Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 6 of 6
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveynlik ve Sosyal Anksiyete Arasındaki İlişkide Mükemmeliyetçilik ve Sahtekarlık Fenomeninin Aracı Rolü
    (2025) Delen, Ecenaz; Ögütcü, Yasemin Meral
    Bu çalışma, algılanan olumsuz ebeveynliğin sosyal anksiyete ile ilişkisi üzerinde mükemmeliyetçilik ve sahtekârlık fenomeninin ardışık aracılık rollerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın örneklemini, yaşları 18 ile 35 arasında değişen 341 birey oluşturmuştur. Katılımcılar, çevrim içi olarak Qualtrics aracılığıyla uygulanan Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Envanteri (YPI), Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FMPS), Clance Sahtekârlık Fenomeni Ölçeği (CIPS) ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği'ni (LSAS) doldurmuşlardır. Seri aracılık analizleri, algılanan olumsuz annelik ve babalık için ayrı ayrı yürütülmüştür. Bulgular, hem mükemmeliyetçiliğin hem de sahtekârlık fenomeninin, algılanan olumsuz ebeveynlik ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde aracıladığını göstermiştir. Özellikle, mükemmeliyetçilik ve sahtekârlık fenomeni üzerinden dolaylı etkiler hem algılanan olumsuz annelik hem de babalık için anlamlı bulunmuştur. Bu bulgular, algılanan olumsuz ebeveynliğin mükemmeliyetçi eğilimleri ve sahtekârlık duygularını besleyebileceğini ve bunun da sosyal anksiyeteye yönelik duyarlılığı artırabileceğini göstermektedir. Algılanan olumsuz ebeveynlik ile sosyal anksiyete arasındaki yolları netleştirerek bu çalışma, hem kuramsal modellere katkı sağlamakta hem de bilişsel davranışçı müdahale yaklaşımlarının geliştirilmesine ışık tutmaktadır.
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveyn Kabul-Reddi ile Ruh Sağlığı Arasındaki İlişkide Kişilerarası Duygu Düzenlemenin ve Duygu Dışavurumunun Aracı Rolü
    (2025) Kaçmaz, Gülçin; Ögütcü, Yasemin Meral
    Çocukluk döneminde yaşanan ebeveyn reddi deneyimleri, bireyin ruh sağlığı üzerinde uzun süreli ve derin etkiler bırakabilmektedir. Erken dönem ilişkisel olumsuzlukların ruh sağlığı üzerindeki etkisi literatürde kapsamlı biçimde ele alınmış olsa da, bu ilişkiyi açıklayabilecek duygusal mekanizmalar yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Kişilerarası Kabul-Ret Kuramı'ndan (IPARTheory) yola çıkılarak, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu dışavurum ve kişilerarası duygu düzenleme (IER) süreçlerinin olası aracılık rolleri incelenmiştir. Araştırmaya 18-75 yaş aralığında, Türkiye genelinden 384 kişi katılmıştır. Katılımcılar, çevrimiçi anket aracılığıyla Algılanan Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Berkeley Dışavurumculuk Ölçeği ve Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği'ni doldurmuştur. Bulgular, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirtiler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, pozitif duygu dışavurumun her iki ebeveyn modelinde de kısmi aracılık rolü olduğu görülmüştür. Kişilerarası duygu düzenleme açısından ise yalnızca perspektif kazanımı alt boyutu, anne ve baba reddi modelinde anlamlı bir dolaylı etki göstermiştir. Sonuçlar, erken ebeveynlik deneyimlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlamada duygu dışavurum ve kişilerarası duygu düzenleme süreçlerinin önemine işaret etmektedir. Bu bulguların özellikle duygusal ifade güçlüğü yaşayan bireylerle çalışan ruh sağlığı çalışanları için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
  • Master Thesis
    Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ve Ayrılık Uyumu Arasındaki İlişkide Bilişsel Duygu Düzenleme ve Öz-Şefkatin Aracı Rolü
    (2025) Helvacı, Beyza Nur; Ögütcü, Yasemin Meral
    Romantik ayrılıklar, bireylerin bilişsel açıdan zorlandığı, yoğun duygusal deneyimlerle karakterize edilen süreçlerdir. Erken dönem uyumsuz şemalar (EDUŞ) sıklıkla kişilerarası zorluklar bağlamında incelenmiş olsa da, bu şemaların ayrılık sonrası uyum süreci üzerindeki etkilerini inceleyen sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu çalışma, EDUŞ ile ayrılık uyumu arasındaki ilişkide öz-şefkat ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık rollerini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmaya, son iki yıl içinde bir ayrılık yaşamış olan ve yaşları 18 ile 35 arasında değişen toplam 318 katılımcı dahil edilmiştir. Veriler, çevrim içi olarak uygulanan dört öz-bildirim ölçeği aracılığıyla toplanmıştır: Young Şema Ölçeği – Kısa Form 3 (YSQSF3), Öz-Duyarlık Ölçeği (SCS), Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (CERQ) ve Fisher Boşanma/Ayrılığa Uyum Ölçeği – Kısa Formu (FDAS-SF). Elde edilen bulgular, özşefkatin ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, erken dönem uyumsuz şemalar ile ayrılık uyumu arasındaki ilişkide anlamlı biçimde aracılık ettiğini göstermiştir. Ayrıca, hem öz-şefkatin hem de bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin alt boyutları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Öz-şefkat alt boyutları arasında bilinçli farkındalık, öz-yargılama ve ortak insanlık duygusu aracılık gösteren alt boyutlar olarak belirlenmiştir. Bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında ise felaketleştirme, ruminasyon ve başkalarını suçlama önemli aracılık etkileri göstermiştir. Bu çalışma, erken dönem uyumsuz şemalar, öz-şefkat ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ayrılık sonrası uyum üzerindeki etkilerine ışık tutarak, klinik psikoloji alanına hem kuramsal hem de uygulamaya yönelik anlamlı katkılar sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: erken dönem uyumsuz şemalar, ayrılık uyumu, öz-şefkat, bilişsel duygu düzenleme, ayrılık
  • Master Thesis
    Nesne İlişkileri ve Evcil Hayvan Bağlanmasının Kaygı Üzerine Etkisi
    (2025) Sadık, Selin Maya; Ögütcü, Yasemin Meral
    Bu çalışma, nesne ilişkileri ile kaygı semptomları arasındaki ilişkide evcil hayvan bağlanmasının kaygılı ve kaçıngan boyutları üzerinden aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Nesne ilişkileri ve bağlanma kuramlarına dayanan bu araştırma, erken dönem ilişkisel zorluklar yaşamış bireylerde evcil hayvanlarla kurulan duygusal bağların geçiş nesnesi ya da duygusal düzenleyici işlev görüp görmediğini araştırmıştır. Katılımcılar, 1865 yaş aralığında, en az üç aydır kedi veya köpek ile aynı evde yaşayan 290 Türk yetişkinden oluşmaktadır (%83,8 kadın). Veriler, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeklik Testi Envanteri (BORRTI), Evcil Hayvan Bağlanma Ölçeği (PAS) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21) kullanılarak toplanmıştır. Korelasyon analizleri, bozulmuş nesne ilişkilerinin hem kaygı semptomları hem de kaygılı evcil hayvan bağlanması ile pozitif yönde ilişkili olduğunu; kaçıngan bağlanmanın ise anlamlı bir ilişki göstermediğini ortaya koymuştur. Mediyasyon analizleri, bu bağlanma stillerinin nesne ilişkileri ile kaygı arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde açıklamadığını göstermiştir. Bulgular, bozulmuş nesne ilişkilerine sahip bireylerin evcil hayvanlara kaygılı biçimde bağlanabileceğini, ancak bu bağların kaygıyı azaltıcı bir işlev taşımayabileceğini göstermektedir. İnsan–hayvan bağları oldukça bireyseldir ve kişinin içsel nesne dünyası ile gelişimsel geçmişine bağlı olarak farklı işlevler üstlenebilir. Sonuçlar, terapötik süreçte bu bağların taşıdığı simgesel ve telafi edici anlamların dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
  • Master Thesis
    The effectiveness of cognitive bias modification on intolerance of uncertainty: A randomized controlled trial
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Dumlu Gündoğan, Selin; Gündoğan, Selin Dumlu; Ögütcü, Yasemin Meral; Gökdağ, Ceren
    Belirsizliğe tahammülsüzlük (BT), çeşitli psikolojik sorunlarda ortak görülen yani tanılar üstü rolü olan ve duygusal sorunların ortaya çıkmasında kritik öneme sahip bir bireysel farklılıktır. Bilişsel davranışçı yaklaşıma göre, belirsiz durumların yanlış yorumlanması BT'ye neden olur ve bu da psikolojik sorunlara zemin hazırlar. Bu nedenle, BT'ye müdahale etmenin yolu, kişilerin bilişsel yanlılıklarına müdahale etmekten geçer. Bilişsel yanlılık değişimi (BYD), psikopatoloji ile ilişkili bilişsel yanlılıkları azaltmayı amaçlayan ve bu amaçla kişilerin bir dizi uyarana maruz kaldığı paradigmaları içeren bir yöntemdir. Bu araştırmanın amacı, internet tabanlı BYD yorumlama yanlılığı (iBYD-Y) müdahalesinin BT ve eş zamanlı olarak psikolojik belirtiler üzerindeki etkisini randomize kontrollü bir çalışma ile incelemektir. Araştırmanın örneklemi, klinik olmayan 18-40 yaş arası 90 kadın katılımcıdan oluşmuştur. Katılımcılar, üç oturumluk müdahale alan iCBM-I grubuna ve bekleme listesi kontrol grubuna rastgele atanmıştır. Veri toplama esnasında, öz bildirim ölçümü olarak Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği-12, Kısa Belirti Ölçeği-25, Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği, davranışsal ölçüm olarak ise Boncuk Görevi ve Yorumlama Yanlılığı Görevi kullanılmıştır. Ölçümler müdahale öncesi, sonrası ve 1 ay sonrasında yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler karışık desen ANOVA ile analiz edilmiştir. Sonuçlar, öz bildirim ölçümlerinde müdahale ve kontrol grupları arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Her iki grup da BT düzeylerinde, olumsuz duygulanımda ve psikolojik belirtilerde benzer düşüş eğilimleri göstermiştir. Davranışsal ölçümlerde ise iCBM-I müdahalesinin yorumlama yanlılığı ölçümlerinde olumlu etkileri olduğu, bu etkinin bir ay sonrasında da devam ettiği bulunmuştur. Bu bulgular, iCBM-I'in semptom düzeyini etkilemediğini ancak yorumlama yanlılığını iyileştirdiğini göstermektedir. Bulgular, alanyazın ışığında tartışılmış ve gelecekteki araştırmalar ve klinik uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur.
  • Master Thesis
    The association between perceived paternal function and criminal predisposition: The role of self regulation
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Aker, Çise; Ögütcü, Yasemin Meral
    Bu çalışma, baba işlevinin suç eğilimini öngörmedeki rolünü ve bu ilişkide öz düzenlemenin rolünü araştırmaktadır. Bir babanın varlığının veya yokluğunun, bireyin suç davranışına girme olasılığını önemli ölçüde etkilediği öne sürülmektedir. Çalışma, çeşitli baba rollerinin, öz düzenlemenin gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu ve bunun da suç eğilimlerini nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Bulgular, olumlu baba katılımı ve etkili öz düzenleme becerilerinin suç eğilimine karşı önemli koruyucu faktörler olduğunu göstermektedir. Bu araştırma, suç önleme ve rehabilitasyon alanında çalışan klinisyenler için baba katılımının önemini vurgulayan değerli bilgiler sunmaktadır. Çalışma, babaların ve öz düzenlemenin suç davranışını azaltmadaki kritik rolünü göstermektedir.