Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 89
  • Master Thesis
    Terekenin resmi defterinin tutulması
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Atıcı, Mehmet Akif; Özcan, Cem
    Miras, özel mülkiyetin devamlılığı ve kişilerin malvarlıklarını çocuklarına veya yakınlarına aktarabilmesinin en önemli yollarından biridir. Murisin vefatı ile herhangi bir işleme gerek kalmaksızın, mirasçılara yalnızca mirasta bulunan malvarlıkları değil aynı zamanda murisin borçları da bir bütün halinde geçecektir. Bu nedenle mirasın içeriğinin tespit edilebilmesi çok önemlidir ki mirasçılar sonradan sürprizlerle karşılaşmasın. Ancak günümüzde globalleşme ve teknolojinin gelişmesi ile karmaşıklaşan ticari hayat nedeni ile mirasçıların kendilerine düşecek mirası tespit etmesi imkansız hale gelmiştir. Bu sorunun giderilmesi için kanun koyucu tarafından mirasın reddi, tasfiyesi ve kabulü seçimlik haklarına ek olarak terekenin resmi defterinin tutulması kurumu getirilmiştir. Bu kurum sayesinde, mirasçılar terekenin hangi aktif ve pasiflerden oluştuğunu net olarak görebilecek ve bu bilgiler ışığında yeniden mirasa ilişkin seçimlerini değerlendirebileceklerdir. Mirasçıların mirası deftere göre kabul etmesi halinde, mirasçıların sorumlulukları yalnızca defterde yazılı olan pasiflerle sınırlı olacak; sonradan ortaya çıkan borçlardan ise kural olarak sorumlu olmayacaklardır. Mirasçılar lehine olan ve aslında kullanışlı olması gereken bu kurumun yeterli düzenlemelerin yapılmamasından kaynaklanan birçok tartışmalı durumun bulunması nedeniyle günümüzde pek kullanılmamakta olup atıl kalmıştır. Çalışmamızda, tartışmalı olan konuların tespiti yapılarak bu konulara ilişkin doktrin görüşleri ve yargı kararları incelenmiştir. Bu görüşler ışığında, tartışmalı konuların giderilerek hukuki güvenliğin sağlanabilmesi ve kurumun yeniden canlandırılabilmesi için yapılabilecek düzenlemelere ilişkin öneriler hazırlanmaya çalışılmıştır.
  • Master Thesis
    Uzaktan çalışmada işçinin özel hayatının korunması
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Erdal, Ecem; Şişli, Zeynep
    Dünyamız her geçen gün toplumsal, ekonomik, teknolojik dönüşümlere şahit olmaktadır. Dünyadaki bu değişiklikler ve globalleşme olgusu yaşayan bir hukuk dalı olan iş hukukunu esnekleşmeye ve günün koşullarına uygun hale gelmeye zorlamaktadır. Uzaktan çalışma, bu esneklik ihtiyacının doğurduğu atipik çalışma şekillerinin günümüzdeki en yaygın görünümüdür. En temel unsuru, iş görme ediminin işverenin işyeri dışında ifa edilmesi olan uzaktan çalışma, hukukumuzda evde çalışma ve tele çalışmayı kapsayan bir üst kavram olarak düzenlenmiştir. Teknolojinin gelişerek herkes tarafından ulaşılabilir olması ile işin "bağlantının kurulabildiği her yerde" görülebilir hale gelmesi, uzaktan çalışma türlerinden özellikle tele çalışmanın dünya çapında giderek yayılmasına sebep olmuştur. Öte yandan, işverenin yeni teknolojilerin getirdiği imkanlardan yararlanarak işçinin hem uluslararası insan hakları belgeleriyle hem de iç hukukumuzda Anayasa çatısı altında temel insan hakkı olarak koruma altına alınmış olan "özel hayatının gizliliği hakkına" müdahalesi uzaktan çalışmanın çözüme kavuşturulması gereken temel sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Uzaktan çalışmada işçinin özel hayatına müdahalenin en yaygın görünümlerini elektronik izleme ve daima ulaşılabilirlik oluşturmaktadır. Bu çalışma, işverenin teknolojinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle yönetim yetkisini özel hayatın gizliliği hakkını ihlal eder şekilde kullanmasının önlenmesi amacıyla müdahalenin sınırlarını çizmeyi amaçlamaktadır. Uzaktan çalışmada işverenin işçiyi elektronik izlemeye tabi tutması ve işçiye daima ulaşabilmesine ilişkin sınırlar, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları olmak üzere, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarının birlikte değerlendirmesi suretiyle belirlenmiştir. Karşılaştırmalı hukukta elektronik izlemeye ilişkin düzenlemeler Almanya, Fransa ve İtalya örnekleri seçilerek incelenmiştir. Çalışma yürütülürken, ulusal ve yabancı mahkeme kararları incelenmiş, literatür taraması yapılmış ve çeşitli istatistiki verilerden yararlanılmıştır
  • Master Thesis
    Muvazaa sebebiyle tasarrufun iptali davası
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Uyar, Cüneyt; Havutçu, Ayşe
    Alacaklı kural olarak borçlunun malvarlığı ile sınırlı olarak haciz işlemi yapılmasını talep etme hakkına sahiptir. Borçlunun malvarlığının yeterli olmadığı bir durumda alacaklı icra takibiyle alacağına kavuşma imkânı elde edememektedir. Borçlunun mal kaçırmak yoluyla alacaklının haczedecek bir mal bulamamasını sağladığı durumlar bulunmaktadır. Hukuk düzeni borçlunun kötüniyetli işlemlerine karşı alacaklıyı korumaktadır. Alacaklı, borçlunun malvarlığındaki mal ve hakları azaltma yöntemine göre açacağı davayı belirlemektedir. Tasarrufun iptali davaları alacaklıların bu konuda en çok başvurduğu davadır. Bu dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ile 284'üncü maddeleri arasında ayrıntılı olarak düzenlenmektedir. Davacı alacaklının karşısında borçlu ve onunla işlem yapan üçüncü kişi davalı olarak yer alır. Alacaklı dava konusu mal veya hakkı üçüncü kişiden devralan diğer kişileri de bu davada davalı olarak gösterilebilmektedir. Davalılar arasında yapılan işlemin iptale tabi olması kanunda aranan özel dava şartlarının gerçekleşmesi durumunda mümkündür. İcra takibinin tarafı olmayan üçüncü kişi takip borçlusu ile yapmış olduğu kötüniyetli kabul edilen işlem nedeniyle alacaklının karşısında davada taraf olarak yer almaktadır. Uygulamada borçlu ile üçüncü kişi alacaklının alacağına engel olmak amacıyla muvazaalı işlem yaptıkları da görülmektedir. Tasarrufun iptali davaları muvazaaya dayalı davalardan daha geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu çalışmada tasarrufun iptali davaları ile muvazaaya dayalı açılan davaların karşılaştırılması, muvazaalı işlemin iptal davasına konu edilmesi, muvazaaya dayalı açılan davalarda İcra ve İflâs Kanunu hükümlerinin kıyasen uygulanması konuları öğretide yer alan görüşler ve Yargıtay kararları çerçevesinde incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Türk Anayasa Hukukunda somut norm denetimi
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Şehir, Murat; Karagözler, Meriç
    Bu çalışmada, Türk Anayasa Mahkemesi'nin somut norm denetiminin usul ve esas bakımından kapsamı incelenmiştir. Anayasa yargısı, devletin organlarının, bilhassa kural koyucu konumundaki yasama ve yürütme organlarının hukuk normlarının anayasaya uygunluklarının yargısal denetimini ifade etmektedir. Somut norm denetimi, görülmekte olan bir davada, davanın taraflarının ya da bizzat hâkimin, davada uygulanacak olan bir hukuk normunun anayasaya aykırı olduğunu iddia etmesidir. Anayasaya aykırılığı iddia edilen bu hukuk normunun denetimi, ülkemizde, Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Söz konusu denetimin kapsamı, yalnızca esas bakımından denetim ile sınırlıdır. Somut norm denetiminin yapılabilmesi için, Anayasa Mahkemesi'nin daha önce aynı konuda esastan ret kararı vermemiş olması, vermiş olsa bile, bu ret kararının üzerinden 10 yıl geçmiş olması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, yapılan başvuruyu önce ilk incelemeden geçirir. Buradan ret kararı almayan başvuruların esastan incelemesine geçilir. Esastan inceleme sonucunda ret kararı verilebileceği gibi kabul kararı verilerek ilgili hukuk normu iptal edilebilir. İptal kararı sonucunda hukuk normu yürürlükten kalkar. Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar. Kesindir. Resmi Gazete 'de yayımlanarak yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi, bir hukuk kuralının iptalini, Resmi Gazete 'de yayımlandıktan sonraki bir yıla kadar erteleyebilir.
  • Master Thesis
    İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi ve feshin sonuçları
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Sökmen, Saadet; Limoncuoğlu, Siyami Alp
    Ülkemizde yargıya intikal eden davaların büyük bir bölümünü, işçi işveren uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalar oluşturmaktadır. İhtilafların çoğunlukla iş sözleşmesinin feshine ilişkin yaşandığı görülmektedir. İşçi ekonomik ve hukuki olarak işverene bağımlıdır. Bu bağımlılık iş hukukunda işçiyi koruma anlamında bir temel oluşturmuştur. İşçinin korunmaya en fazla ihtiyaç duyduğu zaman, iş sözleşmesinin sona erdiği süreçtedir. İşçinin tek geçim kaynağı olan ücretini kaybetmesiyle birlikte zor duruma düşeceği ortadadır. Bu açıdan bakıldığında, iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi büyük önem taşımaktadır. İşverenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmesi halinde, işçinin bazı durumlarda ihbar tazminatına hak kazanamadığı gibi, kıdem tazminatına hak kazanamadığı durumlar da olmaktadır. Bu sebeple işverenin derhal feshini sağlayan haklı nedenlerin kapsamının belirlenmesi, hangi olay ve durumların haklı neden oluşturduğunun tespiti önem kazanmaktadır. Taraflar açısından sözleşme ilişkisinin devamının istenmediği, güven ilişkisinin çöktüğü ve iş ilişkisini sürdürmenin çekilmez hale geldiği durumda, haklı nedenin varlığı halinde derhal fesih hakkı doğacaktır. İşveren açısından da haklı nedenle fesih, dayanağını ahlak ve iyi niyet kurallarından, bir başka deyişle ahlaki bir temele dayanan dürüstlük kuralından almaktadır. İş sözleşmesinin haklı nedenle feshi yetkisini veren kurallar İş kanunlarında ve Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiştir. İşverenin iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu md. 25'de "İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı" başlığı altında dört grupta düzenlenmiştir. Bunlar "sağlık sebepleri", "ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri", "zorlayıcı sebepler" ve "işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17'inci maddedeki bildirim süresini aşması" halleridir. Çalışmamızda iş verenin iş sözleşmesini haklı nedenle feshi ve feshin sonuçları, bu başlıklar kapsamında detaylı olarak incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Süresinden Önce Feshinin Sonuçları ve Cezai Şart
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Demirci, Gizem; Sur, Ayşe Melda
    Bu çalışma, belirli süreli iş sözleşmelerinin süresinden önce sona ermesine sebebiyet veren fesih hallerinden olan haklı nedenle derhal fesih ve haklı nedene dayanmayan fesih ile sona ermesini, bu sona erme sebeplerinin hangi hallerde gerçekleştiğini, belirlenen süreden önce fesih ile sona ermenin sonuçlarını, cezai şartı ve belirli süreli iş sözleşmelerinde kararlaştırılan cezai şart ile ilgili özel durumları öğretideki görüşler ve Yargıtay kararları ışığında incelemek amacıyla yapılmıştır. İlk olarak belirli süreli iş sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulma koşulları, sona erme sebepleri ve süresinden önce feshine bağlanan sonuçlar incelenmiş, daha sonra genel olarak cezai şart hakkında bilgi verildikten sonra belirli süreli iş sözleşmelerinde cezai şart kararlaştırma durumu ve bu durumlarda ortaya çıkan bazı sakıncalar çeşitli yönlerden ele alınmıştır. Çalışmada yer alan konularla ilgili mevzuat kapsamında öğretideki tartışmalı durumlar, Yargıtay'daki görüş ayrılıkları, günümüzdeki son durum değerlendirilerek kendi çözüm önerilerimize yer verilmiştir. Bazı hallerde öğretideki tartışmalara ve Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılıklarına mevzuat hükmü yahut Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları ile son verilmiş olsa da doğal hukuka ulaşma gayesiyle bu hükümler ya da yargı kararlarının hukuki dayanakları ve eleştirilen yönleri de irdelenmiştir.
  • Master Thesis
    İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Türleri ve Karşılaştırılması
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Taner Coşkun, Ayşegül; Coşkun, Ayşegül Taner; Sur, Ayşe Melda
    İş uyuşmazlıklarının çözüm yolları arasında, devlet yargısının yanında barışçı çözüm yolları olan alternatif uyuşmazlık çözüm yolları da yer almaktadır. Bu yolların başında arabuluculuk gelmektedir. Arabuluculuk, toplu iş hukukunda uzun bir süredir uygulanan zorunlu bir yol olarak bilinmekte olsa da bireysel iş hukuku bakımından 2012 yılından bu yana ihtiyari olarak uygulanmakta ve 01.01.2018 tarihinden bu yana da 7036 sayılı Yasa ile birlikte dava şartı olarak zorunlu bir uygulama olarak hukuk sistemimizde yer almaktadır. Menfaat temelli toplu iş uyuşmazlıkları bakımından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nda düzenlenen arabuluculuk kurumu, kendine özgü bambaşka özellikler taşıyan barışçı bir çözüm yolu olarak mevzuatta yer almaktadır. 6326 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında düzenlenen arabuluculuk kurumu ise hak temelli iş uyuşmazlıklarında, başvurulması bazı hallerde zorunlu olan, alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Birbirinden şeklen ve esasen birçok yönü ile farklı, bambaşka kurumlar olan iki arabuluculuk faaliyeti, bazı hallerde geçilmesi gereken zorunlu bir yol olsa da sonucu itibari ile gönüllülük esasına dayanmakta olduğundan taraf iradeleri doğrultusunda sonuçlanmaktadırlar.
  • Master Thesis
    Türk İş Hukukunda İşveren Vekili Kavramı ve İşveren Vekilinin Sorumluluğu
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Yılmaz, Gökhan; Li̇moncuoğlu, Si̇yami̇ Alp
    Bir işyerinde en üst düzeyde emir ve talimat verme yetkisi iş sözleşmesinin taraflarından işverene aittir. Ancak gelişen ve küreselleşen dünyamızda, işletmeler de değişime uğramış, işletmenin devamlılığı, sürekliliği ve verimliliği için birçok alanda faaliyet gösterme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İşverenin emir ve talimat verme yetkisini devrettiği kişiler işveren vekilleridir. İşveren vekili kavramı çalışmamızın temelini oluşturan kavramdır. İşveren vekili kavramını ortaya koyabilmek için öncelikle işveren kavramı çeşitli kanunlardaki tanımı ile ele alınmıştır. İşveren vekilinin farklı kanunlardaki tanımı ve ilgili kanunların ana konusunu oluşturan müesseslerde işveren vekilinin durumu ve farklılığı karşılaştırma yapılmak suretiyle somut örneklerle açıklanmıştır. Bu kapsamda işveren vekilinin işçi alacakları yönünden hakları incelenmiş, işveren ile işveren vekili arasında iş akdi olması halinde herhangi bir farklılık arzetmeksizin yasal konullarının oluşması halinde işveren vekili diğer işçiler gibi işçilik haklarına hak kazanacaktır. İş güvencesi yönünden hakları incelenirken; öncelikle iş güvencesi kavramı ayrıntılı açıklanmış ve iş güvencesi dışında bırakılan bir kısım işveren vekillerinin kim olduğu, hangi koşullarda iş güvencesinin kapsamında olduğu, somut örnekler ortaya konularak bu düzenlemenin temelindeki saik temellendirilerek açıklanmıştır. Sendikal hakları yönünden işveren vekili olduğuna dair tanım gereğince ilgili kanuna göre işveren vekili olan kişinin işveren kabul edileceği, işçinin haklarına sahip olamayacağı ortaya konmuştur. İşverenin hukuki sorumluluğu, idari sorumluluğu, iki başlıkta incelenmiştir. İşveren vekilinin iş kazasından doğan cezai sorumluluğu ve işveren vekilinin iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu bakımından cezai sorumluluğu incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Platform Çalışması ve Platform Çalışanlarının Hukuki Statüsü
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Arslantaş, Si̇mge; Li̇moncuoğlu, Si̇yami̇ Alp
    Platform çalışması, ekonomi piyasalarındaki dijitalleşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan atipik istihdam biçimidir. Sahip olduğu heterojen yapı ve kendine özgü nitelikler platform çalışmasının atipik istihdam biçimleri arasındaki yerinin tespitini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle çalışmanın ikinci bölümünde platform çalışmasının atipik istihdam biçimleri arasındaki yeri incelenmiş, doktrinde kıyasa tabi tutulan istihdam biçimleriyle benzer ve farklı özelliklerine değinilmiştir. Sağladığı avantajlar nedeniyle giderek daha fazla tercih edilir hale gelen platform çalışması, çalışanlar açısından birçok dezavantaj da barındırmaktadır. Platform çalışanları çoğu zaman iş hukukunun işçilere tanıdığı temel haklardan dahi faydalanamamaktadırlar. Platform çalışanlarının hem işçilere hem bağımsız çalışanlara özgü nitelikleri taşıyor olmaları, hangi statü kapsamında değerlendirilecekleri sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca platform çalışmasının sahip olduğu heterojen yapı, genelleme yapmayı mümkün kılmamaktadır. Bu nedenle platform çalışanlarının hukuki statüsü belirsizliğini korumakta ve doktrinde konuya ilişkin farklı görüşler ile farklı çözüm önerileri bulunmaktadır. Platform çalışmasının barındırdığı ilişkilere veya platform çalışanlarının hukuki statülerine ilişkin Türk hukuku kapsamında yasal bir düzenleme ya da bilinen, verilmiş bir yargı kararı mevcut değildir. Platform çalışanlarının hukuki statüsünün belirsizliği, küresel bir sorun niteliğini haiz olup bu hususta gerek Avrupa Birliği (AB) gerek Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi uluslararası kuruluşlar gerekse çeşitli ülkeler birtakım çalışmalar yürütmekte ve platform çalışanlarını iş hukukunun koruyucu hükümlerinin kapsamına almayı hedeflemektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, platform ekonomisi kavramına, dijital platformlara, platform çalışmasının türleri ile sağladığı avantaj ve dezavantajlara, platform çalışanı kavramına ve bu çalışanların sahip oldukları haklara değinilmiş; dördüncü bölümünde ise platform çalışanlarının hukuki statüsü kavramı detaylıca incelenerek statü sorununa yönelik çözüm önerilerine ve bazı ülkelerin, ILO'nun ve AB'nin konuya ilişkin yaklaşımlarına yer verilmiştir.
  • Master Thesis
    Sigorta Hukuku Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2023) Alkan, Yücel; Gül, Mehmet Aki̇f
    Ekonomik koşulların değişkenlik gösterdiği ülkemizde, sigorta uyuşmazlıklarının hızlı bir şekilde çözümlenmesi önem arz etmektedir. Bu sebeple alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına duyulan ihtiyaç günden güne artmaktadır. Arabuluculuk, sigorta uyuşmazlıklarının çözümünde önemli bir yöntemdir. Arabuluculuk iradidir ve uyuşmazlık hakkında karar verme yetkisi uyuşmazlığın taraflarındadır. Sigorta uyuşmazlıklarının hızlı ve etkin bir şekilde çözümlenmesi için arabuluculuk önemli ve gerekli bir yoldur. Bu çalışmanın amacı sigorta uyuşmazlıklarının arabuluculuk yoluyla çözümlenmesine ilişkin yasal düzenlemeleri incelemek ve arabuluculuğun uyuşmazlık çözümünde sağladığı avantajlara değinmektir. Bu çalışmada, önce "uyuşmazlık" kavramı açıklanmış, hangi uyuşmazlıklarının sigorta uyuşmazlığı olduğu anlatılmıştır. Sigorta uyuşmazlığının çözümünde alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına değinilmiş ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle arabuluculuk arasında bazı karşılaştırmalar yapılmıştır. Sonrasında hangi uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olduğu tespit edilmiş ve ihtiyari arabuluculuk ile dava şartı arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemeler ele alınmıştır. Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan sigorta türleri ile bazı zorunlu ve ihtiyari sigortalara ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Bu çalışmada arabuluculuk hakkında doktrindeki bazı tartışmalara yer verilmiş, bazı hukuki sorunlar hakkında görüşler bildirilmiştir.