolerance of Uncertainty and Emotion Regulation Strategies on Anxiety Under Uncertainty(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2021) Sezgin, Esin; Öğütçü, Yasemin MeralBelirsizlik hayatın büyük bir parçası ve çoğunlukla azaltmaya veya en aza indirmeye çalıştığımız istenmeyen bir durum. Literatür, belirsizliğin gelecekteki öngörülemeyen olaylardan kaynaklanan kaygı ile güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu ve kaygılı bireylerin belirsizliğe karşı yüksek tahammülsüzlüğe sahip olduklarını göstermektedir. Bunun yanı sıra, kaygılı bireyler duyguları düzenlerken de zorluklar yaşarlar ve uyumsuz duygu düzenleme stratejileri kullanma olasılıkları daha yüksektir. Belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenleme, ikisi de kaygı bozuklukları için tanılararası kavramlardır, ancak aralarındaki bağlantı normatif bir örneklemde daha önce hiç çalışılmamıştır. Bu nedenle bu tez, The Beads Task adlı bir görevle belirsizliği manipüle ederek, belirsizlik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve duygu düzenlemenin kaygı üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Katılımcıların kaygı düzeyi, hem Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri aracılığıyla öznel olarak, hem de fizyolojik bir ölçüm olan Deri İletkenlik Tepkisi kullanılarak nesnel olarak ölçülmüştür. Sonuçlar, belirsizlik arttıkça bireylerin daha yüksek kaygı düzeyleri bildirdiklerini göstermiştir. Bununla beraber, belirsizliğe tahammülsüzlüğü yüksek olan kişiler, belirsizliğe tahammülsüzlüğü düşük olanlara göre daha yüksek kaygı seviyeleri bildirmişlerdir. Ancak aynı etkiler fizyolojik ölçümlerde gözlenmemiştir. Buna ek olarak, duygu düzenlemenin hem öznel hem de nesnel ölçümlerde kaygı üzerinde anlamlı etkisi bulunmamıştır. Bu çalışmanın bulguları, öznel ve nesnel olarak ölçülen kaygı arasındaki farkı ortaya koyarak, anksiyetede bilişsel süreçlerin önemini vurgulamıştır. Ayrıca, sonuçlar anksiyetede etiyolojik ve sürdürücü faktörlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir ve terapötik amaçlara katkıda bulunabilir.Master Thesis Investigating the Validity and Reliability of Hemodynamic Measurements Obtained Via Functional Near-Infrared Spectroscopy (fnirs) by Using N-Back Task(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2017) Sezen, Ilgım Hepdarcan; Can, SedaBu tezde işlevsel yakın kızılötesi spektroskopiden elde edilen hemodinamik ölçümlerin geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. fNIRS, prefrontal kortekste gerçekleşen yürütücü işlevlerle ilişkili hemodinamik aktiviteyi belirlemede kullanılan güvenilir, taşınabilir, düşük maliyetli ve girişimsel olmayan bir cihazdır. Sözel n-geri görevi, bilişsel iş yükü 0-, 1-, 2- ve 3-geri olarak artan bir şekilde katılımcılara sunulmuştur. Hemodinamik ölçümler 16-kanallı fNIR cihazı aracılığıyla elde edilmiştir. Ölçümlerin yapı geçerliği cinsiyet farkı açısından davranışsal ölçümler ve fNIR cihazından elde edilen hemodinamik ölçümlerin ilişkisi temelinde incelenmiştir. Test-tekrar test güvenirliği aynı görevin 3 hafta sonra tekrar uygulanması, alternative form güvenirliği ise aynı görevin farklı bir formu kullanması ile incelenmiştir. Doğrusal karmaşık etkiler modeli analiz sonuçları davranışsal ölçümler için bilişsel işyükü arttıkça doğru yanıtların sayısının azaldığını; ancak tepki süresinin arttığını ortaya koymuştur. Hemodinamik ölçümler oksijenlenmiş hemoglobinin daha çok sol ventrolateral prefrontal kortekste artış gösterdiğini, oksijenden arındırılmış hemoglobin düşüşünün ve oksijenlenme değişimindeki artışın bilateral dorsolateral prefrontal kortekste meydana geldiğini; ancak toplam hemoglobinin herhangi bir anlamlı aktiviteye yol açmadığını ortaya koymuştur. Yapı geçerliği bulguları davranışsal ve hemodinamik ölçümler bakımından kadın ve erkeklerin farklılaşmadığını göstermiştir. ICC (sınıf içi korelasyon katsayısı) aracılığıyla elde edilen güvenirlik bulguları hem davranışsal hem de fNIR ölçümlerinin zamanda ve farklı bir formda değişmezliğini ortaya koymuştur. Davranışsal ve fNIR aracılığıyla elde edilen hemodinamik ölçümlerin bulgularının benzerliği hem geçerliğe hem de güvenirliğe kanıt oluşturduğunu göstermiştir.Master Thesis The Long-Lasting Effects of Extinction During the Reconsolidation Process of Fear Memory(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2014) Gür, Ezgi; Çetinkaya, Seda DuralBu tezde, korku belleğinin yeniden-bütünleştirme sürecine uygulanan sönme işleminin zamana bağlı ve uzun süreli etkileri incelenmiştir. Schiller ve arkadaşları (2010) tarafından geliştirilen ve üç aşamadan oluşan (edinim, sönme, yeniden sönme) yeniden-bütünleştirme güncelleme paradigması, söz konusu işlem yolunun korku tepkilerinin önlenmesindeki zamana bağlı etkilerini incelemek üzere kullanılmış, ayrıca uzun süreli etkilerin incelenmesi için sönme işleminden bir yıl sonra bir takip çalışması yürütülmüştür. Sönme işlemi katılımcılara hatırlatıcı sunumundan 10 dakika sonra (yeniden-bütünleştirme penceresi içinde), hatırlatıcı sunumundan 6 saat sonra (yeniden-bütünleştirme penceresi dışında) ve hatırlatıcı sunumu olmaksızın (standart sönme işlemi) uygulanmıştır. Korku tepkilerinin kendiliğinden geri gelmesi ise sönme işleminden 24 saat sonra, 15 gün sonra ve 3 ay sonra olmak üzere üç ayrı düzeyde manipüle edilmiştir. Çalışmada gruplar arası karşılaştırmaları gerçekleştirmek üzere 3 (Sönme: Hatırlatıcıdan 10 dakika ve 6 saat sonra ve hatırlatıcı sunumu olmaksızın) x 3 (Yeniden sönme: sönme işleminden 24 saat, 15 gün, 3 ay sonra) denekler arası desen kullanılmıştır. Katılımcıların deri iletkenliği tepkisi aracılığıyla ölçülen korku tepkileri her aşama için kaydedilmiştir. Çalışmanın sonuçları, yeniden sönme süreci dışında ve hatırlatıcı uyarıcı sunumu olmaksızın uygulanan sönme işlemlerine kıyasla, sönme işlemi yeniden bütünleştirme süreci içerisinde uygulandığında korku tepkilerinin anlamlı bir şekilde daha az geri geldiğini ve bu durumun yeniden-sönme manipülasyonundan bağımsız olduğunu göstermiştir. Fakat, uzun süreli etkilerin incelendiği bir yıl sonraki takip çalışmasında söz konusu etkiye rastlanmamıştır.Master Thesis Sex Categorization From Faces: Other Race and Other-Species Effect(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2018) Bulut, Merve; Erdeniz, BurakBu tezde yetişkin insanların farklı ırk ve türe sahip olan yüzlerin cinsiyetini başarılı olarak kategorize edip edemediği ve eğer edebiliyorlarsa bunu nasıl gerçekleştirdikleri çalışılmıştır. Bunu anlamak amacıyla ilk deneyde, Kafkas (beyaz Avrupalı), Asyalı ve şempanze yüzlerini içeren bir cinsiyet belirleme görevi katılımcılara uygulanmıştır. Sonuçlar katılımcıların tüm kategorilerdeki yüzlerin cinsiyetini şans seviyesinden yüksek olacak şekilde belirleyebildiğini göstermiştir. Bununla birlikte katılımcıların Kafkas yüzlerde Asyalılara göre, Asyalı yüzlerde ise şempanzelere göre hem doğru yanıt, hem de yanıt süresi bakımından daha iyi performans gösterdikleri bulunmuştur. Ayrıca, daha önceki literatür bulguları ile tutarlı olarak erkek yüzlerin kadın yüzlere göre daha doğru ve daha hızlı şekilde kategorize edildiği ortaya çıkmıştır. Yüzlerdeki cinsiyete bağlı dimorfizmin (sexual dimorphism) katılımcıların yanıtları ile ilişkisini incelemek amacıyla, tüm uyarıcı setindeki yüzlerde, bir takım uzunluklar iki bağımsız değerlendirici tarafından ölçülmüştür. Daha sonra bu uzunluklar ve katılımcıların yanıtları (kadın, erkek) arasındaki ilişki bir korelasyon çalışması ile incelenmiştir. Sonuçlara göre göz (göz uzunluğu, göz genişliği ve kaş ve göz arasındaki mesafe) ve burun ölçümlerinin tüm yüz kategorilerinde, katılımcıların yanıtlarıyla korele olduğu gözlenmiştir. Dolayısıyla katılımcıların görev sırasında yüzleri kadın ya da erkek olarak kategorize ederken bu uzunluklara hassasiyet gösterdikleri düşünülmektedir. Dahası, insan yüzlerinde (Kafkas ve Asyalı) kaş ve göz arasındaki mesafe, şempanze yüzlerinde ise göz uzunluğu katılımcıların yanıtları ile en güçlü şekilde korele olan uzunluklardır. Buna ek olarak yürütülen ikinci deneyde aynı cinsiyet belirleme görevinin kullanıldığı göz-izleme çalışması, korelasyon analizi ile tutarlı olarak yüzlerdeki cinsiyetle ilgili en bilgilendirici bölgenin göz olduğunu bulmuştur. Katılımcılar tüm yüzlerde en çok göze bakmakla birlikte, bu bulgunun katılımcıların kendi türünden olan yüzlerde şempanzelere oranla daha yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Buna ek olarak katılımcılar burun bölgesine Asyalı yüzlerde ve şempanze yüzlerinde Kafkas yüzlerine oranla daha fazla bakmışlardır. Bu bulgu, katılımcıların cinsiyet belirleme görevi sırasında farklı ırktan ve farklı türden olan yüzlerdeki fiksasyon paternlerinin aynı ırktan olan ve daha sıklıkla maruz kalınan yüzlere kıyasla farklılaştığını göstermektedir.Doctoral Thesis The time-dependent effects of MNL compatible and incompatible stimulus-response relations under different representational contexts on magnitude-space associations(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Palaz, Ezgi; Dural Çetinkaya, SedaSNARC etkisi, insanların zihinsel sayı dizisine (mental number line, MNL) uygun olacak şekilde, küçük sayılara sol, büyük sayılara ise sağ elleri ile daha hızlı tepki vermeleri olarak karakterize edilir. Söz konusu tepki örüntüleri (SNARC-benzeri etkiler) sayısal olmayan büyüklüklerde de gözlenmektedir. SNARC etkisinin yönü ve gücü, farklı uyarıcı-tepki bağıntıları kapsamında ya da farklı zihinsel temsilleri içeren birtakım alıştırma deneyimleri sonucunda değişebilmektedir. Bu tez, SNARC etkisinin esnekliğini MNL ile tutarlı ve tutarsız (cetvel ve saat) temsil bağlamları sunularak, katılımcıların MNL ile uyumlu ve uyumsuz uyarıcı-tepki bağıntılarını öğrenmek üzere yaptıkları bir alıştırma görevinin SNARC üzerindeki etkileri ve bu etkilerin sayısal olmayan büyüklüklere genellenmesini araştırmayı amaçlamıştır. Bunun için toplam 420 kişinin katıldığı iki çalışma yürütülmüştür. Birinci çalışmada alıştırma sonrası SNARC etkisinin ortaya çıkışı ve kalıcılığı, ikinci çalışmada ise bu etkilerin kavramsal ve fiziksel büyüklüklere aktarımı incelenmiştir. Sonuçlara göre, temsil bağlamları performans üzerinde bir etki yaratmamıştır. Alıştırma sırasında oluşturulan uyarıcı-tepki bağıntıları ise sayısal büyüklüklere verilen tepkileri etkilemiştir. Buna göre, MNL-uyumlu alıştırmalar kısa süreli ortaya çıkan SNARC ile sonuçlanırken, MNL-uyumsuz alıştırmaların ardından ters SNARC etkisi gözlenmiş ve bu etki bir hafta boyunca kalıcı olmuştur. Ancak, gözlenen etkiler sayısal olmayan büyüklüklere genellenmemiştir. Sonuçlar, alıştırma etkilerinin önceden var olan birtakım eğilimlere bağlı olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca, genel bir büyüklük sistemi fikrinin tersine, sayısal olan ve olmayan büyüklüklerin varsayıldığı kadar güçlü bir ilişkisi olmayabileceği düşünülmektedir.

