TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
Recent Submissions
Article Culinary Students’ Awareness, Perceptions and Attitudes Towards Farmed Versus Wild Fish(2025) Öztürk, BetülThe issue of seafood sustainability has come to the fore as a critical concern within the domain of food systems. This issue is of pertinence to culinary professionals, who wield a significant influence on consumer habits and the composition of menus. However, there is a paucity of research that has examined how future chefs, as gastronomy students, perceive farmed versus wild fish in terms of health, ethics, and sustainability. The present study investigates the attitudes of gastronomy and culinary arts students (N=399) toward fish sourcing practices for the purpose of identifying perception structures and preference patterns. A structured questionnaire was administered, and the resulting data were analyzed using exploratory factor analysis (EFA) and Wilcoxon signed-rank tests. The EFA identified three primary components: sustainability and ethics, subjective knowledge, and students' involvement, with 71.5% of the total explained variance. The factors exhibited substantial internal consistency, as evidenced by Cronbach's alpha (>0.83), composite reliability (>0.88), and its average variance extracted (AVE) (>0.65). While students demonstrated a high level of concern for environmental practices and fish welfare, their subjective knowledge regarding the evaluation and purchase of fish remained limited. Paired comparison using the Wilcoxon signed-rank test revealed statistically significant preferences for wild fish across multiple attributes, including healthiness, nutritional value, ethical production, availability, and safety (p <0.001), with effect sizes ranging from moderate to large (r = 0.254–0.534). These findings suggest the presence of a value–knowledge gap, wherein students are ethically engaged yet informationally underprepared to evaluate aquaculture products. These findings underscore the necessity for targeted educational innovations within culinary programs to enhance students' aquaculture literacy, critical evaluation skills, and sustainable sourcing competence. As future professionals who influence consumer preferences and industry practices, culinary students require a more balanced understanding of seafood systems.Article Evaluation of the Interview with ChatGPT on İzmir Breakfast Culture: Content Quality and Reliability Analysis(2025) Öztürk, BetülA notable component of Turkish cuisine, the “serpme kahvaltı (Turkish breakfast assorted small dishes or ritual)” has been recognized by TasteAtlas as the world’s premier breakfast in 2025. In light of intensely competitive nature of the tourism sector, this announcement is of significant importance in influencing tourists’ selection of destinations for culinary experiences centered around Turkish cuisine. The rapid development of artificial intelligence technology has led to the integration of conversational interaction capabilities through the implementation of user prompts. This integration has been achieved by incorporating Chat Generative Pre-Trained transformer (ChatGPT) technology in various fields, including medicine, tourism, law and business operations. The objective of this study is to assess ChatGPT's capacity in the domain of gastronomy tourism. To this end, an interview was designed with ChatGPT to ascertain its responses regarding Izmir breakfast culture. The interview questions were developed to assess the reliability, quality, and proficiency of the ChatGPT responses concerning Izmir breakfast dishes. The thematic framework of the inquiry was delineated as follows: the conceptualization of the Izmir breakfast, the representation of disparate Izmir sub-geographies, geographical indications, traditions transmitted from the past to the present, and the differentiation of Izmir breakfast from other Turkish breakfast culture. The responses provided by ChatGPT were compiled and assessed by secondary documentary analysis to evaluate the reliability and efficiency of ChatGPT. The findings indicated that ChatGPT is a valuable resource with moderate reliability. This conclusion is substantiated by the identification of false or fabricated references utilized by ChatGPT during the information generation process. However, it is imperative to acknowledge that the information generated by ChatGPT is principally designed for the preliminary acquisition of knowledge.Article Yıkıma ve Hastalıklara Karşı İyileştirme: Hayao Miyazaki’nin Anime Filmlerinde Hijyenin Mekânsal Temsilleri(2025) Hosanli, Deniz AvciSinema, sağlık/hijyen ve mimarinin kesişim noktasında konumlanan bu çalışma, Studio Ghibli’nin direktörü, usta Japon animatör, film yapımcısı ve manga sanatçısı Hayao Miyazaki’nin (1941-) filmlerinde öne çıkan gündelik hayat ve hijyen temasını, üç filmi odağına alarak (Komşum Totoro, 1988; Ruhların Kaçışı, 2001; Rüzgâr Yükseliyor, 2013), değerlendirmektedir. Miyazaki’nin filmleri, iki savaş arası ve sonrası dönemde Japonya’daki sosyo-politik ve sosyo-kültürel krizlere dair önemli veriler sunan; savaşlar ve ardından gelen salgın hastalıkların toplum yaşamında yarattığı zorluklara ilişkin belgesel değeri olan yapıtlar olarak görülebilir. Filmlerde kahramanların, savaş zamanlarında tüberküloz gibi bulaşıcı hastalıklarla verdiği mücadele “Yıkımla Yüzleşmek” başlığı altında incelenmiştir. Takiben, “Hastalıkları Önlemek” başlığı altında, gündelik yaşamda uygulanmakta olan hijyen pratikleri ve bu pratiklerin mimari mekânlarla ilişkisi, özellikle konut iç mekân betimlemelerinin incelenmesiyle tartışılmaktadır. İncelenen üç farklı filmde ana setler olarak sağlık yapıları gösterilir. Bunlar, “Yıkımı Düzenlemek, Hastalıkları İyileştirmek” başlığı altında incelenen Komşum Totoro (1988) filmindeki Shichikokuyama Hastanesi ve tüberküloz koğuşu, Rüzgâr Yükseliyor (2013) filmindeki Kusakaru Dinlenme Evi ve Fujimi Kogen Sanatoryumu ve Ruhların Kaçışı (2001) filmindeki hamam/hidroterapi kompleksidir. Bahsi geçen sağlık kurumlarının esin kaynağı Japonya’nın kırsal kesimindeki 20. yüzyıl hastaneleri iken, sonuncusu hamam olarak anılsa da bu çalışmada tartışıldığı gibi daha çok bir nekahethane (iyileştirme evi) olarak hizmet verir. Bu araştırma, Miyazaki’nin filmlerindeki yıkıma karşı düzen, hastalığa karşı hijyen ikiliklerini mimari mekân üzerinden analiz etmekte ve değerlendirmektedir. Sonuçlar, Miyazaki’nin filmlerinde mimarinin, iyileştirme mekânlarının ve hijyenik tasarım ilkeleriyle kurulan düzenin yıkıma ve salgın hastalıklara karşı bir savunma aracı olduğunu ortaya koymaktadır.Article Türkiye’de Nöroloji Uzmanlarının, Nöroimmunolojik Hastalıklara Yaklaşım Motivasyonları: Bir Anket Çalışması(2024) Çilengiroğlu, Özgül Vupa; Uysal, Hasan Armagan; Keskin, Ahmet Onur; Poyraz, TuranAmaç: Bu çalışmanın amacı Türkiye’de çalışan nörologların nöroimmünolojik hastalıklara yaklaşım motivasyonlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Çoktan seçmeli bir anket olarak tasarlanan bu çalışmaya 72 nörolog dahil edildi. Anket yoluyla toplanan veriler analiz edildi. Çalışmaya dahil edilme kriteri; nörolog olmak, mesleğini aktif olarak sürdürme olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan nörologların %65,3’ü (n=47) kadın, %34,7’si (n=25) erkekti. Nörologların %27,8’i (n=20) Eğitim-Araştırma/Şehir hastanesi, %26,4’ü (n=19) Özel hastane/poliklnik, %25’i (n=18) ikinci basamak, %20,8’i (n=15) üniversite hastanesinde çalışmaktaydı. Myastenia Gravis tedavisinde kullanılan ilaçlar ve tedaviler hakkında yeterli bilgi ve deneyimi olduğunu düşünen nörologların oranı %70,8 (n=51), bu oran Multipl skleroz için %66,7(n=48), İnflamatuvar/immun nöropatiler için %61,1(n=44)’dir. Tüm hasta grupları için tanı, tedavi ve takip süreçlerinin nörologlarca sürdürülmek istenmemesinin en önemli nedenleri teknik yetersizlikler ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) raporlama ve geri ödeme ile ilgili kısıtlılıklarıdır. Sonuç: Nörologların çoğunluğu nöroimmünolojik hastalıklar konusunda yeterli eğitim almaktadır. Özellikle SGK uygulamaları ve hastanelerdeki aşırı iş yükü ve teknik yetersizlikler takip motivasyonunu azaltan en önemli nedenlerdir.Article The Clinical Features of Arthritis in Behçet’s Disease(2025) Kehribar, Demet Yalcin; Ozgen, Metin; Kırcı, Cem Kıvanç; Kırcı, ÖzlemAim: This study aims to explore the clinical, laboratory, and systemic differences between Behçet’s disease (BD) patients with arthritis and those without, focusing on how arthritis influences disease progression and treatment strategies. Material and Methods: A retrospective, observational study was conducted on 881 patients diagnosed with BD according to the International Study Group criteria. Patients were categorized into two groups: those with arthritis (n=233) and those without (n=648). Clinical findings, laboratory markers [C-reactive protein (CRP), erythrocyte sedimentation rate (ESR)], and systemic manifestations, including neurological and vascular complications, were compared between the groups. Statistical analyses were performed to identify significant differences. Results: Patients with arthritis exhibited higher systemic inflammation, as evidenced by elevated ESR (37.6±23.9 vs. 31.1±23.9, p=0.000) and CRP (25.9±32.2 vs. 18.6±34.6, p=0.006) at baseline. Family history of BD was more prevalent in the arthritis group (15% vs. 10%, p=0.041). Neurological involvement was significantly higher in the non-arthritis group (11% vs. 4%, p=0.002), as were vascular complications, including: pulmonary artery aneurysms (2%, p=0.043) in the non-arthritis group and arterial thrombosis (5% vs. 1%, p=0.025). Patients with arthritis were more likely to receive corticosteroid therapy (36% vs. 21%, p=0.019), while pulse corticosteroid use was higher in the non-arthritis group (9% vs. 4%, p=0.008). Conclusion: BD patients with arthritis demonstrate heightened systemic inflammation, a stronger genetic predisposition, and greater reliance on corticosteroids. In contrast, those without arthritis have higher rates of severe systemic complications, including neurological and vascular involvement. These findings emphasize the importance of individualized management strategies tailored to the presence or absence of arthritis, addressing the diverse clinical spectrum of BD.Article The Evaluation of Health Status of Familial Mediterranean Fever Patients with Homozygous M694V Mutation(2025) Kehribar, Demet Yalcin; Ozgen, Metin; Baraz, Lale Saka; Çakar, AyşegülAim: Familial Mediterranean fever (FMF) is an autosomal recessive autoinflammatory disorder characterized by recurrent episodes of fever, serositis, and systemic inflammation. The M694V mutation in the MEFV gene is associated with a more severe disease phenotype, including early onset, frequent attacks, and an increased risk of amyloidosis. This study aimed to evaluate the clinical features, comorbidities, and treatment outcomes of FMF patients homozygous for the M694V mutation. Material and Methods: A retrospective analysis was conducted on 183 FMF patients homozygous for the M694V mutation, diagnosed and followed at our hospital between 2014 and 2022. Data on demographics, clinical characteristics, laboratory findings, and treatment modalities were collected. Results: The most common symptoms were abdominal pain (88%), joint pain (78%), and arthritis (46%). Proteinuria and amyloidosis were detected in 22.4% and 7.1% of patients, respectively. The average age of symptom onset was 14.1 years, with a mean annual attack frequency of 2.75. Comorbidities were present in 24% of patients, including spondyloarthritis and inflammatory bowel disease. Colchicine was the mainstay treatment (94.5%), while 21.8% required IL-1 inhibitors. Eight patients (4.4%) died during follow-up, five due to amyloidosis-related complications. Conclusion: M694V homozygous FMF patients exhibit a severe disease presentation associated with this variant with frequent attacks, high amyloidosis risk, and significant comorbidities. While colchicine remains essential, biologics are increasingly used for colchicine-resistant cases. Early diagnosis, individualized treatment, and regular monitoring are crucial to improving patient outcomes.Article Yeni Radyasyon Zırh Malzemelerinin Geliştirilmesi: Nadir Toprak Elementlerinin Rolü(2025) Şişman, Gizem; Yurt, Ayşegül; Akgungor, Kadir; Epik, Hakan; Kandemir, RecepBismut ve Kurşun, radyasyonun neden olduğu zarar ve kanser riskini azaltmak için yaygın olarak kullanılan koruma malzemeleridir. Ancak bu malzemeler, maliyetli ve bazı uygulamalar için pratik değildir. Bu çalışma, Monte Carlo simülasyonları kullanılarak çeşitli element ve bileşiklerin zayıflatma özelliklerini inceleyerek daha iyi radyasyon koruma malzemeleri geliştirmeyi amaçlamaktadır. GAMOS yazılımı, 0.1 ila 2.0 mm arasında değişen kalınlıklara sahip malzemeler ve 10 ila 150 keV enerji aralığındaki x-ışınları için simülasyonlar yapmak üzere kullanılmıştır. İlk simülasyonlar, bismut ve kurşunun kütle zayıflatma katsayılarını hesaplayarak bu malzemeleri doğrulamaya odaklanmış ve elde edilen değerler, NIST’in (Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü) verileriyle %2’lik bir fark içinde uyuşmuştur. Doğrulama sonrası, metaller ve nadir toprak elementleri içeren çeşitli koruyucu malzemeler simüle edilmiştir. Bunlar arasından, en yüksek kütle zayıflatma katsayısına sahip dört nadir toprak elementi katkılı bileşik seçilmiştir. Sonuç olarak, bu bileşiklerin 50–80 keV enerji aralığında bismut ve kurşuna kıyasla daha yüksek bir absorpsiyon sağladığı görülmüştür.Article Metastatik Mide Kanserli Geriatrik Hastalarda İkili ve Üçlü Kemoterapi Rejimlerinin Karşılaştırılması(2025) Ürün, Yonca Yılmaz; Guner, Gurkan; Dirik, Yaren; Urun, Muslih; Cesur, Selcan; Oflas, Nur DüzenGiriş: Yaşlı metastatik mide kanseri hastalarının yönetimi için kılavuz eksikliği bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, metastatik mide kanserli yaşlı hastaların birinci basamak tedavisinde ikili ve üçlü kemoterapi rejimlerinin etkinliğini ve yan etkilerini karşılaştırmaktır. Yöntemler: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2011-2021 yılları arasında tedavi edilen geriatrik metastatik mide kanseri hastaları retrospektif olarak değerlendirildi. Demografik özellikler, tedavi rejimleri ve yanıtlar, grade 3-4 toksisite, progresyonsuz sağkalım (PFS) ve genel sağkalım (OS) uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 73,8±3,6 idi. Çalışmaya dahil edilen 224 hastanın 56'sı (%25) kadındı. Hastaların 99'una (%44,2) ikili kemoterapi rejimi uygulanırken, 125'ine (%55,8) üçlü kemoterapi rejimi uygulandı. Ortanca OS, ikili grupta 9,8 ay ve üçlü grupta 10,1 aydı (p=0,954). Ortanca PFS sırasıyla ikili grubunda 5,8 ay ve üçlü grupta 6,2 aydı (p=0,935). Advers olay oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Bu çalışmada, üçlü kemoterapinin ek toksisiteye neden olmadığı ancak sağkalımı da önemli ölçüde iyileştirmediği bulunmuştur. Bu nedenle, geriatrik popülasyonda daha düşük toksisiteye sahip olabilecek ikili rejimler tercih edilebilir.Other Dokuz Eylül’ün Poetik Mirası: Serdar Kökçeoğlu’nun Belgesel Sinemasında Anlatı, Ses ve Bellek(2025) Aydin, Tuncer MertBu söyleşi, Serdar Kökçeoğlu’nun Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki öğrencilik dönemi ve sonrasında kurduğu bağlardan yola çıkarak, belgesel sinemada ses, arşiv ve bellek üzerine düşüncelerini odağına almaktadır. Serdar Kökçeoğlu, sinema yolculuğuna 1990’lı yılların sonunda, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Televizyon Bölümü’nde başlamıştır. Kökçeoğlu’nun sanatsal birikimi burada aldığı eğitimle temellenmiş, İzmir’in çokkültürlü ve zengin entelektüel ortamının etkisiyle şekillenmiştir. Şehrin alternatif üretim alanları ve bağımsız sanat çevreleri ile kurduğu ilişki, sanatçının belgesel anlatısına doğrudan yansımıştır. İlk uzun metraj belgeseli Mimaroğlu: The Robinson of Manhattan Island (2020) ile hem ulusal hem de uluslararası birçok başarıya imza atan yönetmen, özgün sinema dili ve belgesel sinemaya getirdiği yaratıcı katkılar sayesinde Türkiye’de çağdaş belgesel sinemanın dikkat çeken isimlerinden biri hâline gelmiştir. Ses ve arşiv kullanımına odaklanan bir anlatı geliştiren Kökçeoğlu’nun sinemasında ses, yalnızca destekçi bir unsur olmanın ötesinde, görüntüyü de şekillendiren bağımsız bir öğe olarak ön plana çıkar. Filmlerinde kullandığı arşiv materyalleri ise sadece geçmişe dair izler sunmakla kalmayıp, hikâye içinde yeniden kurgulanarak çok katmanlı bir anlam kazanır. Yönetmen, belgesellerinde eklektik ve epizodik anlatı yapıları kullanarak hem kişisel hem de toplumsal belleğe dokunan eserler ortaya koyar.Article Şant Disfonksiyonu Tanısında Optik Sinir Kılıfı Çapı Ölçüm Yönteminin Tanısal Etkinliğinin Değerlendirilmesi(2025) Ozgiray, Erkin; Akay, Ali; Akarca, Funda Karbek; Yalçınlı, Sercan; Can, ÖzgeGiriş: Ventriküloperitoneal (VP) şant uygulaması, hidrosefali yönetiminde yaygın olarak kullanılan bir nöroşirürjik girişimdir. Bu yönteme bağlı komplikasyonlar arasında yer alan şant disfonksiyonu, hem sıklığı hem de ciddi klinik sonuçlara yol açma potansiyeli nedeniyle önemli bir morbidite nedenidir. Şant disfonksiyonu, intrakraniyal basınç artışına ve buna bağlı nörolojik bozulmaya neden olabilmektedir. Günümüzde tanıda yaygın olarak kullanılan kranial bilgisayarlı tomografi ve şant grafisi gibi görüntüleme yöntemleri, çoğu durumda tek başına yeterli tanısal doğruluk sağlayamamaktadır. Bu çalışma, yatak başı ultrasonografi ile elde edilen optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümlerinin VP şant disfonksiyonu tanısındaki tanısal performansını ve klinik uygulanabilirliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Bu prospektif gözlemsel çalışmaya, 2016-2018 yılları arasında bir üniversite hastanesi acil servisine ventriküloperitoneal (VP) şantı bulunan ve şant disfonksiyonu şüphesiyle başvuran, 18-65 yaş arası hastalar dahil edildi. Ateş, baş ağrısı, kusma, bilinç değişikliği ve nöbet gibi semptomları olan hastalar çalışmaya alındı. Optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümleri, eğitim almış acil tıp hekimleri tarafından gerçekleştirildi. Şant disfonksiyonu protokollerine uygun olarak tüm hastalara kraniyal bilgisayarlı tomografi (BT), şant serisi ve batın ultrasonografisi uygulandı. Şant disfonksiyonu tanısı, tüm klinik ve radyolojik bulguların birlikte değerlendirilmesi sonucunda bir beyin cerrahisi uzmanı tarafından konuldu ve nöroşirurjik değerlendirme altın standart olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 43 hasta dahil edildi. Yaş ortalaması 43±19,5 idi Hastaların OSKÇ ortalaması 4,70±0,98 idi. BT bulguları eski BT ile kıyaslandığında %60 hastada stabildi. OSKÇ şant disfonksiyonu tanısında istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. Şant disfonksiyonu tanısı koymada OSKÇ duyarlılık %62.5 ve özgüllük %62.9 olarak bulundu Altı hastanın acil servise 2 hafta içinde tekrar başvurduğu görüldü. İkinci başvuruda OSKÇ ortalaması 4,93±1,02 idi disfonksiyon olarak değerlendirilidi. Sonuç: Çalışmamızda şant disfonksiyonunu göstermede OSKÇ ölçümümün istatistiksel olarak anlamlı olmadığını saptadık. Ancak gelecekteki tanı algoritmalarındaki şant disfonksiyonu tanısında OSKÇ ölçümünün potansiyel rollerinin daha fazla araştırılması gereklidir.Article Menşe Ülke Etkisinin Çevrimiçi Satın Alma Kararları Üzerindeki Etkileri: Kapsamlı Bir Derleme(2025) Akdeniz, Gözde; Dobrucali, BirceBu çalışma, menşe ülke kavramının çevrimiçi satın alma kararları üzerindeki etkisini kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, mevcut bilgi birikimi içindeki kavramsal ve metodolojik yaklaşımlar ile ampirik boyutlar detaylı bir şekilde analiz edilerek sentezlenmiş ve eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. İşletme ve yönetim literatüründen 2006-2025 yılları arasında yayımlanmış 38 makaleye ulaşılmıştır. Literatürdeki güncel durumu belirlemek ile gelecekteki araştırma yönelimlerini ortaya koymak için kapsamlı bir derleme çalışması yapılmıştır. İncelenen makalelerin çoğu hipotez odaklı ve yapılandırılmış olup, daha az bir kısmı keşifsel niteliktedir. Çoğunlukla ikincil verilere dayalı istatistiksel teknikler ve çevrimiçi anketler kullanılırken, vaka çalışmaları daha az tercih edilmiştir. Kesitsel ve boylamsal araştırmalar neredeyse eşit düzeyde temsil edilerek çevrimiçi menşe ülke etkilerine dair hem statik hem de dinamik içgörüler sunmaktadır. Coğrafi açıdan, araştırmalar daha çok Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerine odaklanmaktadır. Çalışmalarda tüketici ürünlerine, hizmetler ve endüstriyel ürünlerden daha fazla önem verildiği gözlemlenmektedir. Örnekleme yöntemleri genellikle yetersiz açıklanmış olup, en yaygın kullanılan veri analiz tekniği çok değişkenli istatistiklerdir. Bu araştırma, uluslararası pazarlama literatürüne katkıda bulunarak mevcut çalışmaları gözden geçirmek, daha fazla inceleme gerektiren boşlukları vurgulamak ve gelecekteki araştırmalar için olası yönelimler önermek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Article Sistematik Literatür Taraması ile Türkiye’de Zeytinyağı Turizminin Analizi(2025) Öztürk, Betül; Donuktan, Sedef OzgonulZeytinyağı turizmi, özellikle Akdeniz havzasında zeytin ağaçlarının yoğun olduğu kırsal alanlarda hızlı bir gelişme gösteren yeni bir turizm türüdür. Bu makalenin amacı, yeni turizm türü olan zeytinyağı turizminin Türkiye’deki gelişimini, başlıca faaliyetlerini tanımlayarak açıklamaktır. Bu amaçla, sistematik literatür analiz yöntemi kullanılarak, Türkiye’de zeytinyağı turizminin unsurlarına odaklanan ve turizm potansiyelini ortaya koyan bir içerik analizi yapılmıştır. İçerik analizinde toplam 20 makale değerlendirilerek turizm ürünleri, turizm türleri, turist tipolojisi ve sürdürülebilirlik temaları tespit edilmiştir. Bulgular, Türkiye’deki turizm sektörünün, özellikle zeytinyağı turizmi bağlamında bir büyüme ve gelişme dönemi geçirdiğini göstermiştir. Bu gelişme, festivaller, şenlikler ve müzeler dahil olmak üzere çeşitli ürün ve hizmetlerin ortaya çıkmasıyla karakterize edilmektedir. Ayrıca, tadımlar ve atölyeler gibi deneyimsel katılım faaliyetlerinin yaygınlaşması, sektörün büyümesine katkıda bulunmaktadır. Sürdürülebilirlik bağlamında, zeytinyağı ile ilgili zengin kültürel mirasa sahip bölgelerin kırsal kalkınma ve büyümede ekonomik, çevresel ve sosyo-kültürel sürdürülebilirliğinin, zeytin rotaları ve kültürel miras alanları gibi olgular aracılığı ile sağlandığı saptanmıştır.Article Tasarruf Yıllarında Moda ve Sümerbank(2023) Himam, DilekModa tarihinde 1920'lerden İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar, tasarruf yılları sebebiyle başlayan zorunluluktan dolayı yeni giysiler ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet döneminde “çağdaş” (asri) bir toplum yaratma kavramı resmî ideoloji olarak benimsenmiştir. Özellikle de 11 Temmuz 1933 tarihinde Sümerbank'ın Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmasıyla birlikte Türkiye'de daha rasyonel bir moda ve maddi kültür yaratılmıştır. Ülkeyi kalkındırmak, halkı çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak gibi ulusal hedeflerin etkisinde yerli olana talebi arttıran Sümerbank kurumu bu süreçte önemli görevler üstlenmiştir. Türkiye’nin kalkınma döneminin bir göstergesi olarak bir dönemin modasını başlatan Sümerbank, Cumhuriyetin kuruluşunun ardından başlatılan sanayileşme hamlesinin sembol isimlerinden biri olmuştur. Sümerbank yaklaşık 2000’li yılların başlarına kadar üretimine devam etmiş olup özelleştirme süreciyle beraber ülkenin her yerinde tüm fabrikalarını ve mağazalarını kapatarak Türkiye moda ve tekstil tarihine dair kendi özgün desenlerini yaratan bir Türk markası olarak tarihe adını yazdırmıştır. Bu analizde Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Türk kadınının modernleşme hikâyesi tasarruf yıllarında yayınlanan dergilerdeki yazı ve aile arşivlerinde yer alan görseller aracılığı ile aktarılmaya çalışılmıştır. Sümerbank kumaşları ve bu kumaşlardan yaratılan giysiler üzerinden de değişen topluma rol modeli oluşturacak ideal modern vatandaşın görsel olarak nasıl temsil edildiğine dair analizlere yer verilecektirArticle The Turkish Version of Hydration Risk Assessment Tool in Older Patients: Cross-Cultural Adaptation and Psychometric Evaluation(Galenos Publishing House, 2025) Söylemez, Burcu Akpınar; Akyol, Merve Aliye; Küçükgüçlü, Özlem; Atasoy, EzgiObjective: Dehydration is a common and serious issue among older adults, with significant implications for their health and well-being. Preventing dehydration in older adults requires a multifaceted approach that involves early identification of risk factors, accurate detection methods, targeted interventions, and ongoing monitoring to ensure adequate hydration. For this reason, the study was designed to assess the validity and reliability of the Turkish adaptation of the Northumbria Assessment of Hydration (T-NoAH) among older patients. Materials and Methods: A methodological and descriptive approach was utilized in this investigation. After establishing linguistic validity, the study was conducted with a convenience sample of 360 older patients within 24 hours of admission to the hospital, using a descriptive information form and T-NoAH for data collection. The analyses performed included exploratory factor analysis, confirmatory factor analysis (CFA), discriminant validity assessment, internal consistency evaluation via Cronbach’s alpha, item-total correlation analysis, examination of ceiling and floor effects, and Hotelling’s T-squared test. Predictive accuracy was examined in the sample using a receiver operating characteristic curve, with serum osmolality as the reference test. Results: The tool had sufficient linguistic validity. The instrument consisting of 8 items and one factor was identified. This factor explained 39.24% of the total variance. Model fit indices were ≥0.90, as per CFA. Cronbach’s alpha was determined to be 0.73. There was no response bias identified, and there were no floor or ceiling effects. The optimal cut-off point (5 or more) showed sensitivity (70%) and specificity (89%) (area under the curve =0.795, 95% confidence interval, p<0.001) compared to non-dehydration group. Conclusion: This tool is a short, easily understandable and applicable measurement for assessing older patients’ hydration risk. It can be used by nurses to evaluate the risk of dehydration in older patients and to implement and evaluate effective interventions according to risk situations.Article Otizmli Bireylerde Mensturasyon Özellikleri, Ağrı ve Genital Hijyen Davranışları: Ön Çalışma(2025) Taş, Seda Ayaz; Yeşilyurt, Seda Yakıt; Mecit, Zehra; Mert, Eda; Yıldız, SemihOtizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan kadınların otizme bağlı olarak yaşadıkları somatik şikayetler gibi zorluklar, menstrüel döngüden etkilenebilir. OSB'li kadınların menstrüasyon ağrısı, genital hijyen davranışları ve menstrüel özelliklerini araştırmayı amaçladık. Bu kesitsel çalışmaya yaşları 12-35 arasında değişen 35 birey (16 OSB'li birey ve 19 sağlıklı kontrol) dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilme kriterleri; deney grubu için ASD tanısı almış olması ve düzenli menstrule siklusu olması, kontrol grubu için düzenli menstrule siklusu olmasıydı. Değerlendirmede motor fonksiyonlar Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi ile, ağrı Görsel Analog Skala ile, menstrüel semptomlar Menstrüel Semptom Anketi (MSQ) ile genital hijyen davranışları Genital Hijyen Davranış Ölçeği (GHBS) ile sınıflandırılmıştır. Kategorik değişkenler açısından fark olup olmadığını belirlemek için ki-kare testi, iki bağımsız grubu karşılaştırmak için t testi kullanıldı. GHBS ve MSQ toplam ve alt ölçek puanlarında gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Sonuç olarak, OSB'li kadınlar ile sağlıklı kadınlar arasında adet dönemlerindeki ağrı, hijyen ve genel özellikler açısından benzer olduğu saptandı. OSB'li kadınların menstrüasyon dönemindeki somatik şikayetleri ve ağrıyı tanımlama becerileri azalmış olabilir. Sonuç olarak, bu durum OSB'li bireylerin ve ebeveynlerinin menstrüasyon sırasında yaşanan fiziksel şikayetleri diğer zamanlarda yaşanan fiziksel şikayetlerden ayırt edememesinden ya da alternatif olarak bu şikayetlerin göz ardı edilmesinden kaynaklanıyor olabilir.Article Afet Haberi Başlıklarının Çevirisinde Tutumsal Anlam Kaymaları: Türk Medyasındaki Söylemin Yanmetinsel Analizi(2025) Şener, OlcayBu çalışma, komşu ülke Yunanistan’da meydana gelen bir afetin, Türk medyasında çeviri yoluyla nasıl temsil edildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, BBC News, Euronews, CNN ve The Independent adlı dört farklı medya kuruluşundan seçilen 12 İngilizce ve Türkçe haber başlığı analiz edilmiştir. Haber başlıkları yanmetinsel unsurlar olarak, Değerlendirme Kuramı’nın (Appraisal Theory) (Martin & White, 2005) Tutum (Attitude) dizgesi çerçevesinde nicel ve nitel yöntemlerle incelenmiştir. Her iki dildeki haber başlıklarının tutumsal anlam kaymaları, Tutum dizgesinin üç alt ulamı olan duygulanım (affect), yargı (judgement) ve takdir (appreciation) bağlamında analiz edilmiştir. Nicel analiz, iki dil arasında anlam kaymaları açısından sınırlı bir fark olduğunu gösterirken; karşılaştırmalı nitel analiz ise, tutumsal anlamlarda daha belirgin kaymalar olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle haber başlığı çevirilerinin duygulanım (affect) kategorisinde duygusal tepkileri yoğunlaştırdığı; takdir (appreciation) kategorisinde ise kültürel-estetik değerleri zayıflattığı gözlemlenmiştir. Öte yandan, yargı (judgement) kategorisinin ideolojik motivasyonlarla şekillendiği gözlemlenmiştir. Ayrıca, her iki dilde de hükümet gücüne yapılan vurgunun artırılması açısından bir tutarlılık saptanmıştır. Bulgular, anlam kaymalarının her zaman tarafsızlık hedefiyle gerçekleşmediğini; bu kaymaların etkisinin, çevirinin üretildiği sosyo-politik ve ekonomik bağlamla ilişkili olabileceğini göstermektedir.Article Ankilozan Spondilitli Bireylerde Hangi Solunum Eğitimi Daha Etkilidir: 360-Derece Ekspanse Diyafram Egzersizleri Mi, Standart Diyafram Egzersizleri Mi? Randomize Kontrollü Çalışma(2025) Urak, Özkan; Sari, Ismail; Gurpinar, Baris; Yeşilyurt, Seda YakıtAmaç: Solunum komplikasyonları genellikle asemptomatik olsa da Ankilozan Spondilit (AS) hastalarında önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Egzersizin AS yönetimindeki kanıtlanmış faydalarına rağmen, geleneksel diyafram nefesi ile göğüs kafesinin tamamını hedefleyen çok boyutlu, yenilikçi yaklaşımların karşılaştırıldığı sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, standart diyafram nefesi ile sensör destekli 360 derece ekspanse diyafram nefesi egzersizlerinin solunum fonksiyonu, hastalık aktivitesi ve fiziksel kapasite üzerindeki etkilerini değerlendirerek bu boşluğu doldurmayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: AS tanısı almış 50 birey, standart diyafram nefesi grubu (DG) veya 360 derece ekspanse diyafram nefesi grubu (360DG) olmak üzere rastgele iki gruba ayrılmıştır. Her iki gruba da altı hafta boyunca haftada iki kez denetimli egzersiz uygulanmıştır. Değerlendirilen sonuçlar arasında solunum fonksiyon testleri, maksimal inspiratuvar ve ekspiratuvar basınçlar (MIP/MEP) ve AS’ye özgü indeksler yer almıştır. Bulgular: Her iki grupta da işlevsel indeksler ve solunum parametrelerinde anlamlı iyileşmeler gözlemlenmiş, ancak gruplar arası farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Özellikle, DG grubunda FEV1/FVC oranında anlamlı bir artış (p = 0,017), 360DG grubunda ise FVC değerinde anlamlı bir artış (p = 0,007) saptanmıştır. Solunum kas gücü (MIP ve MEP) her iki grupta da anlamlı şekilde artmıştır (p<0,05). Sonuç: Bu randomize kontrollü çalışma, AS’de 360 derece ekspanse diyafram nefesi egzersizlerini değerlendiren ilk çalışmalardan biridir. Bulgular hem standart hem de sensör destekli nefes egzersizlerinin solunum ve fonksiyonel sonuçları iyileştirmede güvenli ve etkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, fizyoterapistler ve klinisyenler için kişiye özel solunum eğitiminin AS rehabilitasyon programlarına entegre edilmesinin klinik önemini vurgulamakta ve hasta bakımını geliştirmek için esnek, kanıta dayalı stratejiler sunmaktadır.Article Demans Hastalarının Birincil Aile Bakıcılarının Sağlığı Üzerine İkincil Bakım Verenin Etkileri: Fiziksel ve Psikolojik Yönlere Odaklanma(2025) Yener, Görsev G.; Ozalevli, Sevgi; Yakut, Hazal; Felekoğlu, ElvanAmaç: Dünya genelinde demans hastası sayısı artmakta ve hastalığın erken dönemlerinden itibaren bakım verenlere ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak, birincil bakım verenin yanında ikincil bir bakım verenin bulunmasının birincil bakım verenin fiziksel ve psikolojik sağlığı üzerindeki etkisi net değildir. Bu çalışma, ikincil bakım veren bulunan ve bulunmayan birincil bakım verenlerin fiziksel ve psikolojik parametreler açısından karşılaştırılmasını amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Bu kesitsel çalışma, İzmir’de bir üniversite hastanesinin nöroloji polikliniklerinden alınan 61 demans hastasının birincil aile bakıcısını içermektedir. Katılımcılar, bakım verme düzenlemelerine göre iki gruba ayrılmıştır: tek başına bakım verenler (n=26; %42,6) ve ikincil bir bakıcıyla birlikte bakım verenler (n=35; %57,4). Fiziksel sağlık, Nordic Kas-İskelet Sistemi Anketi (kas-iskelet sistemi bozuklukları), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (fiziksel aktivite) ve Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (yorgunluk) kullanılarak değerlendirilmiştir. Psikolojik sağlık ise Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu ve Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Gruplar arasında psikolojik ölçümler açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak, fiziksel sağlık açısından farklılıklar gözlemlenmiştir. İkincil bir bakıcısı olmayan bakıcılar, bakım verme görevleri nedeniyle günlerinin anlamlı derecede daha büyük bir bölümünü oturarak geçirmiştir (p=0,020). Ayrıca son yedi gün içinde omurga (p=0,05), üst ekstremiteler (p=0,046) ve alt ekstremitelerde (p=0,019) daha fazla kas-iskelet şikâyeti rapor edilmiştir. Sonuç: İkincil bir bakımverenin varlığı, demans hastalarına bakan birincil bakımverenlerin fiziksel sağlığıyla ilişkilidir; ancak psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Bu bulgular, bakımverenlerin sağlıklarını koruyabilmeleri için fiziksel destek sağlanmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Özellikle bakımın kültürel olarak aile içinde yürütüldüğü toplumlarda, çok yönlü bakımveren destek programlarına duyulan ihtiyacı öne çıkarmaktadır.Article Aronia Melanocarpa (Michx.) Meyvesindeki Fenolik, Flavonoid, Toplam Antioksidan Kapasitesi, Vitamin ve Glutatyon İçeriğinin Araştırılması(2025) Özer, Dursun; Karatas, Fikret; Saydam, Sinan; Servi, RefikAronya meyvesindeki yağda ve suda gözünen vitaminler, glutatyon miktarları yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile tayin edilmiştir. Toplam fenolik ve flavonoid bileşik miktarları ve toplam antioksidan kapasitesi spektrofotometre ile belirlenmiştir. Meyvedeki vitamin A, E, β-karoten ve likopen miktarları sırasıyla 12.44±0.40, 19.51±0.51, 51.64±1.41 ve 5.85±0.17 µg/g olarak bulundu. Aronya meyvesindeki suda çözünen vitaminlerden askorbik asit, tiamin, riboflavin, nikotinik asit, pantotenik asit, pridoksin, folik asit ve siyanokobalamin miktarları sırasıyla 412.92±7.29, 4.27±0.14, 16.43±0.48, 34.13±1.01, 36.37±0.59, 3.43±0.12, 14.0±0.55, 5.33±0.14 µg/g, iken redükte ve okside glutatyon (GSH, GSSG) miktarları ise 706.32±11.25, 133.67±4.79 µg/g olarak belirlendi. Meyvelerdeki toplam fenolik madde miktarı 81.28±1.86 µg Gallik Asit/g, flavonoid madde miktarı ise 65.55±1.45 µg Kuersettin/g olarak belirlenmiştir. Aronya meyvesindeki DPPH yöntemine göre belirlenen IC50 değeri 23.17±0.78 µg/mL, TEAK yöntemine göre hesaplanan antioksidan kapasite değeri ise 272.85±6.31 µmol Troloks/g olarak bulunmuştur. Olgun aronya meyvesindeki vitaminler, glutatyon, toplam fenolik ve flavonoid madde miktarları ile toplam antioksidan kapasite bakımından uygun dozda tüketildiğinde sağlık için yararlı olduğu söylenebilir.Article KOAH Hastalarında Vücut Ağırlığı-Yürüme Mesafesinin Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi İle İlişkisi: 6 Dakikalık Yürüme Mesafesi İle Karşılaştırmalı Bir Çalışma(2025) Aktan, Rıdvan; Alpaydin, Aylin Ozgen; Ozalevli, SevgiAmaç: Bu çalışmanın amacı, geliştirilmiş bir sonuç ölçütü olarak 6 dakika yürüme testi mesafesi-vücut ağırlığı çarpımı (yani 6 dakikalık yürüme işi-6DK-İŞİ) ile sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkiyi 6 dakika yürüme testi mesafesi ile karşılaştırmaktı. Yöntem: Bu retrospektif kesitsel çalışmaya orta-ağır KOAH'lı toplam 81 hasta (ortalama yaş: 61.0±4.6 yıl) dahil edildi. Çalışma Ocak 2025 ile Mart 2025 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastaların klinik özellikleri, akciğer fonksiyon testleri, 6 dakika yürüme testi mesafeleri ve Saint George Solunum Anketi (SGRQ) ile ölçülen sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi sonuçları kaydedildi. 6DK-İŞİ, 6 dakika yürüme testi mesafesi ve vücut ağırlığının birbiriyle çarpımı olarak hesaplandı ve kg.metre (kg.m) olarak kaydedildi. SGRQ ile 6 dakika yürüme testi mesafesi ve 6DK-İŞİ arasındaki korelasyon katsayıları ve basit doğrusal regresyonlar değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama 6 dakika yürüme testi mesafesi ve 6DK- İŞİ sırasıyla 441.5±83.3 m ve 33176.2±9865.8 kg.m idi. 6DK-İŞİ SGRQ alt alanlarıyla (r=−.582 ile −.641 arasında, p<.001) 6 dakika yürüme testi mesafesine (r =−.381 ile −.455 arasında, p<.001) kıyasla daha güçlü korelasyonlar gösterdi. Ayrıca basit doğrusal regresyon analizine göre, SGRQ toplam puanı ile 6 dakika yürüme testi mesafesi arasındaki belirleme katsayısı (R2) .207 iken 6DK-İŞİ ise .411 idi. Sonuç: Bulgularımız 6 dakika yürüme testinde kat edilen basit mesafe yerine 6DK-İŞİ’nin kullanılmasının, yaşam kalitesi ile ilişkisi nedeniyle orta-ağır KOAH'lı hastalarda daha avantajlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle 6DK-İŞİ orta-ağır KOAH'lı hastalarda fonksiyonel kapasiteyi tahmin etmek için daha etkili bir sonuç parametresi olabilir. Daha geniş, daha çeşitli popülasyonlarla ve uzunlamasına tasarımlarlı gelecek çalışmalara ihtiyaç vardır.

