TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 124
  • Article
    Culinary Students’ Awareness, Perceptions and Attitudes Towards Farmed Versus Wild Fish
    (2025-10-23) Öztürk, Betül
    The issue of seafood sustainability has come to the fore as a critical concern within the domain of food systems. This issue is of pertinence to culinary professionals, who wield a significant influence on consumer habits and the composition of menus. However, there is a paucity of research that has examined how future chefs, as gastronomy students, perceive farmed versus wild fish in terms of health, ethics, and sustainability. The present study investigates the attitudes of gastronomy and culinary arts students (N=399) toward fish sourcing practices for the purpose of identifying perception structures and preference patterns. A structured questionnaire was administered, and the resulting data were analyzed using exploratory factor analysis (EFA) and Wilcoxon signed-rank tests. The EFA identified three primary components: sustainability and ethics, subjective knowledge, and students' involvement, with 71.5% of the total explained variance. The factors exhibited substantial internal consistency, as evidenced by Cronbach's alpha (>0.83), composite reliability (>0.88), and its average variance extracted (AVE) (>0.65). While students demonstrated a high level of concern for environmental practices and fish welfare, their subjective knowledge regarding the evaluation and purchase of fish remained limited. Paired comparison using the Wilcoxon signed-rank test revealed statistically significant preferences for wild fish across multiple attributes, including healthiness, nutritional value, ethical production, availability, and safety (p <0.001), with effect sizes ranging from moderate to large (r = 0.254–0.534). These findings suggest the presence of a value–knowledge gap, wherein students are ethically engaged yet informationally underprepared to evaluate aquaculture products. These findings underscore the necessity for targeted educational innovations within culinary programs to enhance students' aquaculture literacy, critical evaluation skills, and sustainable sourcing competence. As future professionals who influence consumer preferences and industry practices, culinary students require a more balanced understanding of seafood systems.
  • Article
    Evaluation of the Interview with ChatGPT on İzmir Breakfast Culture: Content Quality and Reliability Analysis
    (2025) Öztürk, Betül
    A notable component of Turkish cuisine, the “serpme kahvaltı (Turkish breakfast assorted small dishes or ritual)” has been recognized by TasteAtlas as the world’s premier breakfast in 2025. In light of intensely competitive nature of the tourism sector, this announcement is of significant importance in influencing tourists’ selection of destinations for culinary experiences centered around Turkish cuisine. The rapid development of artificial intelligence technology has led to the integration of conversational interaction capabilities through the implementation of user prompts. This integration has been achieved by incorporating Chat Generative Pre-Trained transformer (ChatGPT) technology in various fields, including medicine, tourism, law and business operations. The objective of this study is to assess ChatGPT's capacity in the domain of gastronomy tourism. To this end, an interview was designed with ChatGPT to ascertain its responses regarding Izmir breakfast culture. The interview questions were developed to assess the reliability, quality, and proficiency of the ChatGPT responses concerning Izmir breakfast dishes. The thematic framework of the inquiry was delineated as follows: the conceptualization of the Izmir breakfast, the representation of disparate Izmir sub-geographies, geographical indications, traditions transmitted from the past to the present, and the differentiation of Izmir breakfast from other Turkish breakfast culture. The responses provided by ChatGPT were compiled and assessed by secondary documentary analysis to evaluate the reliability and efficiency of ChatGPT. The findings indicated that ChatGPT is a valuable resource with moderate reliability. This conclusion is substantiated by the identification of false or fabricated references utilized by ChatGPT during the information generation process. However, it is imperative to acknowledge that the information generated by ChatGPT is principally designed for the preliminary acquisition of knowledge.
  • Article
    Yıkıma ve Hastalıklara Karşı İyileştirme: Hayao Miyazaki’nin Anime Filmlerinde Hijyenin Mekânsal Temsilleri
    (2025-12-24) Hosanli, Deniz Avci
    Sinema, sağlık/hijyen ve mimarinin kesişim noktasında konumlanan bu çalışma, Studio Ghibli’nin direktörü, usta Japon animatör, film yapımcısı ve manga sanatçısı Hayao Miyazaki’nin (1941-) filmlerinde öne çıkan gündelik hayat ve hijyen temasını, üç filmi odağına alarak (Komşum Totoro, 1988; Ruhların Kaçışı, 2001; Rüzgâr Yükseliyor, 2013), değerlendirmektedir. Miyazaki’nin filmleri, iki savaş arası ve sonrası dönemde Japonya’daki sosyo-politik ve sosyo-kültürel krizlere dair önemli veriler sunan; savaşlar ve ardından gelen salgın hastalıkların toplum yaşamında yarattığı zorluklara ilişkin belgesel değeri olan yapıtlar olarak görülebilir. Filmlerde kahramanların, savaş zamanlarında tüberküloz gibi bulaşıcı hastalıklarla verdiği mücadele “Yıkımla Yüzleşmek” başlığı altında incelenmiştir. Takiben, “Hastalıkları Önlemek” başlığı altında, gündelik yaşamda uygulanmakta olan hijyen pratikleri ve bu pratiklerin mimari mekânlarla ilişkisi, özellikle konut iç mekân betimlemelerinin incelenmesiyle tartışılmaktadır. İncelenen üç farklı filmde ana setler olarak sağlık yapıları gösterilir. Bunlar, “Yıkımı Düzenlemek, Hastalıkları İyileştirmek” başlığı altında incelenen Komşum Totoro (1988) filmindeki Shichikokuyama Hastanesi ve tüberküloz koğuşu, Rüzgâr Yükseliyor (2013) filmindeki Kusakaru Dinlenme Evi ve Fujimi Kogen Sanatoryumu ve Ruhların Kaçışı (2001) filmindeki hamam/hidroterapi kompleksidir. Bahsi geçen sağlık kurumlarının esin kaynağı Japonya’nın kırsal kesimindeki 20. yüzyıl hastaneleri iken, sonuncusu hamam olarak anılsa da bu çalışmada tartışıldığı gibi daha çok bir nekahethane (iyileştirme evi) olarak hizmet verir. Bu araştırma, Miyazaki’nin filmlerindeki yıkıma karşı düzen, hastalığa karşı hijyen ikiliklerini mimari mekân üzerinden analiz etmekte ve değerlendirmektedir. Sonuçlar, Miyazaki’nin filmlerinde mimarinin, iyileştirme mekânlarının ve hijyenik tasarım ilkeleriyle kurulan düzenin yıkıma ve salgın hastalıklara karşı bir savunma aracı olduğunu ortaya koymaktadır.
  • Article
    Türkiye’de Nöroloji Uzmanlarının, Nöroimmunolojik Hastalıklara Yaklaşım Motivasyonları: Bir Anket Çalışması
    (2024-12-31) Çilengiroğlu, Özgül Vupa; Uysal, Hasan Armagan; Keskin, Ahmet Onur; Poyraz, Turan
    Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’de çalışan nörologların nöroimmünolojik hastalıklara yaklaşım motivasyonlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Çoktan seçmeli bir anket olarak tasarlanan bu çalışmaya 72 nörolog dahil edildi. Anket yoluyla toplanan veriler analiz edildi. Çalışmaya dahil edilme kriteri; nörolog olmak, mesleğini aktif olarak sürdürme olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan nörologların %65,3’ü (n=47) kadın, %34,7’si (n=25) erkekti. Nörologların %27,8’i (n=20) Eğitim-Araştırma/Şehir hastanesi, %26,4’ü (n=19) Özel hastane/poliklnik, %25’i (n=18) ikinci basamak, %20,8’i (n=15) üniversite hastanesinde çalışmaktaydı. Myastenia Gravis tedavisinde kullanılan ilaçlar ve tedaviler hakkında yeterli bilgi ve deneyimi olduğunu düşünen nörologların oranı %70,8 (n=51), bu oran Multipl skleroz için %66,7(n=48), İnflamatuvar/immun nöropatiler için %61,1(n=44)’dir. Tüm hasta grupları için tanı, tedavi ve takip süreçlerinin nörologlarca sürdürülmek istenmemesinin en önemli nedenleri teknik yetersizlikler ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) raporlama ve geri ödeme ile ilgili kısıtlılıklarıdır. Sonuç: Nörologların çoğunluğu nöroimmünolojik hastalıklar konusunda yeterli eğitim almaktadır. Özellikle SGK uygulamaları ve hastanelerdeki aşırı iş yükü ve teknik yetersizlikler takip motivasyonunu azaltan en önemli nedenlerdir.
  • Article
    Insulin Resistance in Preeclampsia and Its Effect on Maternal-Fetal Outcomes
    (Selçuk University, 2025-12-31) Okay, G.; Taner, C.E.
    Aim: It is controversial whether insulin resistance and hyperinsulinemia in preeclamptic patients are due to weight gain during pregnancy or preeclampsia. This research seeks to explore the relationship between insulin resistance and factors such as weight gain, obesity, biochemical indicators, and the fetal outcomes linked to insulin resistance in pregnant women experiencing mild and severe preeclampsia, excluding those with gestational diabetes. Methods: This research was carried out in the Perinatology Department of İzmir Tepecik Training and Research Hospital from July 2013 to January 2014, with the approval of the institution’s ethics committee. Non-diabetic preeclamptic 101 pregnant women between 18 and 44 years of age in 24-40 gestational weeks were involved in the research. We recorded demographic data, biochemical parameters, weight measurements, enquiries regarding glucose metabolism, and data about fetuses. A Homeostatic Model Assessment (HOMA) value of 2.5 or above, along with an insulin sensitivity index of 6 or below, was evaluated as indicative of insulin resistance. Results: There was no remarkable variation in both groups concerning fasting and postprandial glucose level, HOMA-IR (homeostatic model assessment insulin resistance), and insulin sensitivity index. Postprandial insulin levels were significantly elevated in the group with severe preeclampsia (p < 0,05). On the other hand, when we examined the effects on fetal outcomes, delivery time, birth weight, and 1 and 5 min Apgar scores were determined to be statistically significantly lower in the group suffering from severe preeclampsia. Conclusion: In our research, it was observed that postprandial insulin levels were considerably elevated in the group with severe preeclampsia. Postprandial insulin levels can be considered to predict the impact of insulin resistance and sensitivity on disease prognosis and maternal-fetal outcomes in preeclampsia patients without gestational diabetes. Therefore, its usefulness as a parameter for predicting metabolic syndrome in later years should be investigated in large prospective randomized controlled trials. © 2025, Selcuk University. All rights reserved.
  • Article
    The Clinical Features of Arthritis in Behçet’s Disease
    (2025-03-21) Kehribar, Demet Yalcin; Ozgen, Metin; Kırcı, Cem Kıvanç; Kırcı, Özlem
    Aim: This study aims to explore the clinical, laboratory, and systemic differences between Behçet’s disease (BD) patients with arthritis and those without, focusing on how arthritis influences disease progression and treatment strategies. Material and Methods: A retrospective, observational study was conducted on 881 patients diagnosed with BD according to the International Study Group criteria. Patients were categorized into two groups: those with arthritis (n=233) and those without (n=648). Clinical findings, laboratory markers [C-reactive protein (CRP), erythrocyte sedimentation rate (ESR)], and systemic manifestations, including neurological and vascular complications, were compared between the groups. Statistical analyses were performed to identify significant differences. Results: Patients with arthritis exhibited higher systemic inflammation, as evidenced by elevated ESR (37.6±23.9 vs. 31.1±23.9, p=0.000) and CRP (25.9±32.2 vs. 18.6±34.6, p=0.006) at baseline. Family history of BD was more prevalent in the arthritis group (15% vs. 10%, p=0.041). Neurological involvement was significantly higher in the non-arthritis group (11% vs. 4%, p=0.002), as were vascular complications, including: pulmonary artery aneurysms (2%, p=0.043) in the non-arthritis group and arterial thrombosis (5% vs. 1%, p=0.025). Patients with arthritis were more likely to receive corticosteroid therapy (36% vs. 21%, p=0.019), while pulse corticosteroid use was higher in the non-arthritis group (9% vs. 4%, p=0.008). Conclusion: BD patients with arthritis demonstrate heightened systemic inflammation, a stronger genetic predisposition, and greater reliance on corticosteroids. In contrast, those without arthritis have higher rates of severe systemic complications, including neurological and vascular involvement. These findings emphasize the importance of individualized management strategies tailored to the presence or absence of arthritis, addressing the diverse clinical spectrum of BD.
  • Article
    Yeni Radyasyon Zırh Malzemelerinin Geliştirilmesi: Nadir Toprak Elementlerinin Rolü
    (2025-09-29) Şişman, Gizem; Yurt, Ayşegül; Akgungor, Kadir; Epik, Hakan; Kandemir, Recep
    Bismut ve Kurşun, radyasyonun neden olduğu zarar ve kanser riskini azaltmak için yaygın olarak kullanılan koruma malzemeleridir. Ancak bu malzemeler, maliyetli ve bazı uygulamalar için pratik değildir. Bu çalışma, Monte Carlo simülasyonları kullanılarak çeşitli element ve bileşiklerin zayıflatma özelliklerini inceleyerek daha iyi radyasyon koruma malzemeleri geliştirmeyi amaçlamaktadır. GAMOS yazılımı, 0.1 ila 2.0 mm arasında değişen kalınlıklara sahip malzemeler ve 10 ila 150 keV enerji aralığındaki x-ışınları için simülasyonlar yapmak üzere kullanılmıştır. İlk simülasyonlar, bismut ve kurşunun kütle zayıflatma katsayılarını hesaplayarak bu malzemeleri doğrulamaya odaklanmış ve elde edilen değerler, NIST’in (Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü) verileriyle %2’lik bir fark içinde uyuşmuştur. Doğrulama sonrası, metaller ve nadir toprak elementleri içeren çeşitli koruyucu malzemeler simüle edilmiştir. Bunlar arasından, en yüksek kütle zayıflatma katsayısına sahip dört nadir toprak elementi katkılı bileşik seçilmiştir. Sonuç olarak, bu bileşiklerin 50–80 keV enerji aralığında bismut ve kurşuna kıyasla daha yüksek bir absorpsiyon sağladığı görülmüştür.
  • Article
    The Evaluation of Health Status of Familial Mediterranean Fever Patients with Homozygous M694V Mutation
    (2025-09-02) Kehribar, Demet Yalcin; Ozgen, Metin; Baraz, Lale Saka; Çakar, Ayşegül
    Aim: Familial Mediterranean fever (FMF) is an autosomal recessive autoinflammatory disorder characterized by recurrent episodes of fever, serositis, and systemic inflammation. The M694V mutation in the MEFV gene is associated with a more severe disease phenotype, including early onset, frequent attacks, and an increased risk of amyloidosis. This study aimed to evaluate the clinical features, comorbidities, and treatment outcomes of FMF patients homozygous for the M694V mutation. Material and Methods: A retrospective analysis was conducted on 183 FMF patients homozygous for the M694V mutation, diagnosed and followed at our hospital between 2014 and 2022. Data on demographics, clinical characteristics, laboratory findings, and treatment modalities were collected. Results: The most common symptoms were abdominal pain (88%), joint pain (78%), and arthritis (46%). Proteinuria and amyloidosis were detected in 22.4% and 7.1% of patients, respectively. The average age of symptom onset was 14.1 years, with a mean annual attack frequency of 2.75. Comorbidities were present in 24% of patients, including spondyloarthritis and inflammatory bowel disease. Colchicine was the mainstay treatment (94.5%), while 21.8% required IL-1 inhibitors. Eight patients (4.4%) died during follow-up, five due to amyloidosis-related complications. Conclusion: M694V homozygous FMF patients exhibit a severe disease presentation associated with this variant with frequent attacks, high amyloidosis risk, and significant comorbidities. While colchicine remains essential, biologics are increasingly used for colchicine-resistant cases. Early diagnosis, individualized treatment, and regular monitoring are crucial to improving patient outcomes.
  • Article
    Metastatik Mide Kanserli Geriatrik Hastalarda İkili ve Üçlü Kemoterapi Rejimlerinin Karşılaştırılması
    (2025-07-10) Ürün, Yonca Yılmaz; Guner, Gurkan; Dirik, Yaren; Urun, Muslih; Cesur, Selcan; Oflas, Nur Düzen
    Giriş: Yaşlı metastatik mide kanseri hastalarının yönetimi için kılavuz eksikliği bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, metastatik mide kanserli yaşlı hastaların birinci basamak tedavisinde ikili ve üçlü kemoterapi rejimlerinin etkinliğini ve yan etkilerini karşılaştırmaktır. Yöntemler: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2011-2021 yılları arasında tedavi edilen geriatrik metastatik mide kanseri hastaları retrospektif olarak değerlendirildi. Demografik özellikler, tedavi rejimleri ve yanıtlar, grade 3-4 toksisite, progresyonsuz sağkalım (PFS) ve genel sağkalım (OS) uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 73,8±3,6 idi. Çalışmaya dahil edilen 224 hastanın 56'sı (%25) kadındı. Hastaların 99'una (%44,2) ikili kemoterapi rejimi uygulanırken, 125'ine (%55,8) üçlü kemoterapi rejimi uygulandı. Ortanca OS, ikili grupta 9,8 ay ve üçlü grupta 10,1 aydı (p=0,954). Ortanca PFS sırasıyla ikili grubunda 5,8 ay ve üçlü grupta 6,2 aydı (p=0,935). Advers olay oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışmada, üçlü kemoterapinin ek toksisiteye neden olmadığı ancak sağkalımı da önemli ölçüde iyileştirmediği bulunmuştur. Bu nedenle, geriatrik popülasyonda daha düşük toksisiteye sahip olabilecek ikili rejimler tercih edilebilir.
  • Article
    Şant Disfonksiyonu Tanısında Optik Sinir Kılıfı Çapı Ölçüm Yönteminin Tanısal Etkinliğinin Değerlendirilmesi
    (2025-12-12) Ozgiray, Erkin; Akay, Ali; Akarca, Funda Karbek; Yalçınlı, Sercan; Can, Özge
    Giriş: Ventriküloperitoneal (VP) şant uygulaması, hidrosefali yönetiminde yaygın olarak kullanılan bir nöroşirürjik girişimdir. Bu yönteme bağlı komplikasyonlar arasında yer alan şant disfonksiyonu, hem sıklığı hem de ciddi klinik sonuçlara yol açma potansiyeli nedeniyle önemli bir morbidite nedenidir. Şant disfonksiyonu, intrakraniyal basınç artışına ve buna bağlı nörolojik bozulmaya neden olabilmektedir. Günümüzde tanıda yaygın olarak kullanılan kranial bilgisayarlı tomografi ve şant grafisi gibi görüntüleme yöntemleri, çoğu durumda tek başına yeterli tanısal doğruluk sağlayamamaktadır. Bu çalışma, yatak başı ultrasonografi ile elde edilen optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümlerinin VP şant disfonksiyonu tanısındaki tanısal performansını ve klinik uygulanabilirliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Bu prospektif gözlemsel çalışmaya, 2016-2018 yılları arasında bir üniversite hastanesi acil servisine ventriküloperitoneal (VP) şantı bulunan ve şant disfonksiyonu şüphesiyle başvuran, 18-65 yaş arası hastalar dahil edildi. Ateş, baş ağrısı, kusma, bilinç değişikliği ve nöbet gibi semptomları olan hastalar çalışmaya alındı. Optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümleri, eğitim almış acil tıp hekimleri tarafından gerçekleştirildi. Şant disfonksiyonu protokollerine uygun olarak tüm hastalara kraniyal bilgisayarlı tomografi (BT), şant serisi ve batın ultrasonografisi uygulandı. Şant disfonksiyonu tanısı, tüm klinik ve radyolojik bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucunda bir beyin cerrahisi uzmanı tarafından konuldu ve nöroşirurjik değerlendirme altın standart olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 43 hasta dahil edildi. Yaş ortalaması 43±19,5 idi Hastaların OSKÇ ortalaması 4,70±0,98 idi. BT bulguları eski BT ile kıyaslandığında %60 hastada stabildi. OSKÇ şant disfonksiyonu tanısında istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. Şant disfonksiyonu tanısı koymada OSKÇ duyarlılık %62.5 ve özgüllük %62.9 olarak bulundu Altı hastanın acil servise 2 hafta içinde tekrar başvurduğu görüldü. İkinci başvuruda OSKÇ ortalaması 4,93±1,02 idi disfonksiyon olarak değerlendirilidi. Sonuç: Çalışmamızda şant disfonksiyonunu göstermede OSKÇ ölçümümün istatistiksel olarak anlamlı olmadığını saptadık. Ancak gelecekteki tanı algoritmalarındaki şant disfonksiyonu tanısında OSKÇ ölçümünün potansiyel rollerinin daha fazla araştırılması gereklidir.