Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832
Browse
130 results
Search Results
Master Thesis Terekenin resmi defterinin tutulması(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Atıcı, Mehmet Akif; Özcan, CemMiras, özel mülkiyetin devamlılığı ve kişilerin malvarlıklarını çocuklarına veya yakınlarına aktarabilmesinin en önemli yollarından biridir. Murisin vefatı ile herhangi bir işleme gerek kalmaksızın, mirasçılara yalnızca mirasta bulunan malvarlıkları değil aynı zamanda murisin borçları da bir bütün halinde geçecektir. Bu nedenle mirasın içeriğinin tespit edilebilmesi çok önemlidir ki mirasçılar sonradan sürprizlerle karşılaşmasın. Ancak günümüzde globalleşme ve teknolojinin gelişmesi ile karmaşıklaşan ticari hayat nedeni ile mirasçıların kendilerine düşecek mirası tespit etmesi imkansız hale gelmiştir. Bu sorunun giderilmesi için kanun koyucu tarafından mirasın reddi, tasfiyesi ve kabulü seçimlik haklarına ek olarak terekenin resmi defterinin tutulması kurumu getirilmiştir. Bu kurum sayesinde, mirasçılar terekenin hangi aktif ve pasiflerden oluştuğunu net olarak görebilecek ve bu bilgiler ışığında yeniden mirasa ilişkin seçimlerini değerlendirebileceklerdir. Mirasçıların mirası deftere göre kabul etmesi halinde, mirasçıların sorumlulukları yalnızca defterde yazılı olan pasiflerle sınırlı olacak; sonradan ortaya çıkan borçlardan ise kural olarak sorumlu olmayacaklardır. Mirasçılar lehine olan ve aslında kullanışlı olması gereken bu kurumun yeterli düzenlemelerin yapılmamasından kaynaklanan birçok tartışmalı durumun bulunması nedeniyle günümüzde pek kullanılmamakta olup atıl kalmıştır. Çalışmamızda, tartışmalı olan konuların tespiti yapılarak bu konulara ilişkin doktrin görüşleri ve yargı kararları incelenmiştir. Bu görüşler ışığında, tartışmalı konuların giderilerek hukuki güvenliğin sağlanabilmesi ve kurumun yeniden canlandırılabilmesi için yapılabilecek düzenlemelere ilişkin öneriler hazırlanmaya çalışılmıştır.Master Thesis Böbrek nakli alıcılarında anksiyete, depresyon ve seçilmiş özelliklerin cinsel işlev üzerine etkisi(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Derin, Ebru; Karayurt, ÖzgülBaşarılı böbrek nakli, son dönem böbrek yetmezliği olan hastalar için en etkili tedavidir. Bu araştırma, İzmir Acıbadem Kent Hastanesi'nde böbrek nakli olmuş hastalarda anksiyete, depresyon ve seçilmiş özelliklerin cinsel işlev üzerine etkisini saptamak amacıyla 29 mayıs- 28 haziran 2024 tarihleri arasında 101 hasta ile yapılmıştır. Veriler hastane anksiyet depresyon ölçeği, ilişki cinsellik ölçeği ve sosyodemografik klinik özellikler veri formu ile toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS istatistik paket program kullanılmıştır. Çalışmamızda, Böbrek nakli alıcıların Cinsel Fonksiyon alt boyut puan ortalaması 2,91 ± 3,15 Cinsel İlişki Sıklığı alt boyut puan ortalaması 6,23 ± 1,84 Cinsel Korku alt boyut puan ortalaması 2,12 ± 1,70 ve İlişki ve Cinsellik Ölçeği toplam puan ortalaması 11,26 ± 5,55 olarak saptanmıştır. Çocuk sahibi olanların İlişki ve Cinsellik Ölçeği toplam puan ortalaması çocuk sahibi olmayanlara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sigara kullananların Cinsel Korku alt boyutu puanlarının sigara kullanmayanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Böbrek nakli alıcı eş / partner yaşlarının Cinsel Fonksiyon alt boyutu puanını pozitif yönlü yordadığı ve varyansın %12,9'unu açıkladığı saptanmıştır. Böbrek nakli alıcılarının ve böbrek nakli alıcı eş / partner yaşları, arttıkça Cinsel Fonksiyon alt boyutu ve İlişki ve Cinsellik Ölçeği toplam puanının arttığı, anksiyete arttıkça cinsel fonksiyon ve İlişki ve Cinsellik Ölçeği toplam puanının arttığı, eğitim düzeyi arttıkça cinsel fonksiyon altı boyut puanın ve ilişki cinsellik ölçeği toplam puanının azaldığı saptanmıştır. Çocuk sahibi olanların cinsel fonksiyon altı boyut puanının, cinsel korku puanının ve ilişki ve cinsellik ölçeği toplam puanının azaldığı, gelir durumu iyi olanların cinsel ilişki sıklığı alt boyut puanının azaldığı bulunmuştur.Master Thesis Uzaktan çalışmada işçinin özel hayatının korunması(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Erdal, Ecem; Şişli, ZeynepDünyamız her geçen gün toplumsal, ekonomik, teknolojik dönüşümlere şahit olmaktadır. Dünyadaki bu değişiklikler ve globalleşme olgusu yaşayan bir hukuk dalı olan iş hukukunu esnekleşmeye ve günün koşullarına uygun hale gelmeye zorlamaktadır. Uzaktan çalışma, bu esneklik ihtiyacının doğurduğu atipik çalışma şekillerinin günümüzdeki en yaygın görünümüdür. En temel unsuru, iş görme ediminin işverenin işyeri dışında ifa edilmesi olan uzaktan çalışma, hukukumuzda evde çalışma ve tele çalışmayı kapsayan bir üst kavram olarak düzenlenmiştir. Teknolojinin gelişerek herkes tarafından ulaşılabilir olması ile işin "bağlantının kurulabildiği her yerde" görülebilir hale gelmesi, uzaktan çalışma türlerinden özellikle tele çalışmanın dünya çapında giderek yayılmasına sebep olmuştur. Öte yandan, işverenin yeni teknolojilerin getirdiği imkanlardan yararlanarak işçinin hem uluslararası insan hakları belgeleriyle hem de iç hukukumuzda Anayasa çatısı altında temel insan hakkı olarak koruma altına alınmış olan "özel hayatının gizliliği hakkına" müdahalesi uzaktan çalışmanın çözüme kavuşturulması gereken temel sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Uzaktan çalışmada işçinin özel hayatına müdahalenin en yaygın görünümlerini elektronik izleme ve daima ulaşılabilirlik oluşturmaktadır. Bu çalışma, işverenin teknolojinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle yönetim yetkisini özel hayatın gizliliği hakkını ihlal eder şekilde kullanmasının önlenmesi amacıyla müdahalenin sınırlarını çizmeyi amaçlamaktadır. Uzaktan çalışmada işverenin işçiyi elektronik izlemeye tabi tutması ve işçiye daima ulaşabilmesine ilişkin sınırlar, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları olmak üzere, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarının birlikte değerlendirmesi suretiyle belirlenmiştir. Karşılaştırmalı hukukta elektronik izlemeye ilişkin düzenlemeler Almanya, Fransa ve İtalya örnekleri seçilerek incelenmiştir. Çalışma yürütülürken, ulusal ve yabancı mahkeme kararları incelenmiş, literatür taraması yapılmış ve çeşitli istatistiki verilerden yararlanılmıştırMaster Thesis Muvazaa sebebiyle tasarrufun iptali davası(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Uyar, Cüneyt; Havutçu, AyşeAlacaklı kural olarak borçlunun malvarlığı ile sınırlı olarak haciz işlemi yapılmasını talep etme hakkına sahiptir. Borçlunun malvarlığının yeterli olmadığı bir durumda alacaklı icra takibiyle alacağına kavuşma imkânı elde edememektedir. Borçlunun mal kaçırmak yoluyla alacaklının haczedecek bir mal bulamamasını sağladığı durumlar bulunmaktadır. Hukuk düzeni borçlunun kötüniyetli işlemlerine karşı alacaklıyı korumaktadır. Alacaklı, borçlunun malvarlığındaki mal ve hakları azaltma yöntemine göre açacağı davayı belirlemektedir. Tasarrufun iptali davaları alacaklıların bu konuda en çok başvurduğu davadır. Bu dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ile 284'üncü maddeleri arasında ayrıntılı olarak düzenlenmektedir. Davacı alacaklının karşısında borçlu ve onunla işlem yapan üçüncü kişi davalı olarak yer alır. Alacaklı dava konusu mal veya hakkı üçüncü kişiden devralan diğer kişileri de bu davada davalı olarak gösterilebilmektedir. Davalılar arasında yapılan işlemin iptale tabi olması kanunda aranan özel dava şartlarının gerçekleşmesi durumunda mümkündür. İcra takibinin tarafı olmayan üçüncü kişi takip borçlusu ile yapmış olduğu kötüniyetli kabul edilen işlem nedeniyle alacaklının karşısında davada taraf olarak yer almaktadır. Uygulamada borçlu ile üçüncü kişi alacaklının alacağına engel olmak amacıyla muvazaalı işlem yaptıkları da görülmektedir. Tasarrufun iptali davaları muvazaaya dayalı davalardan daha geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu çalışmada tasarrufun iptali davaları ile muvazaaya dayalı açılan davaların karşılaştırılması, muvazaalı işlemin iptal davasına konu edilmesi, muvazaaya dayalı açılan davalarda İcra ve İflâs Kanunu hükümlerinin kıyasen uygulanması konuları öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay kararları çerçevesinde incelenmiştir.Master Thesis Türk Anayasa Hukukunda somut norm denetimi(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Şehir, Murat; Karagözler, MeriçBu çalışmada, Türk Anayasa Mahkemesi'nin somut norm denetiminin usul ve esas bakımından kapsamı incelenmiştir. Anayasa yargısı, devletin organlarının, bilhassa kural koyucu konumundaki yasama ve yürütme organlarının hukuk normlarının anayasaya uygunluklarının yargısal denetimini ifade etmektedir. Somut norm denetimi, görülmekte olan bir davada, davanın taraflarının ya da bizzat hâkimin, davada uygulanacak olan bir hukuk normunun anayasaya aykırı olduğunu iddia etmesidir. Anayasaya aykırılığı iddia edilen bu hukuk normunun denetimi, ülkemizde, Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Söz konusu denetimin kapsamı, yalnızca esas bakımından denetim ile sınırlıdır. Somut norm denetiminin yapılabilmesi için, Anayasa Mahkemesi'nin daha önce aynı konuda esastan ret kararı vermemiş olması, vermiş olsa bile, bu ret kararının üzerinden 10 yıl geçmiş olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, yapılan başvuruyu önce ilk incelemeden geçirir. Buradan ret kararı almayan başvuruların esastan incelemesine geçilir. Esastan inceleme sonucunda ret kararı verilebileceği gibi kabul kararı verilerek ilgili hukuk normu iptal edilebilir. İptal kararı sonucunda hukuk normu yürürlükten kalkar. Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar. Kesindir. Resmi Gazete 'de yayımlanarak yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi, bir hukuk kuralının iptalini, Resmi Gazete 'de yayımlandıktan sonraki bir yıla kadar erteleyebilir.Master Thesis İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi ve feshin sonuçları(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Sökmen, Saadet; Limoncuoğlu, Siyami AlpÜlkemizde yargıya intikal eden davaların büyük bir bölümünü, işçi işveren uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalar oluşturmaktadır. İhtilafların çoğunlukla iş sözleşmesinin feshine ilişkin yaşandığı görülmektedir. İşçi ekonomik ve hukuki olarak işverene bağımlıdır. Bu bağımlılık iş hukukunda işçiyi koruma anlamında bir temel oluşturmuştur. İşçinin korunmaya en fazla ihtiyaç duyduğu zaman, iş sözleşmesinin sona erdiği süreçtedir. İşçinin tek geçim kaynağı olan ücretini kaybetmesiyle birlikte zor duruma düşeceği ortadadır. Bu açıdan bakıldığında, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi büyük önem taşımaktadır. İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi halinde, işçinin bazı durumlarda ihbar tazminatına hak kazanamadığı gibi, kıdem tazminatına hak kazanamadığı durumlar da olmaktadır. Bu sebeple işverenin derhal feshini sağlayan haklı nedenlerin kapsamının belirlenmesi, hangi olay ve durumların haklı neden oluşturduğunun tespiti önem kazanmaktadır. Taraflar açısından sözleşme ilişkisinin devamının istenmediği, güven ilişkisinin çöktüğü ve iş ilişkisini sürdürmenin çekilmez hale geldiği durumda, haklı nedenin varlığı halinde derhal fesih hakkı doğacaktır. İşveren açısından da haklı nedenle fesih, dayanağını ahlak ve iyi niyet kurallarından, bir başka deyişle ahlaki bir temele dayanan dürüstlük kuralından almaktadır. İş sözleşmesinin haklı nedenle feshi yetkisini veren kurallar İş kanunlarında ve Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiştir. İşverenin iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu md. 25'de "İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı" başlığı altında dört grupta düzenlenmiştir. Bunlar "sağlık sebepleri", "ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri", "zorlayıcı sebepler" ve "işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17'inci maddedeki bildirim süresini aşması" halleridir. Çalışmamızda iş verenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi ve feshin sonuçları, bu başlıklar kapsamında detaylı olarak incelenmiştir.Master Thesis Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Süresinden Önce Feshinin Sonuçları ve Cezai Şart(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Demirci, Gizem; Sur, Ayşe MeldaBu çalışma, belirli süreli iş sözleşmelerinin süresinden önce sona ermesine sebebiyet veren fesih hallerinden olan haklı nedenle derhal fesih ve haklı nedene dayanmayan fesih ile sona ermesini, bu sona erme sebeplerinin hangi hallerde gerçekleştiğini, belirlenen süreden önce fesih ile sona ermenin sonuçlarını, cezai şartı ve belirli süreli iş sözleşmelerinde kararlaştırılan cezai şart ile ilgili özel durumları öğretideki görüşler ve Yargıtay kararları ışığında incelemek amacıyla yapılmıştır. İlk olarak belirli süreli iş sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulma koşulları, sona erme sebepleri ve süresinden önce feshine bağlanan sonuçlar incelenmiş, daha sonra genel olarak cezai şart hakkında bilgi verildikten sonra belirli süreli iş sözleşmelerinde cezai şart kararlaştırma durumu ve bu durumlarda ortaya çıkan bazı sakıncalar çeşitli yönlerden ele alınmıştır. Çalışmada yer alan konularla ilgili mevzuat kapsamında öğretideki tartışmalı durumlar, Yargıtay'daki görüş ayrılıkları, günümüzdeki son durum değerlendirilerek kendi çözüm önerilerimize yer verilmiştir. Bazı hallerde öğretideki tartışmalara ve Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılıklarına mevzuat hükmü yahut Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları ile son verilmiş olsa da doğal hukuka ulaşma gayesiyle bu hükümler ya da yargı kararlarının hukuki dayanakları ve eleştirilen yönleri de irdelenmiştir.Master Thesis Stoması Olan ve Olmayan Kolorektalkanser Hastalarında Beden İmajı, Cinseldoyum ve Eş Desteğinin İncelenmesi(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Bar, Serap; Çürük, Gülsüm Nihal; Krayurt, ÖzgülBu çalışma, stoması olan ve olmayan kolorektal kanser hastalarında beden imajı, cinsel doyum ve eş desteğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı, kesitsel ve karşılaştırmalı tipte olan çalışmanın örneklemini stoması olan 37 ve stoması olmayan 37 olmak üzere toplam 74 kolorektal kanser hastası oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu, Hopwood Beden İmajı Skalası, Glombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği ve Eş Desteği Ölçeği kullanılarak araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare analizi, t testi ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmada, stoması olan ve olmayan kolorektal kanser hastalarının beden imajı puan ortalaması sırasıyla; 24,49±2,51 ve 20,54±6,74; kadın hastalarda cinsel doyum puan ortalaması sırasıyla 8,35±0,61 ve 8,33±0,69; erkek hastalarda sırasıyla 8,20±0,62 ve 8,26±0,81; eş desteği puan ortalaması ise sırasıyla 60,46±3,35 ve 60,59±2,42 olarak tespit edilmiştir. Stoması olan kolorektal kanser hastalarının beden imajı algısının istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde kötü olduğu saptanmıştır. Stoması olan kolorektal kanserli hastalarda yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum ve birlikte yaşanılan kişilerin beden imajını etkilediği belirlenmiştir. Stoması olsun ya da olmasın kolorektal kanserli hastaların cinsel doyum düzeyleri düşük, eş destekleri ise yüksek olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, stoma varlığı beden imajını olumsuz yönde etkilerken, cinsel doyum ve eş desteği üzerinde anlamlı bir etkiye yol açmamıştır.Master Thesis İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Türleri ve Karşılaştırılması(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Taner Coşkun, Ayşegül; Coşkun, Ayşegül Taner; Sur, Ayşe Meldaİş uyuşmazlıklarının çözüm yolları arasında, devlet yargısının yanında barışçı çözüm yolları olan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları da yer almaktadır. Bu yolların başında arabuluculuk gelmektedir. Arabuluculuk, toplu iş hukukunda uzun bir süredir uygulanan zorunlu bir yol olarak bilinmekte olsa da bireysel iş hukuku bakımından 2012 yılından bu yana ihtiyari olarak uygulanmakta ve 01.01.2018 tarihinden bu yana da 7036 sayılı Yasa ile birlikte dava şartı olarak zorunlu bir uygulama olarak hukuk sistemimizde yer almaktadır. Menfaat temelli toplu iş uyuşmazlıkları bakımından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda düzenlenen arabuluculuk kurumu, kendine özgü bambaşka özellikler taşıyan barışçı bir çözüm yolu olarak mevzuatta yer almaktadır. 6326 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında düzenlenen arabuluculuk kurumu ise hak temelli iş uyuşmazlıklarında, başvurulması bazı hallerde zorunlu olan, alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Birbirinden şeklen ve esasen birçok yönü ile farklı, bambaşka kurumlar olan iki arabuluculuk faaliyeti, bazı hallerde geçilmesi gereken zorunlu bir yol olsa da sonucu itibari ile gönüllülük esasına dayanmakta olduğundan taraf iradeleri doğrultusunda sonuçlanmaktadırlar.Master Thesis Cerrahi ve Dahili Birimlerde Çalışan Hemşirelerin Motivasyon Düzeyleri ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Kirteler, Duygu; Yavan, TülaySağlık çalışanlarının motivasyonu, sundukları hizmetin kalitesini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu çalışma İzmir Demokrasi Üniversitesi Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde cerrahi ve dahili birimlerde çalışan hemşirelerin motivasyon düzeylerinin saptanması ve motivasyonlarını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla Ağustos- Eylül 2023 tarihleri arasında 260 hemşire ile yapılmıştır. Veriler hemşire iş motivasyon ölçeği ve sosyodemografik klinik veri formu ile toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS istatistik paket program kullanılmıştır. Çalışmamızda, hemşirelerin motivasyon puan ortalamaları 2,32±0,29, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin motivasyon puan ortalaması 2,34±0,33, dahili birimlerde çalışan hemşirelerin motivasyon puan ortalaması 2,31±0,26 olarak saptanmıştır. Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin motivasyon puanları, dahili birimlerde çalışan hemşirelerin motivasyon puanlarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,01). "Demografik özellikler" açısından cinsiyet ve farklı eğitim düzeyleri; "ekonomik özellikler" açısından farklı gelir algısı; "meslek ve çalışma özellikleri" açısından çalışılan alan, mesleği değiştirmeyi veya bırakmayı düşünme, işten duyulan memnuniyet, fazla mesai yapma, günlük bakılan hasta sayısı, meslekte ve birimde çalışma süreleri; psikososyal özellikler açısından mesleğini isteyerek seçip seçmeme durumu, ekip ile iş birliği yapma durumu; örgütsel ve yönetsel özellikler açısından çalışılan birimin fiziki koşulları, birimler arası koordinasyon eksikliği yaşanıp yaşanmaması ve ast-üst ilişkilerinde iletişim kopukluğu yaşanma durumuna göre hemşirelerin iş motivasyon puanları arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Araştırma sonucunda işten duyulan memnuniyet, günlük bakılan hasta sayısı, meslekte çalışma süresi, ekip ile yapılan iş birliği, birimin fiziki koşulları, iletişim ve koordinasyon eksikliği gibi faktörlerin motivasyonun düşmesine neden olabileceği belirlenmiştir. Personelin motivasyonunun arttırılmasında bu faktörlerin göz önünde tutulması önerilmektedir.
