TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 13
  • Article
    Yaşam ve Reflektif Yargı Bağlamında Kant’ın Transendental Kavramını Yeniden Düşünmek
    (2025-04-28) Albayrak, Mehmet Barış
    Bu makale, Kant'ın transendental kavramını, yaşam ve reflektif yargı bağlamında yeniden incelemektedir. A priori kavramların kökenlerini araştıran makale, Saf Aklın Eleştirisi'nde ve Yargı Gücünün Eleştirisi'nde vurgulanan “prefor- masyon-epigenesis” karşıtlığından yola çıkarak a priori kavramların verili değil, kendiliğinden oluştuğu epigenetik bir modele dayanabileceğini savunur. Bu noktada, Blumenbach'ın Bildungstrieb (oluşum dürtüsü) kavramından da yararlanılarak, yaşam formlarının gelişimi ile rasyonel kavramların kendi kendine oluşumu arasındaki paralelliklere işaret edilmektedir. Bu bağlamda, Yargı Gücünün Eleştirisi'nde, akıl ve yaşam arasındaki ilişkinin, nedensellik ve olumsallık gibi kavramları dönüşüme uğrattığı iddia edilmektedir. Bu bağlamda, Yargı Gücünün Eleştirisi'ndeki re- flektif yargı, yaşamın olumsallıklarına yanıt olarak yeni ilkeler yaratabilen otonom bir yeti olarak analiz edilmektedir. Catherine Malabou'nun çağdaş Kant yorumundan da yararlanan makale, transendentalin, en azından reflektif yargı çerçevesinde dinamik ve evrim geçiren bir yapısının olduğunu savunmaktadır. Bu sav aynı zamanda transendental kavramının yeniden yorumlanmasını talep etmektedir.
  • Article
    Kâtip Yazardan Komut Veren Yazara: Senaryo Yazımında Yapay Zekâ Kullanımı Işığında Yazarlık, Otantiklik ve Yaratıcılığın Durum Değerlendirmesi
    (2024-09-28) Savk, Serkan; Gürsoy, A. Özgür
    Üretken yapay zekânın yaratıcı alanlara girişinin yol açacağı potansiyel zorluklar açık olsa da bunların kesin olarak nasıl ve hangi şekillerde vücut bulacağı henüz net değildir. Bu hususta önemli bir endişe, orijinal ve sahte arasındaki çizginin daha belirsiz hale geleceğidir. Bu çalışmada, dilin doğasına ilişkin bir dizi felsefi kuramdan yararlanarak, üretici yapay zekâ söz konusu olduğunda yazarlık ve özgünlük durumunun analiz edilebileceği kavramsal bir çerçeve oluşturuyoruz. İki kavramsal yönelimin, yani yapısöküm ve kökbilimin, yazarlığın her zaman bir ortak yazarlık olarak görülmesi gerektiği iddiasında birleştiğini savunuyoruz. Daha sonra bu kavramsal çerçeveye, senaryo çekici (logline) ve sinopsislerinin yapay zekâ desteğiyle üretildiği bir sınıf deneyinin sonuçlarını yorumlamak için başvuruyoruz. Araştırmamızın bulguları, yaratıcı üretimde kendilerini sorumlu biçimde ifade etmeleri için öğrencilerin eleştirel becerilerini geliştirmemiz gerektiğini göstermektedir. İnsan – yapay zekâ etkileşiminin potansiyelini ancak bu şekilde ortaya çıkarabiliriz.
  • Article
    Barışın Ötesinde: Bir Özgürlük Felsefesi Olarak Kant’ın Kozmopolitanizmi
    (2024-10-27) Başkır, Ünsal Doğan
    Kant’ın siyaset felsefesinin en bilinen ve üzerinde en fazla durulan bileşenlerinden biri olma özelliği taşıyan kozmopolitanzim tartışmasını, bir devletlerarası ilişkiler meselesi veya kalıcı barış inşa etme projesi olarak ele alma eğilimi yaygındır. Bu çalışma, Kant’ın kozmopolitanizmini barış kavramının ötesine taşıyarak bir ‘özgürlük felsefesi’ olarak sunmayı amaçlamakta ve Kant’ın titizlikle oluşturduğu kozmopolitan bakış açısının derinlikli yapısının, pekâlâ süregelen adaletsizliklerin devamını sağlayabilecek güvenlikçi bir bakış açısını meşrulaştırmak yerine ahlak felsefesinde temellenen bireysel özgürlüğü odağına yerleştirdiğini iddia etmektedir. Bu bakımdan düşünürün kozmopolitan siyaset teorisi, barışın ve cumhuriyetin önemini yadsımaksızın insanlığın özgürlük kapasitesinin giderek mükemmelleşeceği bir geleceğin imkanlarını aramaya yönelmektedir.
  • Article
    Leon Petrazycki’nin Hukuki Realizmi: Psikolojik Hukuki Realizm
    (2023) Arslan, Ezgi
    Leon Petrazycki, 20. yüzyılın başlarında ortaya koyduğu Psikolojik Hukuk Kuramı’yla Rus hukuki realiz- mini kurmuş olsa da yaşadığı dönemde hak ettiği tanınırlığı elde edememiş bir düşünürdür. Çok çeşitli sebepleri olan bu tanınmazlığın günümüzde değişmeye başlamasıyla, Petrazycki’nin hukuk kuramıyla benzer dönemlerde ortaya konmuş diğer kuramları karşılaştıran akademik çalışmaların sayısı da artmış- tır. Petrazycki’ye yönelik artan bu ilgi, bir yandan Petrazycki’nin çağının ötesinde bir düşünür olduğu gerçeğini ortaya çıkarırken öte yandan Petrazycki ile İskandinav hukuki realizminin kurucusu Hägerström arasındaki çarpıcı benzerliğin fark edilmesine vesile olmuştur. Hukuku psişik bir fenomen olarak tasvir eden bu iki düşünürün kuramları, kendi dönemlerinin hâkim hukuk kuramlarının hukuk algısının eleştirisi üzerinde yükselir. Hukuka dair kendi dönemleri için son derece ayrıksı fikirleri olan bu iki düşünür ara- sındaki benzerlik çarpıcıdır. Her iki düşünürün birbirinden haberdar olmadığı ve çok farklı art yetişimlere sahip olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda bu benzerlik daha da dikkate çekici hale gel- mektedir. Farklı coğrafyalarda ve farklı hukuk sistemlerine sahip ülkelerde yaşamış iki düşünürün kendi dönemlerinin hâkim hukuk kuramlarının problemlerine dair benzer çözümler üretmesinin çarpıcılığına dikkat çekebilmek adına bu çalışmanın ilk bölümünde Petrayzcki’nin psikolojik hukuk kuramı özetlen- miştir. İkinci bölümde ise Petrazycki’nin hukuki realizmi incelemiş ve Hägerström’ün hukuki realizmiyle karşılaştırılarak iki kuram arasındaki benzerlik vurgulanmıştır.
  • Article
    Hukuki Çoğulluk Olgusunun Hukuk Devleti İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi
    (2022-12-31) Arslan, Ezgi
    Hukuki çoğulluk olgusu genel olarak, bir sosyal alanda çeşitli kaynaklardan doğmuş çok sayıda normatif sistemin işlerliği olarak tanımlanabilir. Hukuki çoğulluk teorileri, bu olguya dair kendi tanımları üzerinde şekillenir ve çoğul hukuk düzenlerini tasnif ederler. Yanı sıra, tasnif edilen çoğul hukuk düzenleri ile devlet hukuku arasındaki ilişkiyi ele alırlar. Bu şekilde teorik çerçevesi çizilen hukuki çoğulluk olgusu, birçok bağlamda değerlendirmeye değerdir. Bu bağlamlardan biri de, hukuk devleti ilkesidir. En basit ifadeyle devlet yönetiminde bir veya birkaç kişinin keyfinin değil hukukun egemen olmasını ifade eden hukuk devleti ilkesi, maddi ve biçimsel olmak üzere iki boyutludur. Hukuki çoğulluk olgusunun bu ilke çerçevesinde değrlendirilmesi de, bu iki boyut bakımından ayrı ayrı ele alınmasını gerektirir. Yanı sıra, hukuki çoğulluk olgusu, hukuk devleti ilkesinin fonksiyonları bakımından da değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede sorulacak temel soru, huuk devleti ilkesinin devlet tekelinde bir hukuk sistemini gerektirip gerektimediğir. Kanaatimizce, çoğul hukuk düzenlerinin varlığı, hukuk devleti ilkesinin doğal bir ihlali sayılamaz. Hukuk devleti ilkesinin gerekleri ve ilgili çoğul hukuk düzenlerinin nitelikleri ortaya konulduktan sonra, her somut normatif düzen için ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekir. Bu çalışma, temel olarak bu değerlendirmenin kriterlerini belirlemeye çalışmaktadır.
  • Article
    Amerikan Federalistleri, Hannah Arendt ve Cumhuriyetçilik: Temsili Demokrasiye Karşı Konsey Sistemi?
    (2022) Sezer, Devrim; Başkır, Ünsal Doğan
    Bu makale sözleşme teorisi ve cumhuriyetçilik üzerine olan akademik yazında ihmal edilen bir konuyu incelemeyi amaçlıyor: Hannah Arendt’in ve Amerikan federalistlerinin cumhuriyetçi perspektiflerini karşılaştırmalı olarak tartışmak. Birbiriyle ilişkili iki meseleyi tartışmaya açıyoruz. Amerikan federalistlerinin ve Arendt’in 1) sözleşme teorisiyle kurdukları ilişkiyi ele almayı, 2) cumhuriyet ilkesini yorumlayış biçimlerini karşılaştırmalı olarak irdeleyerek temsili demokrasi konusundaki perspektiflerini ortaya koymayı amaçlıyoruz. İki temel argümanımızı şu şekilde özetleyebiliriz. Birincisi, federalistler bir yandan sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist anlayışını takip etmişler, pragmatik ve prosedürel bir bakış açısıyla bu geleneğe özgün bir katkıda bulunmuşlar, bir yandan da başta hafızasızlaştırma sorunu olmak üzere bir dizi problemi aynı düşünce ekolünden devralmışlardır. Arendt ise hipotetik ve tarih ötesi varsayımların sözleşme kavramının ontolojik kökenini olduğu kadar tarihsel boyutlarını da anlamamızın önünde bir engel teşkil ettiğini bize hatırlatmış, sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist yaklaşımına sözleşmelerin tarihsel boyutlarını ve devraldıkları siyasal mirasları vurgulayan bir ‘sözleşmecilik’le cevap vermiştir. Buna ilaveten sözleşme teorisinden Amerikan federalistlerine intikal eden iktidar ve anayasa kavramlarını sorgulamıştır. İkincisi, Arendt ve Amerikan federalistlerinin perspektifleri cumhuriyetçi siyaset felsefesinde iki önemli kırılma anını temsil etmektedir. Amerikan federalistleri temsili demokrasinin ilk sistematik savunusunu kağıda dökerken cumhuriyet ilkesini yurttaş katılımından tamamen koparmışlardır. Arendt ise cumhuriyet ilkesini yeniden etkin yurttaşlık pratiği bağlamına yerleştirmiş, tıpkı Rousseau gibi temsili demokrasinin radikal bir eleştirisini ortaya koymuştur. Asıl özgün katkısıysa cumhuriyet ilkesini bütünüyle kamusal katılımla özdeşleştirmiş ve etkin yurttaşlık pratiğinin (bir başka deyişle siyasal özgürlüğün) yerel düzeyden başlayan bir kurumsal örgütlenmeyi, “konsey sistemi” olarak adlandırdığı bir radikal demokratik ve konfederal katılım ağını gerektirdiğini öne sürmüş olmasıdır.
  • Article
    Çoğulluk ve Politika: Rousseau, Arendt, Cumhuriyetçilik
    (2012) Sezer, Devrim
    Cumhuriyetçi politika teorisi aralarında gerilimli bir ilişki olan iki perspektifi uz--Iaştırmasıyla modern bir normatif ufuk kazanır. Bu gerilimli sentezin bir kutbundahalk egemenliği ve etkin yurttaşlık, diğer kutbundaysa anayasacılık yer alır. Cumhuri--yetçi düşüncedeki en önemli tartışmalardan biri, bu senteze dayalı bir özyönetim bi--çiminin sadece kurumsal ve anayasal düzenlemelerle yaşatılamayacağına ilişkin Rous--seaucu tezdir. Bu yazının iki temel hedefi var. İlki, Rousseau'nun kamusal tartışma vemuhalefete kuşkuyla yaklaşan cumhuriyetçiliğinin endişelerini ortaya koymak. İkinci--siyse, Hannah Arendt'in Devrim Üzerine başlıklı eserinin bizi çoğulluk, tartışma ve çe--kişme fikrini esas alan başka bir cumhuriyetçilik ihtimali üzerine düşünmeye davet et--tiğine dikkat çekmek.
  • Article
    The Role of Narrative Methods in Sociology: Stories as a Powerful Tool To Understand Individual and Society
    (2015) Erol Işık, Nuran; Işık, Nuran Erol
    Bu makalede amaç anlatı ve öykü adı verilen dilbilimsel verilerin sosyoloji disiplini için önemini değerlendirmektir. Anlatıya dayanan metinlerin bilimsel veri olarak kabul edilebilmesi ile ilgili epistemolojik tartışmalardan çok, gündelik hayatta pekçok farklı mecrada karşılaştığımız öykü, efsane, kıssa, ironi, fıkra, drama, aforizma gibi örneklerin sosyal hayat hakkında oluşturduğumuz anlam dünyası ile ilgisine dikkat çekmek hedeflenmektedir. Sosyoloji, toplumsal hayat ile ilgili farklı eksenlerde çözümlemeler yapan bir bilim dalı olarak anlatıya dayanan verilerden farklı şekillerde faydalanabilir. Bu anlamda anlatı ile sosyolojinin biraraya gelme biçimi sosyolojiye bakış tarzımızla da ilgili olacaktır. Ninnilerin anlatı açısından önemi nasıl bir annenin kişisel tercihinden bağımsız olarak kolektif referanslara sahip olması gibi, tarihsel toplumsal hafızamızda yer etmiş büyük anlatılar da bir o kadar derin katmanlar taşıyabilen niteliktedir. Kısaca, makalede öncelikle anlatı kuramı ve sosyolojinin kesişme noktası aydınlatılacak, daha sonra da öyküleştirme örneklerine dayanan popüler kültürel metinlerden örneklerle aydınlatılacaktır.
  • Article
    Protagoras ve Demokratik Teori
    (2019) Yumlu, Ogan
    Bu makale, Protagoras ve diğer sofistlerin belirli yönlerden çağdaş demokratik teorinin öncüleri olarak görülebileceği iddiasını savunacak ve bu iddiayı iki temel argümanla desteklemeye çalışacaktır. Birincisi, Protagoras’ın etik ve siyasi ilkelerin belirlenmesine dair özcü olmayan bir yaklaşımı benimsemesi; ikincisi, hakikate yönelik tekabüliyet değil tutarlılık görüşüne yakın bir pozisyon almasıdır. Bu bağlamda ortaya konulacak bir diğer temel argüman, Antik Yunan’da mitos’dan logos’a geçiş sürecinde logos’a dair iki rakip yorumun ortaya çıktığıdır. Bir yorum Protagoras’a ait olan ve insan merkezli yorum iken, diğeri Platoncu evren merkezli yorumdur. Bu yorumlardan ilki demokratik teoriye uygun bir zemin hazırlamaktayken ikincisi, Platon’un Devlet’inde resmedildiği şekliyle demokrasiye karşı bir tutum almıştır. Hem logos’un özcü ve özcü olmayan yorumları, hem de hakitate dair tekabüliyet ve tutarlılık teorileri arasındaki farkın çağdaş demokrasi teorileriyle ilişkisi değerlendirilirken, XX. yüzyılın önemli düşünürlerinden Jürgen Habermas’a referans yapılacaktır. Bunun yanısıra, çağdaş demokrasi teorilerinde yeniden merkezi bir noktaya yerleşen ‘ikna’ kavramına sofistlerin yaptığı vurgunun altı çizildikten sonra, makalede son olarak iknanın farklı kullanımlarına dair bir tartışmaya yer verilecektir.
  • Article
    Sivil İtaatsizliğin Demokratik Potansiyeli
    (2020) Çalıcı, Elif Can
    Çağdaş politik teorinin önemli bir problemi olan sivil itaatsizlik, hukuk düzeninin yozlaşması tehlikesine karşı biraraç olarak tartışılmaktadır. Bu kavram, genel anlamda adil bir hukuk düzeninin var olduğu, ancak bu düzenin ekdenetim ve düzeltme mekanizmalarına gereksinimi olduğu varsayımına dayanır. Sivil itaatsizlik olgusunun güncelpratiklerinin teorize edilmesi gerekliliği karşısında biri “liberal” diğeri de “demokratik” olarak adlandırılabilecek ikitemel yaklaşım üzerinden farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Liberal yaklaşım sivil itaatsizliği adalet kavramıyla,demokratik yaklaşım ise demokrasi kavramıyla ilişkilendirmektedir. Bu çalışmada ise demokrasi temelli teorilerinsivil itaatsizlik eylemlerini açıklamak konusunda adalet temelli teorilere kıyasla daha elverişli olduğu savunulmaktadır.