TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
559 results
Filters
Settings
Search Results
Research Project Hububatvehububat ürünlerinde kalite ve güvenliğin geliştirilmesi(2011) Şanal, Turgay; Uygun, Ümran; Köksel, HamitResearch Project Biyotelemetri Uygulamaları İçin İmplant Anten Tasarımı ve Üretimi(2017) Derin, Narin; Uçar, Mustafa Hikmet Bilgehan; Başaran, Sıddık Cumhur; Özen, Şükrü; Sondas, AdnanHastaların hareketlerini ve davranıslarını kısıtlamadan uzaktan radyo sinyalleriyle kontrollerini saglayan biyomedikal telemetrinin önemi her geçen gün daha fazla artmaktadır. Biyotelemetri sayesinde mikrodalga görüntüleme, kalp ritim bozuklukları, nabız düzeni, vücut ısısı, solunum hızı, kan sekeri, kandaki oksijen miktarı gibi bulgulara ulasılabilmekte, kanser teshis ve tedavisi yapılabilmektedir. Tipik bir biyotelemetri sistemi, bulguları algılayan biyosensor, ilgili bulguları degerlendiren minyatür boyutlardaki entegre, enerjinin saglandıgı bir pil ve uzaktan iletisime olanak saglayacak bir anten elemanından olusmaktadır. Bu elemanlar arasında gerek implant telemetri sisteminin minyatirüzasyonu, aynı zamanda iletisimin saglıklı yapılabilmesi açısından antenler en önemli rolü oynamaktadır. Bunun yanında, vücut fizyolojisine uyumlu yapısı, elektriksel boyutu, bant genisligi, ısıma verimliligi ve Özgül Sogurma Oranı (Specific Absorption Rate: SAR) degerleri gibi temel parametrelerin birlikte optimize edilerek optimum bir tasarımın elde edilmesindeki zorluklar, bu tarz bir anten tasarımının önemini ve degerini daha da artırmaktadır. Bu projede, biyotelemetri uygulamalarında kullanılabilecek yapı ve özelliklerdeki 6 farklı implant antenin sayısal tasarımları gerçeklestirilmistir. Söz konusu tasarımlardan 4 tanesinin prototip üretimi de gerçeklenerek, insan/sıçan vücut deri dokusu özelligi gösteren fantom içerisindeki (In-vitro) elektromanyetik (EM) ölçümleri gerçeklestirilmistir. Ayrıca, en iyi performans gösterdigi degerlendirilen 2 antenin sıçan deri dokusu örnegi içerisindeki (In-vivo) geri dönüs kaybı ölümleri de gerçeklestirilmistir. Söz konusu antenlerde yarık-halka ve tümleyen yarık-halka elemanları ile kare ve arsimet spiral yapıları temel ısıma elemanı olarak kullanılmıslardır. Önerilen anten tasarımları, Medikal Implant Komünikasyon Servis (Medical Implat Communication Service: MICS, 402?405 MHz) bandı ve Endüstriyel Bilimsel ve Medikal (Industrial Scientific Medical: ISM, 2.4?2.48 GHz) bantlarında tek bant veya çift-bant performans sergilemektedirler. Önerilen antenlerin analiz ve tasarımlarında CST simülatörü öncelikli olarak kullanılmıs, HFSS aracılıgıyla analiz sonuçları çapraz karsılastırmaya tabi tutularak dogrulanmıstır. Proje kapsamında yapılan çalısmalardan 1 adet ulusal dergi makalesi, 2 adet uluslararası ve 2 adet ulusal konferans bildirisi yayınlanmıstır. 1 adet SCI dergi makalesi ve 1 adet uluslararası konferans bildirisi yayınlanmak üzere gönderilmis olup, hakem degerlendirme süreci devam etmektedir.Article Uluslararası Ortak Vergi İncelemeleri Ve Türkiye İçin Öneriler(2021) Isık, HüseyınDevletler 2008 küresel ekonomik krizi ertesinde vergi gelirlerini arttırmak için iki yola başvurmuşlardır. İlki çok uluslu işletmelerin vergi planlaması adı altında ver- giden kaçınma faaliyetlerini engellemek ve daha çok vergi almaktır. İkincisi vergi cen- netlerinde yer alan varlıklardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesidir. Her iki yol için finansal hesap bilgileri ile transfer fiyatlandırmasına yönelik bilgilerin otomatik değişimine başlanmıştır. Dünyada bu konuda son 5 yılda çok önemli adımlar atılmıştır. Türkiye vergi bilgi değişiminde 2020 yılı itibariyle uluslararası standartlara uyum sağ- lamıştır. Bundan sonraki aşama uluslararası ortak vergi incelemelerine başlanılmasıdır. Türkiye ortak vergi incelemeleri konusunda ülkelerin talepleri ile karşılaşacaktır. Talep- leri karşılamak ve vergi gelirlerini arttırmak için Türkiye’nin iç hukukunu uluslararası ortak vergi incelemelerine uyumlu hale getirmesi gereklidir.Article Türkiye Kırsal Alanlarında Yoksulluğun Azaltılmasına Yönelik Uygulamalı Bir Metot(2015) Kart, Mürşide Çağla Örmeci; Karayılanlı, ElifTürkiye' de kırsal alanda bulunan nüfusun elde ettiği fert başına ortalama gelir, özellikle kentli nüfusun ortalama gelirinin önemli oranda altındadır. Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre kentte fertlerin yoksulluk oranı 2002 yılında % 21.95 olarak belirlenirken, 2009 yılında % 8.86' ya düşmüştür. Kırsal alanda ise fertlerin yoksulluk oranı 2002 yılında % 34.48 iken 2009 yılında % 38.69' a yükselmiştir. Kırsal alanda yaşayanlar kentlerde yaşayan nüfusun refahından çok daha düşük bir refah düzeyinde hayatlarını sürdürmektedir. Hayatlarını sürdüremeyenler kırsal alandan kente göçe başlamış ve halen devam eden bu kısır döngü nedeniyle de kırsal alanda bugün terk edilmiş köyler meydana gelmiş ve gelmeye devam etmektedir. Son yıllarda projeye dayalı kaynak aktarımlarının yoksulluğu azaltmada etkin bir sosyal politika aracı olarak benimsendiği görülmektedir. Burada ekonomik olarak aktif olmayan nüfusun üretime dâhil edilmesi hedeflenmektedir. Bu amaçla 2003 yılında başlatılan KASDEP; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğünün (SYGM) imkânlarını birleştiren, sosyal ve ekonomik amaçlı bir kırsal destek projesidir. KASDEP kapsamında 2003-2010 yılları arasında toplam 1192 projeye destek verilmiş, bunun % 83.39'unu (994 proje) süt sığırcılığı, %16.11'ini damızlık koyunculuk projesi oluşturmuştur. Türkiye' de kırsal alanı oluşturan köylerimiz sanayi ile uzaktan veya yakından ilişkisi olmayan tipik bir tarım ünitesi yapısındadır. Bu nedenle kırsal ekonomik kalkınmanın yolu hayvancılığı desteklemekten geçmektedir. Hayvancılık, tüm yıl boyunca istihdam yaratması, kalitesiz veya insan beslenmesine uygun olmayan yem kaynaklarını kaliteli insan gıdasına dönüştürmesi nedeniyle kırsal kalkınma için ayrı bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı 2003 yılında beri Türkiye'de uygulanan KASDEP' in kırsal kalkınma üzerindeki etkilerini incelemektirArticle The Freedom of Expression of Employees and Its Limitations - a Comparative Approach(2025) Sur, Ayşe MeldaBu makalede Türk yargı kararlarında çalışanın ifade özgürlüğü konusunda gelişen temel eğilimler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ortaya koyduğu bazı ölçütler ve Fransız hukuku ile karşılaştırılarak değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin temel yaklaşımına göre, işyeri yönetimi ve iş koşullarına dair yapılan eleştirilere işverenin katlanması gerekmektedir. Çalışana uygulanan yaptırımın ağırlığı da önemlidir ve birçok kararda işten çıkarma aşırı bir yaptırım olarak değerlendirilmektedir. AİHM içtihadında toplumun genelini ilgilendiren ve siyasî konularda ifade özgürlüğüne üstünlük tanınacağı vurgulanmasına karşın, politik görüşlerin ifadesi ülkemizde hâlen özel durum ve zamanın koşullarına bağlı hassas bir alandır. Bütün hâllerde adil bir yargılama gereklerine uygun biçimde, yaratılan olumsuz etkinin mahkemelerce dikkatle incelenmek suretiyle sonuca varılması gerekmektedir.Article The Effect of Person Organization Value Congruence Regarding Organizational Opportunities for Personal Development on Work Engagement: Moderating Role of Organizational Tenure(2019-10-18) Peker, Mehmet; Ersoy, Nevra; Deniz, Muazzez GirayThis study examines the effect of person-organization value congruence regarding opportunities for personal development provided by the organization on work engagement. A curvilinear relationship between value congruence regarding opportunities for personal development and work engagement was hypothesized, building on the job demands-resources, mediation of burnout and engagement, and attraction-selection-attrition models. It was also hypothesized that organizational tenure would moderate the curvilinear relationship between value congruence and work engagement. Data were collected from 204 white-collar employees. Both difference score-based polynomial regression analysis and response surface analysis results provided support for the curvilinear value congruence – work engagement relationship. Moreover, as expected, organizational tenure moderated this relationship: The effect of value congruence on work engagement was stronger for employees with shorter tenure compared to those with longer tenure. Findings not only highlight the importance of value congruence regarding opportunities for personal development in work engagement, but also the role of tenure in this relationship.Article Teksel Seleksiyon Yoluyla Elde Edilen Börülce (Vigna unguiculata L. Walp) Genotiplerinin Agronomik Özelliklerinin Belirlenmesi(2019-12-31) Sürmeli, Ferdi; Bozokalfa, Mehmet KadrıObjective: Cultivated landraces are genetically diverse and well adapted to agroclimatic conditions, and farmers’ selection is based on consumer demand, which reflects the morphological distance among cowpea populations. The assessment of genetic diversity and relationships among cowpea genotypes is of great importance for the determination of agromorphological properties of gene pool. The objective of the present study was to determine agronomic properties of the cowpea genotypes obtained from the single plant selection collected from several province of the Turkey. Material and Methods: A total 15 cowpea genotypes obtained from selaction from local cowpea population were evaluated for flowering period, pod properties, yield and yield components and compared with the widely cultivated cowpea cultivars. Results: Cowpea pod properties are prime importance for farmers and consumers and results revealed that cowpea pod length 12.9-16.6 cm, pod width 5.1-6.2 mm, pod diameter 6-7 mm, pod weight 2.9-3.9 g, 1000 seed weight 120-250.3 g, pod dry matter 12.3-15.3%. The yield ranged between 235.5-832.4 kg/da, and the BC 31 showed the highest yield among examined genotypes. Conclusion: The results of agronomic properties showed that considerable variation among the cowpea genotypes. Furthermore, it would be possible to select higher market quality and yielding genotypes using with varietal differences among local cowpea genotypes.Article Suçta Tekerrür Kurumunun “Tehlikeli Suçlu” Olgusuna Yaklaşımındaki Eksiklik Ve Ortaya Çıkardığı Sorunlar(2025-12-31) Basbüyük, Isa; Özbek, Veli ÖzerTCK m.58’de tekerrür, önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra, yeni bir suç işleyen hükümlünün tehlikelilik halini esas alan ve suçun infazını etkileyen bir güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiştir. Mükerrirlere özgü infaz rejimi, hem koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süreyi uzatmakta hem de hapis cezası ile adli para cezasının seçimlik olarak düzenlendiği suçlarda, adli para cezasına hükmedilmesine engel olmaktadır. Haliyle, hükümlü sadece ikinci defa suç işlemesi nedeniyle, ilk defa suç işleyenlere nazaran daha ağır bir yaptırım sistemiyle karşılaşmaktadır. Hükümlü hakkında ağır sonuçlar doğuran tekerrür halinin tektip genel koşullara tabi olması ve hükmü veren mahkemeye taktir hakkı tanımaması, bir taraftan uygulamada birtakım eşitsizliklere ve tutarlı olmayan işleyişe yol açmakta, diğer taraftan tekerrür kurumunu bir prosedür hale getirip ceza hukukunun gerçek tehlikelilikle mücadelesini sekteye uğratmaktadır. Çalışmamızda, bu sorunun neden ve sonuçlarını 765 sayılı TCK dönemine ilişkin yaklaşımlar, Alman hukukunda benimsenen sistem, tehlikelilik halini açıklayan görüşler ışığında ortaya koymaya çalışırken; aynı zamanda tekerrüre ilişkin hükümleri uygulayan mahkemenin takdir yetkisi kullanmasına ve güvenlik tedbirlerine hükmedebilmesine imkân veren bir hukuki düzenlemenin gerekliliğini izah etmeye çalışacağız.Article Sosyal medya bağımlılığının sosyal onay ihtiyacı ve beden memnuniyeti ile ilişkisi(2020) Gökkaya, Füsun; Gedik, Zumrut; Deniz, İremBu çalışmanın temel amacı sosyal medya bağımlılığının beden memnuniyeti ve sosyal onay ihtiyacı ileilişkisini incelemek ve sosyal onay ihtiyacının, beden memnuniyeti ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkiye aracılık yapıp yapmadığını araştırmaktır. Çalışmada ayrıca sosyal medya bağımlılığı,sosyal onay ihtiyacı ve beden memnuniyetinin cinsiyet ve eğitim düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini, 18-60 yaşları arasında bulunan toplam 305 kişi oluşturmuştur. Veriler çevrimiçi anketler üzerinden Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Sosyal Onay İhtiyacıÖlçeği, Beden Memnuniyeti Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Erkeklerde sosyal medya bağımlılığının kadınlara göre daha yüksek olduğu ve beden memnuniyetinin dahadüşük olduğu bulunmuştur. Doktora düzeyindeki katılımcılarda, diğer eğitim düzeyindeki katılımcılaragöre, sosyal medya bağımlılığı ve sosyal onay ihtiyacının daha yüksek olduğu, beden memnuniyetininise daha düşük olduğu saptanmıştır. Sosyal medya bağımlılığının beden memnuniyeti ile negatif, sosyal onay ihtiyacı ile ise pozitif yönde anlamlı ilişkilere sahip olduğu bulunmuştur. Son olarak sosyalonay ihtiyacının, beden memnuniyeti ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkiye kısmi aracılıkyaptığı bulunmuştur. Düşük beden memnuniyetinin ve yüksek sosyal onay ihtiyacının sosyal medyabağımlılığında artışla ilişkili olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda sosyal medyabağımlılığını önlemeye yönelik önerilerde bulunulmuş; klinisyenlerin olumlu beden memnuniyetinigeliştirmeye yönelik psikoterapi uygulamalarına yer vermelerinin yararlı olacağı düşünülmüştür.Publication Moral Injury in Healthcare Workers: What Is It? Why Does It Develop? How to Prevent It?(2025) Daldaban, Ayşenur; Kavas, Mustafa Volkan; Bilgili, Fatih; Celebi, Fatma Zehra Oztek; Sogut, Huseyin ErkutIn extraordinary situations, healthcare workers may find themselves in positions of decision-making and practicing in the face of professionally and personally challenging ethical dilemmas which may result in moral injury. Moral injury is a spesific form of affect that is strong enough to shake one’s fundamental ethical values, attitudes, and explanations. It is seen in those who witness severe emotional damage, intense human suffering, and cruelty. This study aims to discuss the phenomenon of moral injury in healthcare workers, the factors that contribute to its development, and the strategies for prevention in the context of preparation for extraordinary situations. Moral injury erodes a person’s perception of being an active and independent subject, his/her value integrity, and basic sense of well-being, and negatively affects him/her psychologically, socially and spiritually. Healthcare workers who are exposed to moral injury may become alienated from themselves and their profession, and may have to cope with feelings of burnout and hopelessness. This may lead to depression, anger, feelings of inadequacy, and disengagement from the profession in healthcare workers. By raising general awareness, empowering those at risk, and implementing collective cultural transformation efforts, it is possible to compensate for the negative effects of moral injury by helping people become morally resilient. These initiatives must be planned holistically as part of preparation for and building resilience to adverse events. They should be integrated with work processes at the organizational, system, and community levels, as well as at interpersonal (healthcare worker – patient) level. The competence and moral resilience of the health workforce should be regarded as an essential element of emergency preparedness. Conversely, being inadequately prepared for extraordinary situations may result in moral injury among healthcare workers. We posit that further empirical studies on the morally challenging experiences of healthcare workers in our country, where extraordinary situations are frequently encountered, will facilitate the comprehension of this significant phenomenon and the advancement of initiatives to enhance moral resilience.
