TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
9 results
Search Results
Article Amerikan Federalistleri, Hannah Arendt ve Cumhuriyetçilik: Temsili Demokrasiye Karşı Konsey Sistemi?(2022) Sezer, Devrim; Başkır, Ünsal DoğanBu makale sözleşme teorisi ve cumhuriyetçilik üzerine olan akademik yazında ihmal edilen bir konuyu incelemeyi amaçlıyor: Hannah Arendt’in ve Amerikan federalistlerinin cumhuriyetçi perspektiflerini karşılaştırmalı olarak tartışmak. Birbiriyle ilişkili iki meseleyi tartışmaya açıyoruz. Amerikan federalistlerinin ve Arendt’in 1) sözleşme teorisiyle kurdukları ilişkiyi ele almayı, 2) cumhuriyet ilkesini yorumlayış biçimlerini karşılaştırmalı olarak irdeleyerek temsili demokrasi konusundaki perspektiflerini ortaya koymayı amaçlıyoruz. İki temel argümanımızı şu şekilde özetleyebiliriz. Birincisi, federalistler bir yandan sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist anlayışını takip etmişler, pragmatik ve prosedürel bir bakış açısıyla bu geleneğe özgün bir katkıda bulunmuşlar, bir yandan da başta hafızasızlaştırma sorunu olmak üzere bir dizi problemi aynı düşünce ekolünden devralmışlardır. Arendt ise hipotetik ve tarih ötesi varsayımların sözleşme kavramının ontolojik kökenini olduğu kadar tarihsel boyutlarını da anlamamızın önünde bir engel teşkil ettiğini bize hatırlatmış, sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist yaklaşımına sözleşmelerin tarihsel boyutlarını ve devraldıkları siyasal mirasları vurgulayan bir ‘sözleşmecilik’le cevap vermiştir. Buna ilaveten sözleşme teorisinden Amerikan federalistlerine intikal eden iktidar ve anayasa kavramlarını sorgulamıştır. İkincisi, Arendt ve Amerikan federalistlerinin perspektifleri cumhuriyetçi siyaset felsefesinde iki önemli kırılma anını temsil etmektedir. Amerikan federalistleri temsili demokrasinin ilk sistematik savunusunu kağıda dökerken cumhuriyet ilkesini yurttaş katılımından tamamen koparmışlardır. Arendt ise cumhuriyet ilkesini yeniden etkin yurttaşlık pratiği bağlamına yerleştirmiş, tıpkı Rousseau gibi temsili demokrasinin radikal bir eleştirisini ortaya koymuştur. Asıl özgün katkısıysa cumhuriyet ilkesini bütünüyle kamusal katılımla özdeşleştirmiş ve etkin yurttaşlık pratiğinin (bir başka deyişle siyasal özgürlüğün) yerel düzeyden başlayan bir kurumsal örgütlenmeyi, “konsey sistemi” olarak adlandırdığı bir radikal demokratik ve konfederal katılım ağını gerektirdiğini öne sürmüş olmasıdır.Article Enerjinin Toplumsal Boyutu ve Türk Halkının Enerji Tercihleri(2010) Ediger, Volkan Ş.; Kentmen Çin, Çiğdem; Kentmen, ÇiğdemBu çalışma Türk toplumunun enerji tercihlerini, geleceğin enerjisi, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları başlıkları altında incelemektedir. 2005-2006 yıllarında AB tarafından düzenlenmiş üç farklı Avrobarometre anketinin enerjiyle ilgili bölümlerinin kullanıldığı bu çalışmada elde edilen sonuçlara göre, Türk halkı güneş ve nükleer enerjiye hayli destek vermektedir fakat enerji verimliliğinin ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması için gerekli olan teşviklerin maddi yükünü üstlenmeye razı değildir. Bunun yanı sıra, Türk toplumunda enerji kaynakları konusunda ciddi eksikliği bulunmaktadır ve hükümetin kendisine daha çok bilgi sağlamasını talep etmektedir.Article Çoğulluk ve Politika: Rousseau, Arendt, Cumhuriyetçilik(2012) Sezer, DevrimCumhuriyetçi politika teorisi aralarında gerilimli bir ilişki olan iki perspektifi uz--Iaştırmasıyla modern bir normatif ufuk kazanır. Bu gerilimli sentezin bir kutbundahalk egemenliği ve etkin yurttaşlık, diğer kutbundaysa anayasacılık yer alır. Cumhuri--yetçi düşüncedeki en önemli tartışmalardan biri, bu senteze dayalı bir özyönetim bi--çiminin sadece kurumsal ve anayasal düzenlemelerle yaşatılamayacağına ilişkin Rous--seaucu tezdir. Bu yazının iki temel hedefi var. İlki, Rousseau'nun kamusal tartışma vemuhalefete kuşkuyla yaklaşan cumhuriyetçiliğinin endişelerini ortaya koymak. İkinci--siyse, Hannah Arendt'in Devrim Üzerine başlıklı eserinin bizi çoğulluk, tartışma ve çe--kişme fikrini esas alan başka bir cumhuriyetçilik ihtimali üzerine düşünmeye davet et--tiğine dikkat çekmek.Research Project Suriye Krizinin Türkiye’ye Yansımaları(2018) Aybet, Gülnur; Cindoğlu, Dilek; Memişoğlu, Fulya; Turan, Margarite Helena Zoeteweij; Turan, OzanSuriye krizinin Türkiye?ye yansımaları çok boyutlu olmuştur. Güvenlik boyutunun insani ve sınır güvenliği konularını da kapsadığından sadece krizin askeri ve devletler arası boyutlarıyla kısıtlı kalmamıştır, bu yüzden krizin Türkiye?ye yansımalarını inceleyen bir çalışma daha geniş güvenlik kavramlarını da içermelidir. Bunların içinde toplumsal güvenlik algılamaları ve topluma olan sosyo-ekonomik yansımaları da incelenmelidir. Ayrıca bu genişlemiş güvenlik kavramının yanı sıra krizin kurumsal ve yasal yansımaları da bulunmaktadır. Bu krizin getirdiği sorunları hem bilimsel olarak inceleyen hem de bulgularıyla ulusal ve uluslararası kurumlara faydalı bilgi birikimi aktarabilecek nitelikteki bir araştırmanın da disiplinler arası (interdisipliner) ve çok boyutlu olması gerekir.Article ‘BU KADAR KİŞİ YANILIYOR OLABİLİR Mİ’? - DEMOKRASİNİN EPİSTEMİK DEĞERİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA(2020) Yumlu, OganBu yazıda demokrasinin epistemik değerine, yani demokratik karar alma usulününadil bir yönetim biçimi olmanın yanı sıra, doğru kararlar üretmeye de meyilli olduğunadair iddialar incelenmektedir. Yazıda özellikle epistemik demokrasi yaklaşımının önemli birtemsilcisi olan Helene Landemore’un görüşleri ele alınmaktadır. Landemore’un‘demokratik akıl’ kavramı çerçevesinde şekillenen fikirleri ele alındıktan sonra buyaklaşım, demokrasi ve doğruluk ilişkisine dair farklı pozisyonlarla karşılaştırılarakdemokrasi teorileri içerisinde bir bağlama oturtulmaya çalışılmaktadır. Sonuç olarak,epistemik demokrasi yaklaşımının doğruluk kavramıyla kurduğu ilişkide bazı sorunlar yada eksiklikler olduğu tespit edilmekle birlikte, bu yaklaşımın özellikle demokrasinin nedençoğulculuğu benimsemesi gerektiğine dair önemli bir argüman sunduğu ve böylecedemokrasi ile liberalizm arasındaki bağı sağlamlaştırdığı savunulmaktadır.Article Kürt Çalışmaları Ortadoğu Çalışmaları’nın Neresinde?(2021) Al, Serhun20. yüzyılın ilk çeyreğinde imparatorlukların ulus-devletlere evrimi sona yaklaşırken, Osmanlı İmparatorluğu içerisinden birçok topluluk kendi kaderini tayin etme imkânı bularak devletleşti. Bu devletleşme süreci uluslaşma süreci ile iç içe ilerledi ve homojen ulus yaratma adına ‘öteki’ sayılanlar çoğunlukla asimilasyon, dışlanma ve etnik temizlik politikalarına maruz kaldılar. Kürtler, hem tarihsel anlamda hem de Osmanlı sonrası Ortadoğu siyasal coğrafyasının Irak, Suriye, Türkiye ve ayrıca İran’ın kesiştiği alanda yoğunlaşmalarına rağmen devletleşen topluluklar içerisinde yer alamadılar ve çoğunlukla ‘öteki’ konumuna düştüler. Bu bağlamda, 20. yüzyılın büyük bir bölümü merkezi devlet otoriterileri ile farklı Kürt grupları arasında siyasal ve kültürel mücadeleler ile geçti. Buna parallel olarak akademik ve entellektüel anlamda da Kürtler ve Kürt Çalışmaları Ortadoğu Çalışmaları içerisinde çoğunlukla ‘öteki’ konumunda kaldı. Kürtler üzerine kısıtlı olan akademik çalışmalar ancak 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl başında Kürtlerin hem Ortadoğu’da hem de küresel anlamda daha fazla ‘görünür’ hale gelmesi ile birlikte özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika üniversitelerinde yaygınlaşmaya başladı. Siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, tarih, sosyoloji, iktisat ve antropoloji gibi farklı disiplinler ve farklı metodolojik yaklaşımlar üzerinden Kürtler ve Kürt coğrafyası daha da fazla araştırılmaya başlandı. Bu çalışma da son yıllarda ivme kazanan Kürt Çalışmaları’nı Ortadoğu Çalışmaları içerisinde bazı kuramsal, metodolojik ve tematik konular içerisinde değerlendirmektedir. Oryantalizm ve post-kolonyal paradigmalar bağlamında Ortadoğu ve Kürt Çalışmaları karşılaştırılırken, metodoloji ve veri konusunda Kürt Çalışmaları ele alınmaktadır. Kürt Çalışmaları’nın teritoryal sınırları ve Kürdoloji gibi kavramsal tanımlamalar ayrıca tartışılmaktadır. Bununla birlikte Ortadoğu Çalışmaları içerisinde çokça tartışılan milliyetçilik, İslam, demokratikleşme ve otoriterlik gibi konular Kürt Çalışmaları ekseninde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Genel olarak, Kürt Çalışmaları’nın Ortadoğu Çalışmaları içerisinde Kürtlerin Ortadoğu’daki siyasal statüsüzlük ve güvenlikleştirme politikaları nedeniyle akademik kurumsallaşma bakımından geriden geldiği fakat hızla gelişmekte olan bir araştırma alanı olduğu ortaya konmaktadır. Sonuç olarak, Kürt Çalışmaları’nın bu makalede tartışılan temaların ötesinde çok daha farklı temalar içerisinde de tartışılması gerektiği vurgulanmaktadır.Article İsrail 2017 Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumunu Neden Destekledi? Ontolojik Güvenlik Çerçevesinden Bir Değerlendirme(2021) Al, Serhun25 Eylül 2017’de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) başkanı Mesud Barzani önderliğinde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumuna açık destek veren tek ülke İsrail oldu. Özellikle Barzani yönetiminin yakın müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Irak toprak bütünlüğünün Ortadoğu’nun istikrarı için önemli olduğunuvurgulayarak Barzani’nin bağımsızlık referandumunu ertelemesi çağrısında bulundu. Bölgesel güçler Türkiye ve İran da referanduma sert tepki verdiler. Uluslararası kamuoyunun, büyük devletlerin ve bölgesel güçlerin yalnızlaştırdığı Barzani yönetiminin bağımsızlık referandumuna bir tek İsrail açıktan destek verdi. Başbakan Benjamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarda İsrail devletinin Irak Kürtlerinin devlet kurmak için çabalarını desteklediğini beyan ettiler. Neden İsrail, ABD ve Batılı birçok devletin destek vermediği referanduma açıktan destek beyanında bulundu? Bu davranış Uluslararası İlişkiler teorileri bağlamında nasıl açıklanabilir? Bu makale devletlerin kaygı ve varoluşsal tehditleri önlemek için öz-kimlikleri etrafında oluşturduğu söylemlerin ve davranışların sürekliliğine dikkat çeken Ontolojik Güvenlik Teorisi (OGT) üzerinden İsrail’in Irak Kürdistanı’na desteğini açıklıyor. Bu makalede tartışılacağı üzere Realist teorinin fiziksel güvenlik ve hayatta kalma çerçevesinin ötesine geçen OGT yaklaşımına göre İsrail bu desteği vermeseydi kendi ontolojik güvenliğini tehlikeye atacaktı. Referandum sürecinde İsrail, Kürdistan ve uluslararası basında çıkan demeç ve görüşlere dayanarak İsrail’in desteği irdelenecektirArticle Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 2Norms as Negotiation Resource: the Empowerment of the European Parliament in the Lisbon Treaty(Uluslararasi Iliskiler Konseyi Dernegi, 2012) Burgin, AlexanderDespite diverging preferences concerning the role of the European Parliament in the institutional architecture of the European Union, the EU member states have accepted a significant increase of its power in the Lisbon Treaty This paper argues that bargaining power alone cannot explain this result. Instead, it postulates the importance of normative pressure: arguments based on shared norms of democratic governance at the national level add legitimacy to the preferences of the supporters of a parliamentarization of the EU and mobilize social pressure on opponents of the empowerment of the ER The impact of norms as negotiation resource is demonstrated in an analysis of three controversies in the European Convention: the appointment and budget competences of the EP and the role of national parliaments.Article Citation - WoS: 15Citation - Scopus: 18Strong, but Anxious State: the Fantasmatic Narratives on Ontological Insecurity and Anxiety in Turkey(Uluslararasi Iliskiler Konseyi Dernegi, 2022-04-09) Adisonmez, Umut Can; Onursal, RecepThe political discourse on the problem of state survival in Turkey is hegemonic. What is central to this discourse is Sevresphobia: the idea that Turkey is surrounded by internal and external enemies who are ready to destroy it. This article aims to explain why the political discourse on the problem of state survival in Turkey sustains itself over time and how it captures the collective mode of being. The article argues that fantasmatic narratives play an important role in maintaining the hegemonic discourse and governing collective anxiety. First, fantasmatic narratives simplify the socio-political space by offering a comforting explanation for the ongoing insecurities and making anxiety tolerable. Second, they act as an ideological force by keeping the political dimension of the discourse on ontological security at bay. Drawing on the Post-foundational Theory of Discourse (PTD) and Ontological Security Theory (OST), the article problematizes and analyzes the political discourse on the problem of state survival in Turkey.
