Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832
Browse
43 results
Search Results
Master Thesis Relationship between parental perception, subjective vitality and depression: The mediating role of basic psychological needs in a Turkish sample(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Kara, Şule; Köksal, Mustafa FalihBu çalışmanın amacı ebeveyn algısı ile bireylerin öznel canlılık ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi aracılığıyla Türkiye örnekleminde araştırmaktır. Veriler, yaşları 16 ile 29 arasında değişen toplam 257 kişiden toplanmıştır. Veri toplamak için Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Algısı Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaç Doyumu ve İhtiyaç Engellenmesi Ölçeği, Öznel Canlılık Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Temel psikolojik ihtiyaç tatmini ve ihtiyaç engellenmesi'nin, ebeveyn algısı ile öznel canlılık ve depresyona nasıl aracılık ettiğini ölçmek için Model 4 basit mediation analizi kullanılmıştır. Sonuçlar, temel psikolojik ihtiyaç doyumunun ebeveyn algısı ile öznel canlılık arasındaki ilişkiye doğrudan aracılık ettiğini göstermiştir. Diğer taraftan, temel psikolojik ihtiyaç engellenmesinin annenin algılanan ebeveynliği ile depresyon arasındaki ilişkiye doğrudan aracılık ettiği ancak babanın algılanan ebeveynliği ile depresyon arasındaki ilişkiye kısmen aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç olarak, birey için destekleyici ebeveynlik ortamları sağlandığında, Temel Psikolojik İhtiyaçlar Teorisi'nin öne sürdüğü gibi kişinin temel psikolojik ihtiyaçları karşılanmaktadır. Bu da bireyin canlılık düzeyinde artışı sağlamaktadır. Aksine, bu ebeveyn ortamları kontrolcü müdahalelere dayandığında ihtiyaçlar engellenir, bu durum da kişinin daha depresif olmasıyla ilişkilidir.Master Thesis The effect of stereotype threat on men's career aspirations: The moderating role of honor endorsement(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Erdoğan, Emine Naz; Ersoy, NevraBu araştırmanın amacı, toplumsal cinsiyet eşitliği olmayan bir toplumda kalıp yargı tehdidinin erkeklerin kariyer hedefleri üzerindeki etkisini, onur kültürünün düzenleyici rolüne odaklanarak incelemektir. Bu amaçla, 19-70 yaşları arasındaki 354 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Sonuçlara göre, kalıp yargı tehdidi yaşayan erkeklerin kariyer hedefleri, kadınlardan anlamlı derecede daha düşüktür. Kalıp yargı tehdidi yaşayan ve yaşamayan erkekler arasında da kariyer hedefleri açısından anlamlı bir fark bulunmuştur; bu da kalıp yargı tehdidinin erkeklerin kariyer hedeflerini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir. Onur kültürüne adaptasyon derecesi, kalıp yargı tehdidi ve kariyer hedefleri arasında düzenleyici bir role sahip olmasa da, bu çalışmanın hipotezi doğrultusunda bir eğilim söz konusudur. Bu çalışma, iş talepleri geleneksel olarak kadınsı toplumsal cinsiyet normlarını içerdiğinde erkeklerin kariyer hedeflerinin olumsuz etkilendiğini göstererek Rol Uyumu Teorisine katkıda bulunmaktadır. Bu çalışmanın, kültürel ve toplumsal cinsiyet önyargılarının kariyer hedefleri üzerindeki rolünün önemini vurguladığı ve cinsiyetler arasında adil bir işyeri ortamının teşvik edilmesi için yol gösterici olduğu düşünülmektedir.Master Thesis Social anxiety and procrastination: The roles of cognitive avoidance and fear of negative evaluation(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Olkun, İpek; Öğütçü, Yasemin MeralSosyal kaygı, yaygın bir psikolojik sorun olup, büyük ölçüde sosyal durumlarda hissedilen korku ile ilişkili kaçınma davranışlarıyla karakterize edilir ve bu davranışlar altta yatan mekanizmanın önemli bir bölümünü oluşturur. Bilişsel modele göre kaçınma davranışları sosyal kaygıyı sürdürücü rol oynamaktadır. Erteleme davranışı çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan kişilerin yaşamlarında organizasyonel problemler yaratan bir işlevsiz baş etme stratejisi olarak ele alınmaktadır. Çeşitli çalışmalarda ertelemenin sosyal kaygılı kişilerce kullanılan bir kaçınma davranışı olduğuna değinilmiştir. Ancak literatürde sosyal kaygı ve erteleme ilişkisini bilişsel, duygusal ve davranışsal bileşenleri bir arada ele alarak inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu araştırmada sosyal kaygının önemli bir bileşeni olan olumsuz değerlendirilme korkusu ile kaygı ile ilişkili bozukluklarda sıklıkla başvurulan bir baş etme stratejisi olan bilişsel kaçınmanın sosyal kaygı ile erteleme ilişkisindeki aracı etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 19-71 yaş aralığındaki 357 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışma verilerinin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği – Kısa Form, Bilişsel Kaçınma Ölçeği ve Genel Erteleme Eğilimi Ölçeği ile çevrimiçi olarak toplanmıştır. Sonuçlar olumsuz değerlendirilme korkusu ve bilişsel kaçınmanın sosyal kaygı ve erteleme eğilimi arasındaki ilişkide aracı rol oynadıklarını göstermiştir. Çalışmada bu sonuçlara ek olarak bilişsel kaçınmanın alt boyutlarının da sosyal kaygı ve erteleme ilişkisindeki rolü incelenmiş, yalnızca düşünceleri değiştirme isimli alt boyutun anlamlı bir aracılık rolüne sahip olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlara bağlı olarak çalışmanın klinik psikoloji alanında bilişsel-davranışçı yaklaşımlara teorik ve pratik açıdan katkı sağlayacağı öngörülmektedir.Master Thesis The mediator role of appearance comparison in the relationship between parents' body talk, sociocultural attitudes towards appearance and body dissatisfaction of their children(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Gürsoy, Elif Güz; Kaykusuz, Ezgi TunaBeden memnuniyetsizliği, özellikle ergenler ve genç yetişkinler olmak üzere bireyler arasında yaygın bir sorundur ve çeşitli sosyokültürel faktörlerden etkilenir. Özellikle son on yılda, ebeveynlerin çocuklarının beden memnuniyetsizliği ve beden imajı sorunlarındaki rolünü araştıran çalışmalar artmıştır. Bu araştırmada ebeveynlerin beden konuşmalarının ve görünüşe yönelik sosyokültürel tutumlarının, çocuklarının beden memnuniyetsizliği düzeyleri üzerindeki etkisi ve bu ilişkilerde görünüm karşılaştırmasının aracılık rolü araştırılmıştır. Çalışmaya 18-35 yaş arası 236 kişi katıldı (M=24, SS=3.70). Araştırmanın değişkenleri çevrimiçi bir anketle ölçüldü. Katılımcılar, demografik bilgi formunu doldurmuş ve ardından kendilerine şu anketler verilmiştir: Olumsuz Beden Konuşmaları Ölçeği, Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Anketi-4 Revize Edilmiş, Fiziksel Görünüm Karşılaştırma Ölçeği-Revize Edilmiş ve Vücut Algısı Ölçeği. Sonuçlar hem SPSS ile PROCESS Macro v4.2 kullanılarak hem de AMOS'ta yol analizi yapılarak analiz edildi. Sonuçlara göre, katılımcıların bildirdiği şekliyle ebeveynlerin beden konuşmaları ve görünüme dair sosyokültürel tutumları beden memnuniyeti ile olumsuz yönde ilişkiliydi. Ayrıca görünüm karşılaştırması bu ilişkiye tam olarak aracılık etti. Bulgular, ebeveynlerin beden konuşmalarının ve görünüşe yönelik sosyokültürel tutumlarının, görünüm karşılaştırmaları yapma eğilimini etkilediğini ve bu durumun daha büyük beden memnuniyetsizliğine yol açtığını öne sürmektedir. Çalışmanın sonuçları, ebeveynlerin çocuklarının beden imajındaki rolünün önemini ve ebeveynlerin etkileri konusunda eğitilmelerinin yanı sıra daha sağlıklı beden imajı yaklaşımlarını teşvik etmeyi amaçlayan müdahalelere dahil edilmelerinin gerekliliğini vurgulamaktadır.Master Thesis "Monster inside me": The superego pathology in Bulimia Nervosa - a qualitative investigation of the harsh inner monologue(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Doğan, Beyza; Köksal, Mustafa FalihBu kalitatif çalışma, bulimia nervozanın psikolojik dinamiklerini, özellikle de süperegonun semptom oluşumu ve sürdürülmesindeki rolünü incelemektedir. Bulimia nervoza tanısı konmuş 7 kadınla yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda, bulimik döngüde hastalığın semptomlarının adını alan dört ana tema tespit edilmiştir: Kısıtlama, Tıkınırcasına Yeme, Kusma ve İnkar. Her aşama, öz algı, duygusal düzenleme ve süperegonun kritik etkisi arasındaki karmaşık etkileşimi açığa çıkarmaktadır. Bulgular, patolojikleşen superego örgütlenmesinin mükemmeliyetçilik, suçluluk ve utanç duygularını nasıl teşvik ettiğini ve bu duyguların kısıtlayıcı diyet, tıkınırcasına yeme, kusma ve inkar döngüsünü nasıl devam ettirdiğini göstermektedir. Çalışma, bu içsel çatışmaları anlamanın, daha etkili terapötik müdahaleler sağlamak açısından önemini vurgulamaktadır. Bulimia nervoza ile yaşayan kadınların deneyimlerini inceleyerek, bu araştırma mevcut literatüre psikolojik mekanizmaların detaylı kalitatif bir analizini sunmaktadır. Çalışma, yeme bozukluğunu güdüleyen içselleştirilmiş eleştirel sesler ve mükemmeliyetçi dürtülerle başa çıkmanın önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma, ruh sağlığı uzmanları ve araştırmacıları, bulimia nervoza ile yaşayan kadınların değişen psikolojik manzarasını düşünmeye davet etmektedir. Bu yeme bozukluğunun altındaki içsel dinamikleri daha derinlemesine anlamaya çağırarak, hastalığın spesifik doğasına daha uygun terapötik yaklaşımlar geliştirilmesini savunmaktadır.Master Thesis The role of self-perception and psychological resilience in the impact of adverse childhood experiences on mental health(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Kahyaoğlu, İpek; Ögütçü, Yasemin MeralBu çalışma olumsuz çocukluk deneyimleri ve ruh sağlığı arasındaki ilişkide benlik algısının ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolünü araştırmayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya 18 yaş ve üzeri 377 katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmanın değişkenlerini ölçmek için Katılımcı Bilgi Formu, Benlik Kuramı Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Sonuçlar, olumsuz çocukluk deneyimleri ile psikolojik semptoma sahip olma arasında anlamlı pozitif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, benlik algısının alt ölçekleri ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki ortaya koymuştur. Son olarak, psikolojik dayanıklılığın olumsuz çocukluk deneyimleri ve ruh sağlığı arasındaki ilişkide aracılık ettiğini göstermiştir. Benlik algısının ise yalnızca ''boş zaman aktiviteleri'' ve ''arkadaşlık'' alt ölçekleri olumsuz çocukluk deneyimi ve ruh sağlığı arasındaki ilişkide aracı role sahiptir. Özetle, yüksek psikolojik dayanıklılığın ve olumlu bir benlik algısının olumsuz çocukluk deneyimlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkisinde aracılık ettikleri ve birer koruyucu faktör oldukları görülmüştür. Bu çalışma, klinik alanda olumsuz çocukluk deneyimlerinin ruhsal sağlığa olumsuz etkisinin azaltılması için yapılan çalışmalarda kişinin psikolojik dayanıklılığının ve benlik algısının göz önünde bulundurulması gerektiğine vurgu yapmıştır. Ek olarak, mevcut çalışma psikolojik dayanıklılığın bir süreç olarak ele alınmasının, ve benlik algısının ise bir bütün olarak değil alt alanları (özellikle serbest zaman aktiviteleri ve arkadaşlık ilişkileri) incelenilerek değerlendirilmesinin önemine dikkat çekerek literatüre katkı sağlamaktadır.Master Thesis Beliefs about emotions and emotional eating: Thought suppression and rumination as mediating factors(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Engin, Esin; Kaykusuz, Ezgi TunaDuygu inançları, duygu düzenleme süreci için önemli sonuçlar doğurur ve duyguların nasıl algılandığını ve düzenlendiğini şekillendirebilir. Duyguların düzenlenmesindeki zorlukların bir sonucu, duygusal yeme gibi işlevsiz yeme davranışları olabilir. Bu çalışma, duygular hakkındaki inançların ve bu inançların duygusal yeme ile ilişkisi arasındaki karmaşık etkileşimi incelemektedir. Özellikle, duyguların kontrol edilemezliği ve yararsızlığı hakkındaki inançlar ile duygusal yeme arasındaki ilişkide düşünce baskılama ve ruminasyon gibi daha az uyumlu duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünü test etmektedir. Türkiye'den 414 yetişkin (Myaş = 32.5, SD =11.4) çevrimiçi öz-bildirim anketlerini tamamlayarak çalışmaya katılmıştır. Ölçüm araçları olarak Duygusal İnançlar Anketi, Ruminatif Yanıt Ölçeği'nin kısa versiyonu, Beyaz Ayı Baskılama Envanteri ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi kullanılmıştır. Yol analizi sonuçlarına göre, cinsiyet ve beden kitle indeksi istatistiksel olarak kontrol edildikten sonra, duyguların kontrol edilemez olduğuna dair inanç, ruminasyon ve düşünce baskılama stratejilerinin artan kullanımı ile ilişkili bulunmuş ve bu stratejiler de duygusal yemeyi öngörmüştür. Ancak, duyguların yararsız olduğuna dair inanç ile duygusal yeme arasında duygu düzenleme stratejileri aracılığıyla anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışma, duyguların kontrol edilemez olduğuna dair inancın, düşünce baskılama ve ruminasyon gibi daha az uyumlu stratejileri teşvik ederek duygusal yemeyi öngördüğünü ortaya koymuştur. Bu bulgu, duygusal yeme gibi zararlı davranışları daha derinlemesine anlamak için duygu inançlarının incelenmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın önemi, sınırlılıkları ve olası sonuçları tartışılmış ve bu dinamikleri daha iyi anlamak için gelecekteki araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.Master Thesis The Distance Effect on Magnitude Processing of Fractions: The Effect of Non-Symbolic Priming(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Bektürk, Ebru; Erdeni̇z, BurakSayısal işlemede yaygın olarak çalışılan bir etki olan uzaklık etkisi, sayısal olarak birbirinden uzak olan sayıların daha hızlı tepkiler ürettiğini, yakın olan sayıların ise daha uzun tepki süreleri ile ilişkili olduğunu öne sürmektedir. Bu çalışmanın amacı, sembolik olmayan uyaranlar olarak sunulan pasta grafiklerinin, uzaklık etkisi çerçevesinde sembolik kesirler üzerinde çapraz notasyonel hazırlama etkisi yaratıp yaratmadığını test etmektir. Bu amaçla, sembolik kesirlerin hazırlama etkisi olmadan sunulduğu kontrol koşulundan elde edilen tepki süreleri, pasta grafiği ile hazırlandıktan sonraki tepki süreleri ile karşılaştırılmıştır. Bu etki doğrultusunda, sayısal olarak uzak kesirlere yakın kesirlerden daha hızlı tepki verilmesi beklenmiştir. Sonuçlar, katılımcıların büyüklük karşılaştırma görevi sırasında kontrol koşuluna kıyasla hazırlama etkisi ile sunulan sembolik kesirlere daha hızlı tepki verdiğini gösterdi. Buna ek olarak, sayısal büyüklük açısından birbirinden uzak olan kesirlerin daha hızlı tepki süreleri ürettiğini, sunulan kesir çiftlerinin pay ve paydaları arasındaki fark birbirine eşit olduğunda ise tepki sürelerinin uzadığını göstermiştir. Bu sonuçlar, ortak bileşeni olmayan kesirlerin hem bileşensel hem de bütünsel işleme ile işlenebileceğini gösterebilir. Sonuç olarak, bu çalışmada bulunan anlamlı hazırlama etkisi, sembolik olmayan görselleştirmenin kesirlerin daha iyi anlaşılması için önemli bir kolaylaştırıcı olabileceğini gösterebilir.Master Thesis The Effect of Spatial Cues on the Space-Number Associations: an Eye-Tracking Study(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Duran, Eli̇f; Erdeni̇z, BurakZihinsel Sayı Doğrusu (MNL) hipotezine göre, insanlar soldan sağa doğru artan bir sayı dizisinin zihinsel temsiline sahiptir. Bunun yanısıra, yapılan araştırmalar küçük sayılara sol tuşa kıyasla sağ tuşla, büyük sayılara ise sol tuşa kıyasla sağ tuşla daha hızlı yanıt verildiğini ileri sürmüştür. Bu tezin amacı, farklı motor hareketlerdeki SNA'yı, ketleyici kontrolün rolüne özel olarak odaklanarak, bilişsel işlevler bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle, procue ve anticue olmak üzere iki görev bir büyüklük karşılaştırma görevi ile birleştirleştirilmiştir. Anticue/büyüklük karşılaştırma bloğunun, katılımcıların aynı taraftaki bir yanıtı ketlemek zorunda kalması göz önüne alındığında, anticue /büyüklük karşılaştırma görevinde sayı-uzam ilişkisinin kolaylaştırılması beklenmektedir. Benzer şekilde, sakkadik tepki gerektiren büyüklük karşılaştırma testi ile birleştirilmiş bir anti-sakkad testinde, göreve hazırlanma süresini değiştirerek okülomotor ketlemeyi inceledik. Sonuçlar parmak yanıtlarında anlamlı bir SNA göstermiş ancak sakkadik tepkilerde SNA'ya rastlanmamıştır. Ayrıca, görev türü için, anticue ile karşılaştırıldığında procue da daha hızlı reaksiyon süresini gösteren ve PI için, PI 650 ms'ye kıyasla PI 350 ms'de daha hızlı reaksiyon süresini gösteren önemli anlamlı ana etkiler bulunmuştur. Ancak ketleme görevinin büyüklük karşılaştırma görevindeki SNA üzerinde anlamlı bir etkisi bulunamamıştır. Aynı şekilde, yapılan ileri analizler ketleme becerisinin SNA'yı etkilemediğini gösterdi. Genel olarak, bulgularımız önceki çalışmaların okülomotor hareketlerin ketlenmesinin SNA ile ilgili olmaması yönündeki önerisine katkıda bulunmaktadır.Master Thesis The Effect of Exercise and Circadian Rhythm on Working Memory in Young Adulthood(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2023) Altuntaş, Kübra; Başar, CananÇalışma belleği (ÇB), bilginin işlenmesi için depolanması, güncellenmesi ve manipüle edilmesini içeren sınırlı bir bellek alanıdır. Araştırmalar, bireysel ve yaşa bağlı farklılıkların yanı sıra egzersizin de ÇB performansını etkilediğini göstermektedir. Ek olarak, sirkadiyen ritim (SR) günlük rutindeki fiziksel, biyokimyasal ve davranışsal döngüleri içerir. ÇB performansı, kişilerin günlük rutinlerinin düzenli olup olmamasına bağlı olarak da olumlu veya olumsuz değişiklikler göstermektedir. Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlik döneminde yapılan egzersizin ÇB performansı üzerindeki etkisini incelemek, bunun için kronotiplerine bağlı olarak optimal zaman aralıkları belirlenen katılımcılarınla çalışma yapılmıştır. Araştırmanın süreci (3 hafta ip atlama ve ip atlama öncesi ve sonrası olmak üzere haftada bir gün, totalde 5 hafta olmak üzere) katılımcıların SR' ne göre planlanmıştır (Egzersiz Grubu, 10 Ara Tip, 7 Akşamcı Tip; Kontrol Grubu, 12 Ara Tip, 7 Akşamcı Tip). N-Geri Paradigması toplam 5 hafta boyunca uygulanmıştır. Uyaran türü (Hedef, Hedef Olmayan) açısından N-Geri koşullarına (0-geri, 1-geri, 2-geri) bağlı olarak katılımcıların tepki süresi (TS) ve hedef olan ve hedef olmayan uyaranların doğruluk oranı (DO) üzerindeki kronotip (Akşam Tip, Ara Tip) ve zaman (ön ölçüm, ilk egzersiz, ikinci egzersiz, üçüncü egzersiz, son ölçüm) etkilerini araştırmak için iki ayrı dört yönlü bir karma ANOVA yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, katılımcıların hedef olan ve hedef olmayan uyaranlara karşı verdikleri TS, Zaman-N-Geri-Kronotipler arasında anlamlı bir fark oluşturmuştur. Ayrıca hedef uyaranlardaki DO, Zaman-N-Geri- Gruplar arasında anlamlı bir fark oluştururken, hedef olmayan uyaranlarda yalnızca Zaman- N-Geri arasındaki anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, SR senkronizasyon etkisi dikkate alındığında ve yapılan düzenli egzersizde ÇB performansında bir artış olduğu görülmüştür.
