Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 108
  • Master Thesis
    Karanlık Üçlü kişilik özellikleri ile duygusal yakın partner şiddeti arasındaki ilişkide temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ve engellenmesi ile öfke ruminasyonunun aracı rolü
    (2026) Karaca, Özge; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Bu çalışma Karanlık Üçlü kişilik özelliklerinin her biri—narsisizm, psikopati, Makyavelizm—ile duygusal yakın partner şiddeti arasındaki ilişkide temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ve engellenmesi ile öfke ruminasyonunun seri aracı rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Örneklem, yaşları 18-65 arasında olan 382 Türk yetişkin katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler çevrimiçi olarak Demografik Bilgi Formu, Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçeği ve Öfkeye İlişkin Derin Düşünme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Korelasyon analizleri, Makyavelizm ve psikopatinin duygusal şiddet, temel psikolojik ihtiyaçların engellenmesi (TPİE) ve öfke ruminasyonu ile pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. TPİE, duygusal şiddet ve öfke ruminasyonu ile pozitif, narsisizm ve temel psikolojik ihtiyaçların doyumu (TPİD) ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. TPİD, narsisizm ile pozitif, psikopati ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, duygusal şiddet ile öfke ruminasyonu arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Seri aracılık analizleri, TPİE ve öfke ruminasyonunun, her bir Karanlık Üçlü özelliği ile duygusal şiddet arasındaki ilişkide seri aracı rollerini göstermektedir. Ancak, TPİD ve öfke ruminasyonu, Karanlık Üçlü kişilik özelliklerinden herhangi biri ile duygusal şiddet arasındaki ilişkide seri aracı rol oynamamıştır. Bulgular, her bir Karanlık Üçlü özelliğinin nasıl, TPİD ya da TPİE ve öfke ruminasyonu aracılığıyla, duygusal şiddet ile ayrı ayrı ilişkili olduğunu göstererek literatüre katkı sağlamaktadır. Çalışmanın değişkenlerine ilişkin klinik uygulamalar ve gelecekteki çalışmalara ilişkin öneriler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Somatizasyonu Anlamak: Temel İnançlar, Otomatik Düşünceler, Aleksitimi, Bedensel Farkındalık ve Bilinçli Farkındalığın Rolü
    (2025) Olsen, Pınar; Ögütçü, Yasemin Meral
    Bu araştırmada, somatizasyonun bilişsel-davranışçı kuram çerçevesinde açıklanabilirliğini incelemek amacıyla temel inançlar, otomatik düşünceler, aleksitimi, interoseptif farkındalık ve anda farkındalığın yordayıcı rolleri ele alınmıştır. Çalışmaya 436 yetişkin birey (271 kadın, 165 erkek) katılmıştır. Veriler, çevrim içi anket yöntemiyle toplanmış ve katılımcılara demografik bilgi formu ile birlikte ilgili psikolojik ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada Somatizasyon Ölçeği, Temel İnançlar Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Çok Boyutlu Bedensel Farkındalık Değerlendirmesi Ölçeği-II ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, tüm değişkenlerin somatizasyonu anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymuştur. Hiyerarşik regresyon analizinde en yüksek katkının otomatik düşüncelerden geldiği belirlenmiştir. Bunu interoseptif farkındalık ve bilinçli farkındalık izlemiştir. Ek olarak, kadınlar erkeklere göre daha yüksek somatizasyon ve otomatik düşünce puanları alırken, erkeklerin anda farkındalık puanları daha yüksektir. Psikiyatrik tanı, kronik fiziksel hastalık ve düzenli ilaç kullanımı bildiren bireylerde somatizasyon düzeyleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bulgular, somatizasyonun bilişsel-davranışçı kuramla açıklanabileceğini desteklemekte, erken dönem inanç yapılarının ve duygusal işleme güçlüklerinin semptom deneyiminde belirleyici olduğunu göstermektedir.
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveynlik ve Sosyal Anksiyete Arasındaki İlişkide Mükemmeliyetçilik ve Sahtekarlık Fenomeninin Aracı Rolü
    (2025) Delen, Ecenaz; Ögütcü, Yasemin Meral
    Bu çalışma, algılanan olumsuz ebeveynliğin sosyal anksiyete ile ilişkisi üzerinde mükemmeliyetçilik ve sahtekârlık fenomeninin ardışık aracılık rollerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın örneklemini, yaşları 18 ile 35 arasında değişen 341 birey oluşturmuştur. Katılımcılar, çevrim içi olarak Qualtrics aracılığıyla uygulanan Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Envanteri (YPI), Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FMPS), Clance Sahtekârlık Fenomeni Ölçeği (CIPS) ve Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği'ni (LSAS) doldurmuşlardır. Seri aracılık analizleri, algılanan olumsuz annelik ve babalık için ayrı ayrı yürütülmüştür. Bulgular, hem mükemmeliyetçiliğin hem de sahtekârlık fenomeninin, algılanan olumsuz ebeveynlik ile sosyal anksiyete arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde aracıladığını göstermiştir. Özellikle, mükemmeliyetçilik ve sahtekârlık fenomeni üzerinden dolaylı etkiler hem algılanan olumsuz annelik hem de babalık için anlamlı bulunmuştur. Bu bulgular, algılanan olumsuz ebeveynliğin mükemmeliyetçi eğilimleri ve sahtekârlık duygularını besleyebileceğini ve bunun da sosyal anksiyeteye yönelik duyarlılığı artırabileceğini göstermektedir. Algılanan olumsuz ebeveynlik ile sosyal anksiyete arasındaki yolları netleştirerek bu çalışma, hem kuramsal modellere katkı sağlamakta hem de bilişsel davranışçı müdahale yaklaşımlarının geliştirilmesine ışık tutmaktadır.
  • Master Thesis
    Güç Uykusu Sırasında Beyin Osilasyonları
    (2025) Arı, Özge; Başar, Canan
    Uyku, içinde hem zihinsel hem bedensel pek çok sürecin olduğu sinir sistemi olan canlılar için oldukça hayati biri süreçtir hızlı olmayan göz hareketi (NREM) ve hızlı göz hareketi (REM) stage olmak üzere iki ana gruba ayrılır. NREM1 ve NREM2 hafif uyku kısımlarıdır. NREM3 ise yavaş uyku dalgası içeren derin uykuyu temsil eder. Güç uykusu, NREM1 ve NREM2 den oluşur. Yavaş uyku dalgasına girmeden uyanılarak; uyku ataletini engelleyen, 15-20 dakikalık kısa gün içi uykusudur. Güç uykusu bilişsel alanlarda iyileşme sağlar, ek olarak dinlenme ve zihinsel yenilenmeye de katkı sağladığı literatürde bilinir. Bu tezin amacı güç uykusundaki iyileşme ve yenilenmenin beyin osilasyonlarında nasıl değişimler sağlandığını ve güç uykusunun dinlenme koşulundan beyin osilasyonları açısından nasıl farklılaştığını incelemektir. Bulgular, her bir frekans bandı için ayrı ayrı analiz edilmiştir. Gruplar (Güç Uykusu, Uyumayan), zamansal olarak (öncesi, uyku, sonrası), ön- arka dağılım (frontal, central, parietal, oksipital), lateralizasyon (sol, orta, sağ) etkilerini araştırmak için dört yönlü bir karma ANOVA yapılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, delta ve theta osilasyonlarında bütün koşullarda anlamlı ana etki bulunmuştur. Theta ve alpha osilasyonlarında zaman, ön- arka dağılımı, lateralizasyon ve grupların dörtlü etkileşimi anlamlı bulunmuştur. Alpha osilasyonunda zaman, grup, ve ön- arka dağılımın ana etkisi bulunmuş bunun yanında alpha ve betada osilasyonlarında ön- arka dağılım ve grubun, zaman ve ön- arka dağılımın, ön- arka dağılım ve lateralizasyon da etkileşim etkisi bulunmuştur. Beta osilasyonunda ön- arka dağılımın ve grubun ana etkisi ayrıca zaman ve ön- arka dağılımı etkileşim etkisi bulunmuştur. Bu bulgular, güç uykusunun bilişsel faydalarının beyin osilasyonlarındaki değişimlerle ilişkili olduğunu göstermektedir.
  • Master Thesis
    Güç Uykusunda EEG Osilatör Dinamikleri: Gece Uykusunun Etkisi
    (2025) Gülpınar, Aybars; Eroğlu, Canan Başar
    Bu çalışma, gündüz yapılan kısa güç uykusunun (power nap) elektrofizyolojik etkilerini, iki farklı gece uykusu koşulu altında (yeterli uyku [AS] ve uyku yoksunluğu [SD]) incelemiştir. Uyku koşulunun güç uykusunu nasıl etkilediğini ve güç uykusunun delta, teta, alfa ve beta frekans bantlarındaki dinlenim hâli osilatuar aktiviteleri nasıl değiştirdiğini araştırmak amacıyla tekrar eden EEG kayıtları hızlı Fourier dönüşümü (FFT) yöntemiyle analiz edilmiştir. Tüm frekans bantlarında tutarlı topografik örüntüler — anterior-posterior yönelimi ve lateralizasyon — gözlemlenmiştir. Ancak, koşul ve zaman etkileri özellikle delta ve teta osilasyonlarında belirgin olmuştur. Delta gücü, uyku baskısına duyarlı olduğu; SD koşulunda gözlenen frontal baskınlık, olası telafi edici süreçleri yansıtabileceği düşünülmüştür. Güç uykusunun ardından, gözler açık dinlenim hâlinde delta gücünde görülen azalma, kortikal uyku ihtiyacının azaldığını düşündürmektedir. Teta gücü analizleri, uyku yoksunluğuna bölgeye özgü bir duyarlılık olduğunu ortaya koymuştur. SD katılımcılarında fronto-sentral bölgelerde teta artışı, artan bilişsel çabayı yansıtabilirken; kısa uyku sırasında oksipital teta artışı, hipnagogik fenomenlerle ilişkilendirilmiştir. Bu bulgular, erken uyku evresi dinamikleriyle ve rüya benzeri deneyimlere ilişkin öznel raporlarla örtüşmektedir. Alfa ve beta gücü, koşullara karşı daha az duyarlılık göstermiş olsa da kısa uykunun ardından gözler açık dinlenim hâlinde anlamlı biçimde artmıştır; bu durum, artan kortikal uyarılma ve geri kazanılan uyanıklığı düşündürmektedir. Genel olarak bulgular, yalnızca 20 dakikalık kısa bir uykunun bile, önceki uyku kalitesini yansıtan şekilde beyin aktivitesini düzenlediğini ortaya koymaktadır. Kısa uykular özellikle, uyku baskısı ve bilişsel yenilenme ile ilişkili yavaş osilasyonları etkilemektedir. Bu elektrofizyolojik değişiklikler, stratejik kısa uykuların dinlenim hâlindeki beyin üzerindeki onarıcı ve düzenleyici rolünü desteklemektedir.
  • Master Thesis
    Dijital Çağda Anne (lik): Instagram Kullanıcısı Anneler Arasındaki Sosyal Destek, Mükemmeliyetçilik ve Ebeveynlik Tutumlarının Etkileşiminin İncelenmesi
    (2025) Yubaş, Elif; Köksal, Mustafa Falih
    Dijital çağda, annelik artık yalnızca kuşaklararası aktarımla öğrenilmemekte; bakım verme normlarının, sosyal desteğin ve annelik ideallerinin kolektif biçimde yeniden üretildiği Instagram gibi dijital topluluklar aracılığıyla yeniden inşa edilmektedir. Bu çalışma, algılanan sosyal destek ile ebeveynliğe yönelik tutumlar arasındaki ilişkide toplumsal beklenti mükemmeliyetçiliği ve Instamom'lara yönelik tutumların aracı rollerini; ayrıca bu ardışık aracılık sürecinin sanal sosyal destek tarafından düzenlenip düzenlenmediğini incelemeyi amaçlamıştır. Katılımcılar, yaşları 18-45 arasında değişen, 0-12 yaş aralığında en az bir çocuğu olan ve aktif Instagram hesabına sahip 280 Türk anneden oluşmaktadır. Katılımcılar Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Instamomlara Yönelik Tutum Ölçeği, Sanal Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveynliğe Yönelik Tutum Ölçeği – Anne Formu'nu içeren çevrim içi anketleri doldurmuştur. Betimleyici analizler, korelasyon analizleri ve bağımsız örneklem t-testlerinin ardından PROCESS macro (Model 83) kullanılarak düzenleyici ardışık aracılık analizi uygulanmıştır. Bulgular, düşük algılanan sosyal desteğin daha yüksek toplumsal beklenti mükemmeliyetçiliğini yordadığını; bunun da Instamom'lara yönelik olumlu tutumları artırarak ebeveynlik öz-yeterliğine ilişkin tutumları olumsuz etkilediğini göstermiştir. Sanal sosyal destek, düşük algılanan sosyal desteğin mükemmeliyetçilik üzerindeki etkisini zayıflatarak bu ilişkide tamponlayıcı bir rol üstlenmiştir. Bulgular, anneliğe dair dijital toplulukların bir yandan duygusal bağ ve destek sunarken, diğer yandan idealize edilmiş annelik normlarını yeniden üreterek annelerin ebeveynlik öz-yeterlik algısını zayıflatabilecek ikili bir işlev taşıdığını ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, yeni nesil annelik deneyimini bağlamsal olarak anlamaya katkı sağlamakta; sosyal destek sistemlerinin, mükemmeliyetçilik baskıları ve medya temelli modellerle etkileşim içinde annelerin ebeveynlik tutumlarını nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Klinik uygulamalar ve gelecekteki araştırmalar için yönlendirmeler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveynlik Stilleri ve Algılanan Partner Duyarlılığı Arasındaki İlişkide Ayrılma-Bireyleşmenin Aracı Rolü
    (2025) Korkun, Gamze; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışmanın amacı, algılanan olumsuz ebeveynlik ile algılanan partner duyarlılığı arasındaki ilişkide ayrılma–bireyleşme problemlerinin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemini, yaşları 18 ile 65 arasında değişen 318 birey oluşturmuştur. Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği, Ayrılma–Bireyleşme Envanteri ve Algılanan Partner Duyarlılığı Ölçeği çevrimiçi ortamda uygulanmıştır. Korelasyon analizleri, algılanan olumsuz ebeveynliğin ayrılma–bireyleşme problemleriyle pozitif yönde, algılanan partner duyarlılığıyla ise negatif yönde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, ayrılma–bireyleşme problemleri ile algılanan partner duyarlılığı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Bağımsız örneklemler t-testi sonuçları, ayrılma–bireyleşmenin ve çeşitli ebeveynlik alt boyutlarında cinsiyet farklılıklarının anlamlı olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, ayrılma–bireyleşme problemlerinin algılanan olumsuz ebeveynlik ile algılanan partner duyarlılığı arasındaki ilişkide anlamlı şekilde aracı rol oynadıklarını göstermiştir. Buna ek olarak, ayrılma–bireyleşmenin alt boyutlarının bu ilişkideki aracı rolü de incelenmiştir. Farklılaşma ve ilişki problemleri alt boyutlarının anlamlı bir aracı rol üstlendiği, ancak bölme alt boyutunun anlamlı bir aracı değişken olmadığı bulunmuştur. Bu çalışma, erken dönem bakımveren deneyimlerinin bireylerin yakınlık kurma, özerklik geliştirme ve sınır koyma kapasitelerini şekillendirdiğini ve tüm bu süreçlerin yetişkinlikteki romantik ilişkilerin dinamiklerinde belirleyici bir rol oynadığını vurgulamaktadır. Bulgular, hem klinik uygulamalar hem de gelecekteki araştırmalar için erken ebeveynlik deneyimlerinin gelişimsel ve ilişkisel süreçlerle nasıl ilişkili olduğunun anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveyn Kabul-Reddi ile Ruh Sağlığı Arasındaki İlişkide Kişilerarası Duygu Düzenlemenin ve Duygu Dışavurumunun Aracı Rolü
    (2025) Kaçmaz, Gülçin; Ögütcü, Yasemin Meral
    Çocukluk döneminde yaşanan ebeveyn reddi deneyimleri, bireyin ruh sağlığı üzerinde uzun süreli ve derin etkiler bırakabilmektedir. Erken dönem ilişkisel olumsuzlukların ruh sağlığı üzerindeki etkisi literatürde kapsamlı biçimde ele alınmış olsa da, bu ilişkiyi açıklayabilecek duygusal mekanizmalar yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Kişilerarası Kabul-Ret Kuramı'ndan (IPARTheory) yola çıkılarak, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu dışavurum ve kişilerarası duygu düzenleme (IER) süreçlerinin olası aracılık rolleri incelenmiştir. Araştırmaya 18-75 yaş aralığında, Türkiye genelinden 384 kişi katılmıştır. Katılımcılar, çevrimiçi anket aracılığıyla Algılanan Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Berkeley Dışavurumculuk Ölçeği ve Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği'ni doldurmuştur. Bulgular, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirtiler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, pozitif duygu dışavurumun her iki ebeveyn modelinde de kısmi aracılık rolü olduğu görülmüştür. Kişilerarası duygu düzenleme açısından ise yalnızca perspektif kazanımı alt boyutu, anne ve baba reddi modelinde anlamlı bir dolaylı etki göstermiştir. Sonuçlar, erken ebeveynlik deneyimlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlamada duygu dışavurum ve kişilerarası duygu düzenleme süreçlerinin önemine işaret etmektedir. Bu bulguların özellikle duygusal ifade güçlüğü yaşayan bireylerle çalışan ruh sağlığı çalışanları için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
  • Master Thesis
    Beliren Yetişkinlerde Ebeveyn Kabul-Reddi ve Çeyrek Yaşam Krizi Arasındaki İlişkide Ebeveyn Bağlanmasının Aracı Rolü
    (2025) Özyurt, Nermin; Köksal, Mustafa Falih
    Bu tez, erken ebeveyn deneyimlerinin, özellikle algılanan ebeveyn reddi ve ebeveyn bağlanmasının, Türkiye'deki beliren yetişkinlerde çeyrek yaşam krizi (ÇYK) ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Türkçe konuşan ve yaşları 20–35 arasında değişen toplam 274 katılımcı (190 kadın, 84 erkek), Kriz Tarama Anketi-9'u (KTA-9), Yetişkin Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği–Kısa Form'u (Yetişkin EKRÖ/K) ve Ebeveyn Bağlanma Ölçeği'ni (ABBÖ) çevrimiçi olarak Qualtrics yoluyla doldurmuştur. Verilerin normal dağılmaması nedeniyle parametrik olmayan istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Korelasyon analizleri, özellikle anneden algılanan reddin yüksek olduğu durumlarda, algılanan ebeveyn reddinin daha yüksek ÇYK belirtileriyle anlamlı bir şekilde ilişkili olduğunu; buna karşılık daha yüksek ebeveyn bağlanma puanlarının daha az belirtiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Regresyon analizleri de bu bulguları desteklemiştir, ancak etki büyüklükleri düşüktür. Başlangıçtaki hipotezinin aksine, aracı analizler ebeveyn bağlanmasının, ebeveyn reddi ile ÇYK arasındaki ilişkiyi aracıladığına dair herhangi bir kanıt sunmamıştır. Bulgular, erken dönem ilişkisel deneyimlerin, özellikle anne reddi içerenlerin, beliren yetişkinlikte ÇYK'ye karşı artan bir savunmasızlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, gelişimsel bir bakış açısından ÇYK anlayışına katkıda bulunmakta ve erken dönem ilişkisel deneyimlerin uzun vadeli psikolojik sonuçlarına dikkat çekmektedir. Çalışmanın bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmış, mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
  • Master Thesis
    Olumsuz Çocukluk Deneyimlerinin Yetişkinlikteki Psikolojik Belirtiler ile İlişkisinde Pozitif Duygu Düzenlemenin Rolü
    (2025) Yaldız, Yağmur Erişen; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Olumsuz çocukluk deneyimleri, yetişkinlikte anksiyete ve depresyon gibi psikolojik semptomların gelişiminde bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Bu deneyimler, bireylerin olumlu duyguları algılama ve düzenleme biçimlerini şekillendirerek pozitif duygu düzenleme süreçlerini etkileyebilir ve bu yolla psikolojik semptomların gelişimine katkıda bulunabilir. Bu çalışma, olumsuz çocukluk deneyimleri ile psikolojik semptomlar arasındaki ilişkide, pozitif duygu düzenleme stratejilerinden biri olan ve anın tadını çıkarma, anımsama ve beklenti olmak üzere üç alt-boyuttan oluşan tadını çıkarma (savoring) stratejisinin aracı rolünü incelemektedir. Araştırmaya Türkiye'den 353 yetişkin (Ortyaş = 32.91, SS = 13.41) çevrimiçi öz-bildirim anketlerini doldurarak katılmıştır. Ölçüm araçları olarak Olumlu Olayların Tadını Çıkarma İnançları Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Veriler, PROCESS Model 4 ile yürütülen iki ayrı aracılık analiziyle değerlendirilmiştir. İlk modelde, olumsuz çocukluk deneyimlerinin tüm tadını çıkarma alt boyutlarıyla negatif ilişkili olduğu; ancak yalnızca anın tadını çıkarma boyutunun anksiyete semptomlarıyla ilişkide anlamlı bir aracı olduğu bulunmuştur. İkinci vii modelde ise anın tadını çıkarma ve anımsama boyutlarının depresif belirtilerle ilişkide aracılık ettiği, beklenti boyutunun ise anlamlı bir aracı rol oynamadığı görülmüştür. Bulgular, pozitif duyguların düzenlenmesinde işlevsel bir strateji olan tadını çıkarma stratejisinin, olumsuz çocukluk yaşantılarının anksiyete ve depresif belirtiler ile ilişkisinde kısmi bir aracı olduğunu göstermektedir. Sonuçlar, olumlu duygu düzenleme stratejilerinin çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerin psikolojik etkilerini anlamada önemli olduğunu vurgulamaktadır. Çalışmanın önemi ve sınırlılıkları tartışılmış, gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur.