TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Article
    Real-World Practices in RAS Wild-Type Metastatic Colorectal Cancer Patients Treated with Targeted Agents in the First-Line a Nationwide Onco-Colon Turkey Registry
    (2026-01-24) Özçelik, Melike; Bilir, Cemil; Çiçin, Irfan; Geredeli, Caglayan; Bozkurt, Oktay; Çelik, Sinemis; Sakin, Abdullah
    Amaç: Anti-EGFR ajanlarının etkinliği metastatik kolorektal kanserde (mKRK) gösterilmiştir. Gerçek yaşam verileri, klinik çalışmaların dışında kalan hastalara ait bulguları ortaya koymak açısından özellikle önemlidir. Bu nedenle, RAS vahşi tip mKRK’li hastalarda gerçek yaşam verilerini araştırmayı amaçladık. Yöntemler: Ocak 2016 ile Nisan 2019 tarihleri arasında mKRK tanısı alan hastalara ait tıbbi kayıtlar 28 merkezden toplandı. Hastalar, birinci basamak biyolojik tedavilere göre anti-EGFR grubu (Grup A (panitumumab) ve B (setuksimab)) ve anti- VEGF grubu (Grup C) olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Belgelenmiş RAS vahşi tip mKRK’li toplam 1064 hasta değerlendirildi. Bu hastaların sırasıyla %33’ü panitumu- mab, %37’si setuksimab ve %30’u birinci basamakta anti-VEGF içeren rejimlerle tedavi edildi. Genel yanıt oranı Grup A, B ve C’de sırasıyla %46,4, %41,9 ve %41,5 idi (p = 0,170). Medyan genel sağkalım (OS) Grup A, B ve C’de sırasıyla 26, 27 ve 23 ay olarak bulundu (p = 0,044). Panitumumab, setuksimab ve bevacizumab alan hastaların medyan progresyonsuz sağka- lımı (PFS) sırasıyla 11,6, 11,0 ve 9,6 ay idi (p = 0,012). Çok değişkenli analizde, performans durumu (PS) 0-1 ve BRAF vahşi tip durumu OS için bağımsız prognostik faktörler olarak; yalnızca BRAF vahşi tip durumu ise PFS için bağımsız prognostik faktör olarak bulundu (p<0,05). Sonuç: Bu gerçek yaşam verilerinin analizi, RAS vahşi tip mKRK’de anti-EGFR ajanlarının karşılaştırılabilir etkinliğini doğ- rulamaktadır. Ancak, bu hastalarda anti-EGFR tedavisi, anti-VEGF tedavisine kıyasla PFS ve OS avantajı sağlamaktadır. Ayrıca, BRAF vahşi tip tümörlere sahip hastalarda PFS ve OS daha iyi bulunmuştur.
  • Article
    Primer Nöroendokrin Meme Karsinomu ve Nöroendokrin Difeeransiyasyonlu Meme Karsinomunun Radyolojik Özellikleri
    (2025) Koc, Ali Murat; Altın, Levent; Adibelli, Zehra Hilal; Özdemir, Özlem; Tunçez, Hülya Çetin; Çavdar, Demet Kocatepe; Zengel, Baha
    Giriş: Primer nöroendokrin meme karsinomu (NMK) ve nöroendokrin diferansiye meme kanseri (NDBC) meme kanserinin nadir görülen alt tipleridir. Amacımız bu heterojen tümör grubunun görüntüleme özelliklerini incelemek ve histopatolojik bulgularını tartışmaktır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada hastanemiz veri kayıt arşivi taranarak 5 yıl içerisinde NMK ve NDBC tanısı alan hastalar incelendi. Ultrasonografi, mamografi ve dinamik manyetik rezonans görüntüleme (MRG) özellikleri Meme Görüntüleme Raporlama ve Veri Sistemi (BI- RADS) 5. sözlüğüne göre retrospektif olarak değerlendirildi. Östrojen reseptörü, progesteron reseptörü, Her2 ekspresyonu, ki67 oranı ve histolojik derece kaydedildi. Ki67 oranına göre radyolojik özellikler karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 47 hastaya ait 51 lezyon (5/51 primer NMK, 46/51 NDBC) dahil edildi. NDBC grubunda en sık görülen histolojik tip %81 (37/46) oranında invaziv duktal karsinomdu. Ultrasonografide lezyonların %85,7'si düzensiz şekilli, %52,4'ü mikrolobüle ve %92,9'u cilde dik uzun eksenli idi. Hastaların %77,3'ünde (34/44) asimetri ve doku distorsiyonu görüldü. 79,5'inde mikrokalsifikasyon vardı. Mikrokalsifikasyon ile ki67 değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon vardı. Mikrokalsifikasyonlu lezyonların çoğunda ki67 değeri %20'nin altındaydı (p=0,002). MRG'de lezyonların %83,3'ü hızlı kontrast tutulumu gösterirken, %56,3'ü yıkanma gösterdi. Difüzyon kısıtlaması %93,8 oranında gözlendi. Lezyonların %96'sında östrojen veya progesteron reseptörü pozitifti. Tartışma: NMK ve NDBC, radyolojik olarak düzensiz sınırlara sahip, uzun aksı cilde dik, heterojen kontrast tutulumu ve difüzyon kısıtlılığı gösteren kitleler olarak görülür. Histopatolojik olarak sıklıkla hormon pozitif ve Her2 negatiftirler. Bu konuda geniş hasta serileri ile prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Article
    Self-Care Practices, Patient Education in Women with Breast Cancer-Related Lymphedema
    (Turkish Society of Physical Medicine and Rehabilitation, 2021-05-25) Karayurt, Ozgul; Eyigor, Sibel; Deveci, Zeynep
    Objectives: This study aims to evaluate self-care practices, sociodemographic and clinical factors that affect self-care and patient education among women with breast cancer-related lymphedema (BCRL). Patients and methods: This descriptive, cross-sectional study included a total of 102 women with BCRL (median age: 59 years; range, 35 to 80 years) who received lymphedema (LE) treatment at least once between July 2014 and May 2016. A Sociodemographic and Clinical Characteristics Form and the Lymphedema Self-care Survey were used to collect data via face-to-face interviews. Results: The median LE self-care practices score for women was 10 (range, 5 to 14). A total of 39.1% of the women implemented regular self-care. A statistically significant relationship was found between the score for perceived benefit of LE self-care and the score for self-care practice. No statistically significant difference was found among the self-care scores of the women with LE in terms of sociodemographic and clinical factors, except for education status. A total of 90.2% of the women with LE received self-care education, mostly from a physical therapy specialist and a physiotherapist. There was a statistically significant difference among self-care scores between patients who were educated and uneducated about LE. Conclusion: It is recommended that healthcare professionals should educate patients diagnosed with breast cancer to reduce LE risk and promote the implementation of self-care practices following the breast cancer surgery. Interventions should be made to increase the perceived benefits and reduce the perceived barriers and burden towards self-care behaviors to prevent and manage LE.