TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 5 of 5
  • Article
    Transkültürel Hemşirelik ve Kültürel Yeterlilik için Papadopoulos Modeli
    (2024-08-03) Dığrak, Ebru; Tezel, Ayfer
    Kültürel yeterlilik, farklı kültürden insanlar ile etkin iletişim kurma yeteneğidir ve hem ömür boyu gelişen bir süreç hem de çıktı olarak görülmektedir. Kültürel yeterliliğin geliştirilmesinde modeller rehber olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde kullanılması için önerilen Papadopoulos Modeli, kültürel farkındalık, kültürel bilgi, kültürel duyarlılık ve kültürel uygulama (yeterlilik) olmak üzere dört yapıdan oluşmaktadır. Kültürel farkındalık, kendi kültürel geçmişimiz ve kültürel kimliğimiz hakkında sahip olduğumuz farkındalığın derecesidir. Kültürel yeterliliğin ilk yapısı olan kültürel farkındalık, kültürel bilgi ile desteklenmelidir. Kültürel bilgi, farklı kültürden insanlar ile temas kurulması, onların sağlık inançları ve davranışları hakkında bilgiler edinilmesi ile artırılabilir. Kültürel duyarlılığa ulaşmanın yolu karşılıklı güven, kabul ve saygının yanı sıra uzlaşmayı içerir. Kültürel uygulama (yeterlilik) son yapıdır ve kazanılan kültürel farkındalık, bilgi ve duyarlılığın sentezidir. Bu model hem çok kültürlü hem de ırkçılık karşıtı bakış açılarını birleştirir, eşitlikler ve insan hakları konusunda daha geniş bir anlayışa sahiptir. Bu makalede amaç, transkültürel hemşirelik ve kültürel yeterliliğin geliştirilmesinde kullanılan Papadopoulos Modeli’nin gelişimi, yapıları ve birbiri ile olan ilişkilerini ve hemşirelikte kullanımını açıklamaktır.
  • Article
    Covıd-19 Pandemi Sürecinde Demanslı Bireylere Bakım Veren Aile Üyelerinin Sağlık Okuryazarlık Düzeyleri ve İlişkili Faktörler
    (2023-04-17) Özgül, Ecem; Akyol, Merve Aliye; Akpınar Söylemez, Burcu; Söylemez, Burcu Akpınar
    Amaç: Bu araştırma COVID-19 pandemi sürecinde demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin sağlık okuryazarlık düzeyleri ve ilişkili faktörlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki araştırma Ekim-Kasım 2021 tarihleri arasında demanslı bireylere bakım veren 114 aile üyesiyle yürütülmüştür. Araştırmada amaçlı örneklem yöntemi kullanılmıştır. Veriler; tanımlayıcı özellikler formu, Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (ASOY-TR) ve COVID-19 Korkusu Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi araştırmacılar tarafından SPSS 24.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Değerlendirmede sayı, yüzde, ortalama, One-way ANOVA testi ve ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan demanslı bireylere bakım verenlerin yaş ortalaması 55.90±10.72 yıl (min-maks:20-79), %82.5’i kadın, %66.7’sinin geliri giderine eşit, %55.4’ü lisans mezunudur. Bakım verenlerin %34.2’sinin yeterli ve mükemmel düzeyde sağlık okuryazarlığına sahip olduğu bulunmuştur. Bakım veren bireylerin genel sağlık okuryazarlığı puan ortalamalarının, çalışma ve eğitim durumlarının sağlık okuryazarlık düzeyleri üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark oluşturduğu (p0.05) görülmüştür. Sonuç: Çalışma COVID-19 pandemi sürecinde demanslı bireylere bakım veren aile üyelerinin sağlık okuryazarlık düzeylerine ve ilişkili faktörlere ışık tutmaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda özellikle çalışmayan ve düşük eğitim seviyesi olan bakım verenlerin sağlık okuryazarlık düzeylerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca bakım verenlerin üçte ikisinin yetersiz ve sorunlu-sınırlı düzeyde sağlık okuryazarlığına sahip olduğu ortaya konmuştur. Sağlık profesyonellerinin demanslı bireye bakım veren aile üyelerinin sağlık bilgilerine etkin bir şekilde erişmesine, anlamasına, değerlendirmesine ve uygulamasına yardımcı olmaları önerilmektedir.
  • Article
    Diyabetik Ayağı Olan Hastaların Sağlığa ve Hastalığa İlişkin Tutumları ile Hastalığı Kabul Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
    (2023-04-27) Döner, Ezgi; Çırpan, Rabiye; Çürük, Gülsüm Nihal
    Amaç: Araştırma, diyabetik ayağı olan bireylerin sağlığa ve hastalığa ilişkin tutumları ile hastalığı kabul arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma 01.06.2017-30.11.2017 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin ortopedi ve travmatoloji servisinde takip edilen, araştırma kriterlerine uyan 115 hasta ile yürütülmüştür. Çalışmanın yapılabilmesi için, etik kurul onayı, çalışmanın yapıldığı hastaneden gerekli izin ve bireylerden yazılı bilgilendirilmiş gönüllü olur alınmıştır. Araştırmanın verileri, tanımlayıcı anket formu, diyabet hastalarında sağlık inanç modeli ölçeği ve hastalığı kabul ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U, Kruskal Wallis, tek yönlü varyans analizi, bağımsız gruplarda t testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmada hastaların sağlık inanç modeli ölçeğinin sadece algılanan ciddiyet alt boyutunda pozitif sağlık inancına, diğer alt boyutlar ve toplam sağlık inancında negatif sağlık inancına sahip olduğu belirlenmiştir. Hastaların hastalığı kabul ölçeği toplam puan ortalaması 22.79±.6.72 olarak saptanmıştır. Diyabetik ayak yarası süresi arttıkça hastaların hastalığı kabul düzeyinin azaldığı belirlenmiştir. Sağlık inanç modeli ölçeğinin sağlıkla ilgili önerilen aktiviteler alt boyutu puan ortalaması ile hastalığı kabul ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sağlık inanç modeli ölçeğinin algılanan engeller alt boyutu puan ortalaması ile hastalığı kabul ölçeği puan ortalaması arasında negatif yönlü, zayıf düzeyde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda diyabetik ayağı olan hastaların sağlık inançlarının negatif/olumsuz, hastalığı kabul düzeylerin ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Diyabetik ayağı olan hastaların belirli aralıklarla sağlık inançlarının ve hastalığı kabul düzeylerinin değerlendirilmesi ve uygun girişimlerin planlanması önerilmektedir.
  • Article
    Factors Affecting Adherence of Recipients To Immunosuppressive Therapy After Liver and Kidney Transplantation
    (2023-03-13) Tatoğlu, Nurşah; Karayurt, Özgül; Öğce, Filiz
    Background: Organ transplantation has important outcomes: decreased mortality, increased graft survival, reduced morbidity, and improved quality of life. One of the most important preventable factors that negatively affect these outcomes and put the success of solid organ transplants at risk in organ transplant recipients is non-adherence to immunosup pressive treatment. Aim: The purpose of this study is to examine the adherence of recipients to immunosuppres sive therapy after liver and kidney transplantation and affecting factors. Methods: This is a descriptive study. A total of 310 patients who underwent liver or kidney transplantation at a university hospital between February and July 2015 were included in the study. Data were collected with Sociodemographic and Clinical Characteristic Form, SF-36 Quality of Life Scale, and Immunosuppressant Therapy Adherence Scale. The Mann–Whitney U test, Fisher’s exact test, and Chi-square test were used to analyze the data. Factors affecting adherence were examined by univariate logistic regression analysis. Results: The edits made to the sentence ‘Immunosuppressive Therapy Adherence Scale scores of the recipients ranged between 7 and 12 with a mean of 11.34 ± 0.81 and recipients who had Immunosuppressive Therapy Adherence Scale scores of <12 were considered non adherent. Age, time elapsing after transplantation, total number of drugs used, education on drug use, and the quality of life mental component summary score were found to affect adher ence to immunosuppressive therapy. Gender, educational status, marital status, employment status, donor and organ transplant type, and the quality of life physical component summary score were found to be ineffective in adherence to immunosuppressive therapy. Conclusion: Organ transplant recipients adherent to immunosuppressive therapy were found to be older, use a higher number of drugs, and have a higher mental health summary scores than those not adherent to the immunosuppressive therapy. Besides, a higher rate of the recipients adherent to immunosuppressive therapy was found to receive education on medication use and have a shorter time elapsing after transplantation. It can be recom mended that nurses should be aware of the factors likely to affect adherence to immuno suppressive therapy, evaluate the adherence regularly by using a valid and reliable tool, and perform effective interventions.
  • Article
    The Experience of Women Infected by the Covid-19 During Pregnancy: a Qualitative Study
    (Galenos Publ House, 2023-03-23) Ugurlu, Meltem; Kıratlı, Didem; Yavan, Tülay
    Objective: To gain deeper understanding of experiences of pregnant women infected with coronavirus disease-2019 (COVID-19) during the Methods: This study, which was planned as a descriptive qualitative study, was performed out with 15 pregnant women infected with COVID-19. The data were collected between January 5th and March 15th, 2021 using a semi-structured interview form and in-depth interview method. Content analysis, one of the qualitative research method, was used to evaluate the data. The research was planned based on the Qualitative Research Reporting Consolidated Criteria checklist, which is a guide for qualitative research. Results: Four main themes were found in experiences of pregnant women infected with COVID-19: (1) psychosocial health; (2) change in daily routines on quarantine days, (3) coping and (4) perinatal period changes. Pregnant women experienced both psychological and physical difficulties. They used the expression closed box to describe the anxiety and anxious state experienced due to the uncertainty of the perinatal outcomes brought about by COVID-19 during pregnancy. Conclusion: Understanding the experiences of pregnant women infected with COVID-19 is the first step in determining treatment and care management for nurses and healthcare professionals. During the pandemic period, pregnant women need to reach prenatal care services on time, to support them physically and psychosocially, to provide information with e-health services, and to provide remote follow-up support to cope with the process.