TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
19 results
Search Results
Article Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viyana Antlaşması’nın (CISG) Taraf İradeleri ile Uygulama Dışı Bırakılması(2024) Özcan, CemGünümüzde satım sözleşmesi uluslararası ticaretin temel hukuki araçlarından biridir. Ulusal hukuklar, satım sözleşmesinin uluslararası alanda kullanımında ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara cevap ver- mede yetersiz kalmaktadırlar. Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viya- na Antlaşması (CISG), uluslararası satımlar bakımından ortak bir sis- temin oluşturulması için Birleşmiş Milletler’in himayesi altında hazırlanmıştır. Bu Antlaşmanın 6. maddesine göre satım sözleşmesi- nin tarafları, aralarındaki sözleşmeye Antlaşmanın uygulanmamasını kararlaştırabilecekleri gibi, 12. madde saklı kalmak şartıyla, hükümle- rine istisna getirebilir veya hükümlerinin doğurabileceği etkileri değiş- tirebilirler. Bu madde ile Viyana Antlaşması taraf iradelerine öncelik verdiğini göstermektedir. Çalışmada bu maddenin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili hukuki sorunları incelenecektir.Article Dijitalleşmenin İnsan Haklarına Getirdiği İkilemleri Savunmasız Gruplar Örneği Üzerinden Anlamak(2024-12-31) Erol, Melih Uğraş; Erol, Dr. Melih UğraşSavunmasız gruplar, toplum içerisinde fiziksel veya zihinsel olarak kolayca incinebilen veya saldırıya uğrayabilen kişilerdir. Savunmasız gruplar için yaşanmakta olan dijital çağ farklı açılardan önem arz etmektedir. Dijital çağ savunmasız gruplar için bir yandan insan haklarının kullanılmasını ve korunmasını kolaylaştırırken diğer yandan insan haklarının daha kolay ihlal ve istismar edilebildiği bir ikili ortamı yaratmaktadır. Bu ikilemlerin en önemli örneklerinden bir tanesi bir yanda dijital çağda ifade özgürlüğü diğer yanda ise savunmasız grupların karşılaşacakları çevrimiçi nefret söylemleridir. Çevrimiçi nefret söylemleri savunmasız grupların insan hakları ve topluma katılımları üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Ancak aynı teknoloji ceza hukuku kapsamında bir suç olarak kabul edilmesi şart olan nefret söylemlerinde bulunanların tespitini ve hatta bu söylemlerin engellenmesini de kolaylaştırabilir. Ayrıca savunmasız gruplar açısında dijitalleşme sağlık haklarına erişimi kolaylaştırırken olası veri güvenliği ihlallerini ve ayrımcılığı beraberinde getirebilme tehdidini de barındırmaktadır. Savunmasız grupların dijital sağlık hakları ne denli kritik ise bir insan hakkı olan kültürel haklarını dijital ortamda kullanabilmeleri kültürel varlıkları açısından o derece mühimdir. Ancak, dijitalleşme bir yandan kültürel hakların kullanımını kolaylaştırırken bir diğer yandan kültürler üzerinde bazı endişeleri de beraberinde getirmektedir. Dijital çağın insan hakları meseleleri ve savunmasız gruplar üzerinde yarattığı bu çoklu etkileşimlerin ve ikilemlerin arasında göze çarpan iki kavram ise dijital okuryazarlık ve dijital aktivizmdir. Çünkü her iki olgu savunmasız grupların dijital ortamda insan haklarını korumalarına imkanlar sağlayabilecektir. Bu yönü ile bu iki kavramın hukuki önemi de mevcuttur. Bu çalışmada dijitalleşmenin insan hakları hukuku meselelerine getirdiği ikilemi yani olumlu ve olumsuz etkileri savunmasız gruplar üzerinden anlamaya çalışmaktadır.Article Rusya-Ukrayna Savaşında Üçüncü Devletlerce Alınan Önlemlerin Hukuki Niteliği(2023-12-31) Çalışkan, AylaKarşı önlem, uluslararası haksız fiil sahibi bir devleti uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeye yöneltmek için başvurulan bir zorlama yoludur. Karşı önlemin hukuka uygun olması için mağdur devlet tarafından haksız fiil sahibi devlete yönelik alınması ve ona borçlu olduğu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi şeklinde uygulanması gerekmektedir. Karşı önlemler ve başvuru koşulları, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 2001 yılında kabul edilen “Devletlerin Uluslararası Hukuka Aykırı Fiillerinden Doğan Sorumluluğu”na ilişkin maddeler metninde detaylı olarak düzenlenmiştir. Ancak Metnin “mağdur devletten başka devletlerce alınan önlemler” başlıklı 54. maddesinde “karşı önlemler” yerine “hukuka uygun önlemler” ifadesine yer verildiğinden, üçüncü devletlerin, bir bütün olarak uluslararası topluluğa yönelik bir ihlal gerekçesiyle sorumlu devlete yönelik karşı önlem alıp alamayacağı halen tartışılan bir meseledir. Bu makale, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı üzerine Ukrayna dışındaki üçüncü devletlerce kararlaştırılıp uygulanan önlemlerin hukuki niteliği meselesi üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışmada öncelikle, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırıları üzerine AB üyesi devletler ile İsviçre, ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya tarafından bu fiillere cevaben alınan önlemler sıralanacak, ardından “bir bütün olarak uluslararası topluluğa yönelik bir yükümlülüğün ihlali” sebebiyle üçüncü devletlerce alınan önlemlerin hukuki niteliği tartışılacaktır.Article Rusya-Ukrayna Savaşında Üçüncü Devletlerce Alınan Önlemlerin Hukuki Niteliği(2023-12-31) Çalışkan, AylaKarşı önlem, uluslararası haksız fiil sahibi bir devleti uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeye yöneltmek için başvurulan bir zorlama yoludur. Karşı önlemin hukuka uygun olması için mağdur devlet tarafından haksız fiil sahibi devlete yönelik alınması ve ona borçlu olduğu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi şeklinde uygulanması gerekmektedir. Karşı önlemler ve başvuru koşulları, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 2001 yılında kabul edilen “Devletlerin Uluslararası Hukuka Aykırı Fiillerinden Doğan Sorumluluğu”na ilişkin maddeler metninde detaylı olarak düzenlenmiştir. Ancak Metnin “mağdur devletten başka devletlerce alınan önlemler” başlıklı 54. maddesinde “karşı önlemler” yerine “hukuka uygun önlemler” ifadesine yer verildiğinden, üçüncü devletlerin, bir bütün olarak uluslararası topluluğa yönelik bir ihlal gerekçesiyle sorumlu devlete yönelik karşı önlem alıp alamayacağı halen tartışılan bir meseledir. Bu makale, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı üzerine Ukrayna dışındaki üçüncü devletlerce kararlaştırılıp uygulanan önlemlerin hukuki niteliği meselesi üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışmada öncelikle, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırıları üzerine AB üyesi devletler ile İsviçre, ABD, İngiltere, Kanada ve Avustralya tarafından bu fiillere cevaben alınan önlemler sıralanacak, ardından “bir bütün olarak uluslararası topluluğa yönelik bir yükümlülüğün ihlali” sebebiyle üçüncü devletlerce alınan önlemlerin hukuki niteliği tartışılacaktır.Article Uluslararası Hukukta Barış Zamanında Devletlerin Kültür Varlıklarını Koruma Yükümlülüğü: Afganistan’daki Buda Heykellerinin Yıkılması Örneği(2022) Çalışkan, Aylaİnsanlık tarihinin tanıkları olan, birçok savaş, doğal afet, çevresel ve insani faktörler karşısında günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış kültür varlıklarının sadece bulunduğu devletin değil uluslararası toplumun bütünü için büyük önem taşıdığı kabul edilmektedir. İnsanlığın ortak değeri olarak kültür varlıklar, hem devletlerin iç hukuk düzenlemeleri hem de uluslararası hukukta yer alan çeşitli belgeler ile korunmaya ve gelecek kuşaklara aktarılmaya çalışılmaktadır. İnsanlığın ortak mirası olarak kabul edilen kültür varlıklarının savaş zamanında olduğu kadar barış zamanında da korunması gerekmektedir. Şimdiye kadar UNESCO’un kabul ettiği belgeler ile bu yönde kayda değer çabalar sarf edilmiş olsa da, kültürel mirasın daha etkili bir şekilde korunmasına duyulan ihtiyaç her geçen gün artmakta ve bu hususta bazı iyileştirmeler yapılması gerekmektedir. Nitekim barış zamanlarında devletlerin çeşitli gerekçelerle egemenlikleri altında bulunan kültür varlıklarına kasten zarar vererek koruma ve muhafaza yükümlülüklerini yerine getirmedikleri görülmektedir. Bunun en büyük örneklerinden biri 1996-2001 yılları arasında Taliban hükümeti tarafından Afganistan’daki Bamiyan Vadisi’nde yer alan arkeolojik kalıntıların ve Buda heykellerinin yıkılmasıdır. Bu duruma uluslararası toplum sessiz kalmayarak kültür varlıklarını koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Afganistan’a çeşitli şekillerde tepki göstermiştir. Bu çalışma ile Taliban hükümetinin Afganistan’daki Buda heykellerinin yıkılması örneği üzerinden devletlerin, barış zamanında kültür varlıklarını koruma yükümlülüğü tartışılarak, uluslararası sorumluluklarının kaynağına ilişkin değerlendirme yapılması amaçlanmaktadır.Book Review Dünyadan Örneklerle Terörle Mücadele (ihsan Bal ve Süleyman Özeren, Usak Yayınları, Ankara, 2012, 479 Sayfa.)(2013) Öztürk, Mert[Abstract Not Available]Article 1950-1960 Yıllarında Türkiye ile Sovyetler Birliği Arasındaki İlişkiler(2014) Kurban, VefaTürkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilk temasların Mustafa Kemal Paşa’nın 26 Nisan 1920 tarihinde Lenin’e yazdığı mektupla başladığı söylenebilir ve bu dönem iyi komşuluk ve dostluk ilişkileriyle tanımlanabilir. Mustafa Kemal Paşa’nın vefatı, İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması, Stalin’in Türkiye’den toprak talebi ve Boğazlar rejiminde değişiklik talepleri, ayrıca Soğuk Savaş’ın da etkisiyle iki ülke arasındaki ilişkiler farklı boyut kazanmıştır. 1950’li yılların başlarındaki Türk dış siyasetinin esas prensiplerini, bazı Sovyet araştırmacıları, anti-komünizm ve Sovyet karşıtlığı olarak görmekte ve bu durumu eleştirmektedirler. Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den bundan böyle toprak talebinde bulunmayacağını resmi bir şekilde bildirmesinin yanında, Sovyetler Birliği ile ticari anlaşmalar imzalaması, Türk ve Sovyet siyasileri arasındaki ilişkiler, karşılıklı ziyaret planları Amerika’nın da dikkatinden kaçmamıştır.Article Yardım Kuruluşu Olmanın Ötesinde Bir Örgüt: Uluslararası Kızılhaç Komitesi(2015) Katıman, EsraUluslararası Kızılhaç Komitesi’nin Ankara irtibat bürosunun 2012 yılında kapatılmasından sonra konunun ulusal basında hemen hiç yankı yapmamış olması işbu makalenin hareket noktasını oluşturmaktadır. Kuru- luşun genel olarak kamuoyunda yeterli ölçüde tanınmıyor olması konuya ilgisizliğin nedeni olarak düşünülebilir. Diğer yandan, bazı politik nedenle- rin de, kuruluşun Türkiye’deki faaliyetlerinin sınırlı oluşunu açıklayabileceği ileri sürülebilir. Bu nedenle, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin bilinirliliğinin artmasına ihtiyaç vardır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin genel anlamda yürüttüğü insani yardım çalışmaları ve bu alanda diğer kuruluşlarla yapmış olduğu işbirliği, onun zaman zaman insancıl hukuk alanındaki gerçek görev ve rolünü perdelemektedir: silahlı çatışma ve şiddet ortamında insani yar- dım. Oysaki gerek insancıl hukuk kurallarının derlenmesi ve pozitif hukuka geçirilmesi çalışmalarındaki rolü gerekse bu kuralların denetlenmesinde üstlendiği görev, onu, insancıl hukukun baş garantörlerinden biri yapmak- tadır. Uluslararası toplumda kesintisiz devam eden silahlı çatışma tehlikesi, dünyanın geniş bir bölümünde halen devam eden ulusal ve uluslararası ça- tışma ortamları, genel olarak silahsızlanma ve uluslararası barış konusunda kat edilmesi gerekli mesafeler dikkate alındığında, bugüne kadar özveriyle çalışmış olan Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin görev ve misyonunun he- nüz tamamlanmadığı açıkça görülecektir. Bunun için, özellikle, Komite’nin görev tanımını oluşturan yansızlık ve tarafsızlık ilkelerinin bilinmesi, diğer yandan denetimlerinde uyguladığı gizlilik ilkesinin, Devletlerle işbirliğini sürdürebilmek için, bir çalışma yöntemi olarak korunması önem taşımaktadır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin uluslararası kurum ve kuruluşlarla olan organik bağı ve onların çalışmaları içindeki rolü göz önüne alındığında, ulus- lararası topluluğun ve tek tek Devletlerin, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne katkı ve desteğinin üst seviyede devam etmesi gerektiği ortaya çıkmakta- dır. Diğer yandan sığınmacı sorunu ile baş etmeye çalışan Türkiye’nin bir an evvel kuruluşun konuyla ilgili deneyim ve bilgisinden yararlanmasında azımsanmayacak fayda bulunmaktadır.Article KIBRIS SORUNUNUN TÜRK DIŞ POLİTİKASINA ETKİSİ VE ABD-SSCB İLE İLİŞKİLER(2016) Derman, Giray Saynur; Kurban, VefaStratejik açıdan tarihin her döneminde Doğu Akdeniz'de kilit konumunda bulunan Kıbrıs Adası günümüzde de bu önemini korumaktadır. Sahip olduğu bu stratejik önem sebebi ile Ada'da tarih boyunca var olan siyasi çatışmalar halen devam etmektedir. 1950'li yılların sonlarında ortaya çıkan Kıbrıs sorunu ise Türk Dış Politikasını ve iç siyasi hayatını etkileyen en önemli meselelerden biri olmuştur ve Türk Dış Politikası Kıbrıs sorunuyla beraber büyük bir değişim geçirmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesini takip eden Soğuk Savaş dönemiyle beraber Türkiye tek yönlü Batı yanlısı bir dış politika izlemeyi tercih etmiştir. Ancak 1974 yılında zirve yapan Kıbrıs sorununda Türkiye Batılı müttefiklerinden yeterli desteği bulamamış ve ABD'nin silah ambargosuyla cezalandırılmıştır. Bu dönemde izlenmekte olunan tek yönlü dış politikanın milli menfaatlere zararlı olduğu çok acı bir şekilde tecrübe edilmiştir. ABDSovyet rekabeti ve NATO'ya endeksli dış politika yerine daha dengeli ve çok yönlü bir dış politika tercih edilmiştir. Bu makalede Türk Dış Politikasında Kıbrıs Sorunu çerçevesinde Türkiye-ABD-SSCB ilişkileri, siyasi boyutları itibariyle ve uluslararası ortam bağlamında arşiv malzemeleri ve Sovyet basını taranarak incelenmiştir. Türkiye-SSCB ilişkilerinin doğası ve tarihsel gelişmeler dinamik analiz ve senkronik tarih anlayışı bağlamında incelendiğinde mevcut ilişkinin uluslararası sistemin ve iç politikadaki gelişmelerin bağımlı değişkeni olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadırResearch Project Suriye Krizinin Türkiye’ye Yansımaları(2018) Aybet, Gülnur; Cindoğlu, Dilek; Memişoğlu, Fulya; Turan, Margarite Helena Zoeteweij; Turan, OzanSuriye krizinin Türkiye?ye yansımaları çok boyutlu olmuştur. Güvenlik boyutunun insani ve sınır güvenliği konularını da kapsadığından sadece krizin askeri ve devletler arası boyutlarıyla kısıtlı kalmamıştır, bu yüzden krizin Türkiye?ye yansımalarını inceleyen bir çalışma daha geniş güvenlik kavramlarını da içermelidir. Bunların içinde toplumsal güvenlik algılamaları ve topluma olan sosyo-ekonomik yansımaları da incelenmelidir. Ayrıca bu genişlemiş güvenlik kavramının yanı sıra krizin kurumsal ve yasal yansımaları da bulunmaktadır. Bu krizin getirdiği sorunları hem bilimsel olarak inceleyen hem de bulgularıyla ulusal ve uluslararası kurumlara faydalı bilgi birikimi aktarabilecek nitelikteki bir araştırmanın da disiplinler arası (interdisipliner) ve çok boyutlu olması gerekir.
