TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 10
  • Article
    Historical Action and Narrative in the Context of Historiography in Ricoeur and Ranciere
    (2024-05-07) Gürsoy, A. Özgür
    The argument of this study is that a critical encounter between the ‘historiographical’ texts of Ricoeur and Rancière on the theme of historical action and narrative provides us with a fruitful approach to the political stakes of the act of writing history. More specifically, I claim that attention to how these two authors frame narrative agency in the construction of our identities in history reveals two points of salience that give orientation to our attitude toward history, namely, disruption and harmony. Framing history as a problem in this way makes visible the centrality of how to conceive agency within the two poles of modern existence: on the one hand, statistical regularities that govern behavior in the form of impersonal forces and, on the other, individual projects, the trajectories of which form a coherent life (and define autonomy for the subject). The merit of narrative history is to bridge these poles; but it thereby occludes the antagonisms characteristic of modernity. It is in order to make these visible that we need a disruptive attention to the way narratives are constructed retrospectively.
  • Article
    Hukuki Çoğulluk Olgusunun Hukuk Devleti İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi
    (2022-12-31) Arslan, Ezgi
    Hukuki çoğulluk olgusu genel olarak, bir sosyal alanda çeşitli kaynaklardan doğmuş çok sayıda normatif sistemin işlerliği olarak tanımlanabilir. Hukuki çoğulluk teorileri, bu olguya dair kendi tanımları üzerinde şekillenir ve çoğul hukuk düzenlerini tasnif ederler. Yanı sıra, tasnif edilen çoğul hukuk düzenleri ile devlet hukuku arasındaki ilişkiyi ele alırlar. Bu şekilde teorik çerçevesi çizilen hukuki çoğulluk olgusu, birçok bağlamda değerlendirmeye değerdir. Bu bağlamlardan biri de, hukuk devleti ilkesidir. En basit ifadeyle devlet yönetiminde bir veya birkaç kişinin keyfinin değil hukukun egemen olmasını ifade eden hukuk devleti ilkesi, maddi ve biçimsel olmak üzere iki boyutludur. Hukuki çoğulluk olgusunun bu ilke çerçevesinde değrlendirilmesi de, bu iki boyut bakımından ayrı ayrı ele alınmasını gerektirir. Yanı sıra, hukuki çoğulluk olgusu, hukuk devleti ilkesinin fonksiyonları bakımından da değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede sorulacak temel soru, huuk devleti ilkesinin devlet tekelinde bir hukuk sistemini gerektirip gerektimediğir. Kanaatimizce, çoğul hukuk düzenlerinin varlığı, hukuk devleti ilkesinin doğal bir ihlali sayılamaz. Hukuk devleti ilkesinin gerekleri ve ilgili çoğul hukuk düzenlerinin nitelikleri ortaya konulduktan sonra, her somut normatif düzen için ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu çalışma, temel olarak bu değerlendirmenin kriterlerini belirlemeye çalışmaktadır.
  • Article
    Amerikan Federalistleri, Hannah Arendt ve Cumhuriyetçilik: Temsili Demokrasiye Karşı Konsey Sistemi?
    (2022) Sezer, Devrim; Başkır, Ünsal Doğan
    Bu makale sözleşme teorisi ve cumhuriyetçilik üzerine olan akademik yazında ihmal edilen bir konuyu incelemeyi amaçlıyor: Hannah Arendt’in ve Amerikan federalistlerinin cumhuriyetçi perspektiflerini karşılaştırmalı olarak tartışmak. Birbiriyle ilişkili iki meseleyi tartışmaya açıyoruz. Amerikan federalistlerinin ve Arendt’in 1) sözleşme teorisiyle kurdukları ilişkiyi ele almayı, 2) cumhuriyet ilkesini yorumlayış biçimlerini karşılaştırmalı olarak irdeleyerek temsili demokrasi konusundaki perspektiflerini ortaya koymayı amaçlıyoruz. İki temel argümanımızı şu şekilde özetleyebiliriz. Birincisi, federalistler bir yandan sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist anlayışını takip etmişler, pragmatik ve prosedürel bir bakış açısıyla bu geleneğe özgün bir katkıda bulunmuşlar, bir yandan da başta hafızasızlaştırma sorunu olmak üzere bir dizi problemi aynı düşünce ekolünden devralmışlardır. Arendt ise hipotetik ve tarih ötesi varsayımların sözleşme kavramının ontolojik kökenini olduğu kadar tarihsel boyutlarını da anlamamızın önünde bir engel teşkil ettiğini bize hatırlatmış, sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist yaklaşımına sözleşmelerin tarihsel boyutlarını ve devraldıkları siyasal mirasları vurgulayan bir ‘sözleşmecilik’le cevap vermiştir. Buna ilaveten sözleşme teorisinden Amerikan federalistlerine intikal eden iktidar ve anayasa kavramlarını sorgulamıştır. İkincisi, Arendt ve Amerikan federalistlerinin perspektifleri cumhuriyetçi siyaset felsefesinde iki önemli kırılma anını temsil etmektedir. Amerikan federalistleri temsili demokrasinin ilk sistematik savunusunu kağıda dökerken cumhuriyet ilkesini yurttaş katılımından tamamen koparmışlardır. Arendt ise cumhuriyet ilkesini yeniden etkin yurttaşlık pratiği bağlamına yerleştirmiş, tıpkı Rousseau gibi temsili demokrasinin radikal bir eleştirisini ortaya koymuştur. Asıl özgün katkısıysa cumhuriyet ilkesini bütünüyle kamusal katılımla özdeşleştirmiş ve etkin yurttaşlık pratiğinin (bir başka deyişle siyasal özgürlüğün) yerel düzeyden başlayan bir kurumsal örgütlenmeyi, “konsey sistemi” olarak adlandırdığı bir radikal demokratik ve konfederal katılım ağını gerektirdiğini öne sürmüş olmasıdır.
  • Article
    Çoğulluk ve Politika: Rousseau, Arendt, Cumhuriyetçilik
    (2012) Sezer, Devrim
    Cumhuriyetçi politika teorisi aralarında gerilimli bir ilişki olan iki perspektifi uz--Iaştırmasıyla modern bir normatif ufuk kazanır. Bu gerilimli sentezin bir kutbundahalk egemenliği ve etkin yurttaşlık, diğer kutbundaysa anayasacılık yer alır. Cumhuri--yetçi düşüncedeki en önemli tartışmalardan biri, bu senteze dayalı bir özyönetim bi--çiminin sadece kurumsal ve anayasal düzenlemelerle yaşatılamayacağına ilişkin Rous--seaucu tezdir. Bu yazının iki temel hedefi var. İlki, Rousseau'nun kamusal tartışma vemuhalefete kuşkuyla yaklaşan cumhuriyetçiliğinin endişelerini ortaya koymak. İkinci--siyse, Hannah Arendt'in Devrim Üzerine başlıklı eserinin bizi çoğulluk, tartışma ve çe--kişme fikrini esas alan başka bir cumhuriyetçilik ihtimali üzerine düşünmeye davet et--tiğine dikkat çekmek.
  • Article
    The Role of Narrative Methods in Sociology: Stories as a Powerful Tool To Understand Individual and Society
    (2015) Erol Işık, Nuran; Işık, Nuran Erol
    Bu makalede amaç anlatı ve öykü adı verilen dilbilimsel verilerin sosyoloji disiplini için önemini değerlendirmektir. Anlatıya dayanan metinlerin bilimsel veri olarak kabul edilebilmesi ile ilgili epistemolojik tartışmalardan çok, gündelik hayatta pekçok farklı mecrada karşılaştığımız öykü, efsane, kıssa, ironi, fıkra, drama, aforizma gibi örneklerin sosyal hayat hakkında oluşturduğumuz anlam dünyası ile ilgisine dikkat çekmek hedeflenmektedir. Sosyoloji, toplumsal hayat ile ilgili farklı eksenlerde çözümlemeler yapan bir bilim dalı olarak anlatıya dayanan verilerden farklı şekillerde faydalanabilir. Bu anlamda anlatı ile sosyolojinin biraraya gelme biçimi sosyolojiye bakış tarzımızla da ilgili olacaktır. Ninnilerin anlatı açısından önemi nasıl bir annenin kişisel tercihinden bağımsız olarak kolektif referanslara sahip olması gibi, tarihsel toplumsal hafızamızda yer etmiş büyük anlatılar da bir o kadar derin katmanlar taşıyabilen niteliktedir. Kısaca, makalede öncelikle anlatı kuramı ve sosyolojinin kesişme noktası aydınlatılacak, daha sonra da öyküleştirme örneklerine dayanan popüler kültürel metinlerden örneklerle aydınlatılacaktır.
  • Article
    Cjeu and Ecthr: Two Sides of the Same Coin or Different Currencies ?
    (2017) Bulak Uygun, Begüm; Uygun, Begüm Bulak
    The protection of fundamental human rights across Europe reminds the issue of the European Union (EU) accession to the European Convention on Human Rights (ECHR). The analysis of the interaction between the Court of Justice of the European Union (CJEU) and the European Court of Human Rights (ECtHR) is essential for a better understanding of the multi-layered human rights architecture in Europe.With reference to multi-level components, this study focus on the following issues in order to find out whether the CJEU and ECtHR consist two sides of the same coin - meaning that they adjudicate human rights in the same way - or if they constitute different currencies – meaning that they have different impacts in human rights protection. An overall appraisal of the cohabitation of these two judicial powerhouses will be made by reference to the state of human rights protection within the regional mechanisms and their impact at national level.
  • Article
    Protagoras ve Demokratik Teori
    (2019) Yumlu, Ogan
    Bu makale, Protagoras ve diğer sofistlerin belirli yönlerden çağdaş demokratik teorinin öncüleri olarak görülebileceği iddiasını savunacak ve bu iddiayı iki temel argümanla desteklemeye çalışacaktır. Birincisi, Protagoras’ın etik ve siyasi ilkelerin belirlenmesine dair özcü olmayan bir yaklaşımı benimsemesi; ikincisi, hakikate yönelik tekabüliyet değil tutarlılık görüşüne yakın bir pozisyon almasıdır. Bu bağlamda ortaya konulacak bir diğer temel argüman, Antik Yunan’da mitos’dan logos’a geçiş sürecinde logos’a dair iki rakip yorumun ortaya çıktığıdır. Bir yorum Protagoras’a ait olan ve insan merkezli yorum iken, diğeri Platoncu evren merkezli yorumdur. Bu yorumlardan ilki demokratik teoriye uygun bir zemin hazırlamaktayken ikincisi, Platon’un Devlet’inde resmedildiği şekliyle demokrasiye karşı bir tutum almıştır. Hem logos’un özcü ve özcü olmayan yorumları, hem de hakitate dair tekabüliyet ve tutarlılık teorileri arasındaki farkın çağdaş demokrasi teorileriyle ilişkisi değerlendirilirken, XX. yüzyılın önemli düşünürlerinden Jürgen Habermas’a referans yapılacaktır. Bunun yanısıra, çağdaş demokrasi teorilerinde yeniden merkezi bir noktaya yerleşen ‘ikna’ kavramına sofistlerin yaptığı vurgunun altı çizildikten sonra, makalede son olarak iknanın farklı kullanımlarına dair bir tartışmaya yer verilecektir.
  • Article
    ‘kozmopolitanizmin İçkin Gerilimi’: Politikanınçağdaş Krizini Kavram Tarihi Işığında Düşünmek
    (2021) Başkır, Ünsal Doğan
    Çağımız, iklim krizinden radikal sağ popülizmin patolojilerine uzanan bir hatta politikanın tüm dünyaya yayılmış ve yerküre ölçeğinde deneyimlenen krizlerine sahne olmakta. Bu krizler politikanın çözüm üretmek konusunda tıkanmasına yol açtığı gibi, yeni politik alternatifleri ve farklı politika tahayyüllerini tartışmak için de olanaklar sunuyor. Bu çalışma, çağımızın politik krizleri karşısında kozmopolitan tahayyülün önerebileceklerini kavram tarihsel bir perspektifle ele almayı amaçlıyor. Kabaca ahlaki, kültürel ve politik ölçeklerde yerel aidiyetleri sorgulayan ve aşan bir bakış açısı ortaya koyan kozmopolitanizm, kavramın ve düşünme geleneğinin köklerine kadar giden bir gerilimle maluldür. Bu gerilimin bir tarafında küresel çapta belirli bir adalet kavrayışı üzerine kurulu yeni bir düzen inşa etme önerilerine dayalı ‘pozitif kozmopolitanizm’, diğer tarafta ise daha kapsayıcı hak ve adalet anlayışları için verilen küresel mücadelelere vurgu yapan negatif ‘kozmopolitanizm’ bulunur. Söz konusu ayrışma bu çalışmada ‘kozmopolitanizmin içkin gerilimi’ olarak adlandırılacak ve gerilimin tarafları ikili bir karşıtlık içinde olmaktan ziyade birbirini besleyen katmanlı düşünme hatları sunmaları bakımından değerlendirilecek; çağdaş kozmopolitanizm tartışmaları bu içkin gerilim bağlamında konumlandırılacaktır. Kavram tarihsel bir okuma ile Hellenistik dönemin başta gelen düşünce ekolleri olan Kinikler ve Stoacıların kozmopolitanizm tartışmalarına odaklanan bu çalışma, düşünce hattının ‘içkin gerilimi’nin yurttaşlık ve haklar bakımından önemli bir potansiyel barındırdığının altını çizmektedir. Kozmopolitan politik tahayyül, bir yandan bireysel hakların ve saygının tüm insanlık için tanımlanması iddiasını barındırmakta ve bu iddiayı hayata geçirmeyi politikanın temel hedeflerinden biri olarak ilan etmekte; diğer yandan ise bu hakların korunmasını sağlayacak politik kurumlar oluşturmanın olanaklarını sorgulamaktadır. Dolayısıyla kozmopolitanizm, ikili karşıtlıklar üzerine kurulu bir okumadan kaçınarak hem içinde yaşanan politik dünyada daha kapsamlı bir adaletin hayata geçirilmesi için talepte bulunmanın bir aracı, hem de tüm dünyayı kapsayacak bir politik ve hukuksal yapı oluşturmanın yolu olarak görülmelidir. Böylece kozmopolitanizm, çağımızın sorunları karşısında hem genişletici hak ve adalet taleplerini hem de bunların güvence altına alınabileceği siyasal/hukuksal düzen tasarılarını gündeme getirmeyi sağlayacak yaratıcı bir tartışmanın ölçeği olarak kavranabilecektir. Bu bakımdan çalışmanın nihai amacı, Antik Yunan deneyiminde karşımıza çıkan erken dönem kozmopolitan tahayyülü çağımızın sorunları karşısında hem genişletici hak ve adalet taleplerini hem de bunların güvence altına alınabileceği politik/hukuksal düzen tasarılarını yeniden düşünmeyi sağlayacak yaratıcı ve dışlayıcı olmayan bir tartışma zemini sunmaktır.
  • Article
    Hukuki Pozitivizmin Normatifliği: Feminist Perspektiften Bir İnceleme
    (2021) Çalıcı, Elif Can
    Hukuk felsefesi geleneğini belirleyen iki ana hattan biri olan hukuki pozitivizm, doğal hukuk teorisiyle karşıtlığı üzerinden tartışılagelmiştir. Her bir teorinin ikna kabiliyetine göre hukukçular, hukuktan ne anladıklarını bu karşıtlık üzerinden test etmiş ve konumlarını belirlemişlerdir. Hukukun iktidarın koyduğu kurallarla özdeşleştirilmesi anlamında hukuki pozitivizmin günahları çokça tartışılmış olup, feminizm de onun sıkı eleştirmenlerinden biridir. Buna rağmen günümüzde hukuki pozitivizmin normatif bir teori olarak yeniden ele alınması yönünde çabalar mevcuttur. Bu çalışmada, hukuki pozitivizmin günahlarından biri olarak erkek egemen kültüre aracılık etme rolünü üstlenme eğilimi, kadınların hak mücadeleleri aracılığıyla pozitif hukukta gerçekleştirdikleri değişimle birlikte ele alınmakta, normatif bir hukuki pozitivizm anlayışı kurma yönündeki çabaların bu eğilime yanıt verip veremeyeceği tartışılmaktadır.
  • Article
    Hakikatin Ötesi, Berisi, Kendisi: “hakikat-ötesi” Kavramına Dair Eleştirel Bir Çözümleme
    (2021-03-15) Gürsoy, A. Özgür
    “Hakikat-ötesi”, güncel toplumsal gerçekliğimizin ne olduğuna ve bugün karşılaştığımız birçok sorununtasvirine dair tartışmalarda sıklıkla başvurulan bir kavrama dönüştü. Fakat yaygın tartışmalarda hakikatin neolduğu sorusuna dair garip bir sessizlik söz konusudur. Bu durum bir yere kadar anlaşılabilir, çünkü bu soruyumesele eden felsefe tarihinde genel uzlaşıya varılmış bir tanım yoktur. Fakat söz konusu sessizliğin bir riski,hakikati verili ve sadece bulunan bir şeymiş gibi varsayarak, bizleri savunması güç epistemoloji kuramlarınasığınmak zorunda bırakmak ve hakikat-ötesi dediğimiz durumun sebebini bir grup insanın cahilliğinde,aptallığında veya kötü niyetinde konumlandırmaktır. Bu çalışmanın amacı, hakikat-ötesi kavramının felsefi bireleştirisini denemektir. Gerekçe arayışını neyin tatmin edebileceğine dair temel bir sorunu içeren bir yapınınhatırlanması, kavramın kullanımlarının faydasına ve faydasızlığına ışık tutacaktır. Çalışmanın vardığı sonuç,hakikat-ötesi kavramının normatif ve betimsel düzlemlerde kaçınılmaz bir çift-anlamlılığı içerdiğidir. Hakikatötesi diyerek kavramsallaştırılmaya çalışılan toplumsal durumun tehlikesi, her şeyin tartışılır hale geldiğikuralsız bir görecilik değil, herhangi anlamlı bir tartışmayı imkânsız hale getiren toplumsal bir bölünmüşlük veçatışma halidir. Öyleyse kavramın felsefi bir eleştirisinin göstereceği ilginç sonuç, hakikat-ötesinde söz konusuedilmek istenen meselenin—en genel anlamıyla—siyasi oluşudur.