Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 12
  • Master Thesis
    Dijital Çağda Anne (lik): Instagram Kullanıcısı Anneler Arasındaki Sosyal Destek, Mükemmeliyetçilik ve Ebeveynlik Tutumlarının Etkileşiminin İncelenmesi
    (2025) Yubaş, Elif; Köksal, Mustafa Falih
    Dijital çağda, annelik artık yalnızca kuşaklararası aktarımla öğrenilmemekte; bakım verme normlarının, sosyal desteğin ve annelik ideallerinin kolektif biçimde yeniden üretildiği Instagram gibi dijital topluluklar aracılığıyla yeniden inşa edilmektedir. Bu çalışma, algılanan sosyal destek ile ebeveynliğe yönelik tutumlar arasındaki ilişkide toplumsal beklenti mükemmeliyetçiliği ve Instamom'lara yönelik tutumların aracı rollerini; ayrıca bu ardışık aracılık sürecinin sanal sosyal destek tarafından düzenlenip düzenlenmediğini incelemeyi amaçlamıştır. Katılımcılar, yaşları 18-45 arasında değişen, 0-12 yaş aralığında en az bir çocuğu olan ve aktif Instagram hesabına sahip 280 Türk anneden oluşmaktadır. Katılımcılar Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Instamomlara Yönelik Tutum Ölçeği, Sanal Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveynliğe Yönelik Tutum Ölçeği – Anne Formu'nu içeren çevrim içi anketleri doldurmuştur. Betimleyici analizler, korelasyon analizleri ve bağımsız örneklem t-testlerinin ardından PROCESS macro (Model 83) kullanılarak düzenleyici ardışık aracılık analizi uygulanmıştır. Bulgular, düşük algılanan sosyal desteğin daha yüksek toplumsal beklenti mükemmeliyetçiliğini yordadığını; bunun da Instamom'lara yönelik olumlu tutumları artırarak ebeveynlik öz-yeterliğine ilişkin tutumları olumsuz etkilediğini göstermiştir. Sanal sosyal destek, düşük algılanan sosyal desteğin mükemmeliyetçilik üzerindeki etkisini zayıflatarak bu ilişkide tamponlayıcı bir rol üstlenmiştir. Bulgular, anneliğe dair dijital toplulukların bir yandan duygusal bağ ve destek sunarken, diğer yandan idealize edilmiş annelik normlarını yeniden üreterek annelerin ebeveynlik öz-yeterlik algısını zayıflatabilecek ikili bir işlev taşıdığını ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, yeni nesil annelik deneyimini bağlamsal olarak anlamaya katkı sağlamakta; sosyal destek sistemlerinin, mükemmeliyetçilik baskıları ve medya temelli modellerle etkileşim içinde annelerin ebeveynlik tutumlarını nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Klinik uygulamalar ve gelecekteki araştırmalar için yönlendirmeler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveynlik Stilleri ve Algılanan Partner Duyarlılığı Arasındaki İlişkide Ayrılma-Bireyleşmenin Aracı Rolü
    (2025) Korkun, Gamze; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışmanın amacı, algılanan olumsuz ebeveynlik ile algılanan partner duyarlılığı arasındaki ilişkide ayrılma–bireyleşme problemlerinin aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın örneklemini, yaşları 18 ile 65 arasında değişen 318 birey oluşturmuştur. Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği, Ayrılma–Bireyleşme Envanteri ve Algılanan Partner Duyarlılığı Ölçeği çevrimiçi ortamda uygulanmıştır. Korelasyon analizleri, algılanan olumsuz ebeveynliğin ayrılma–bireyleşme problemleriyle pozitif yönde, algılanan partner duyarlılığıyla ise negatif yönde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, ayrılma–bireyleşme problemleri ile algılanan partner duyarlılığı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Bağımsız örneklemler t-testi sonuçları, ayrılma–bireyleşmenin ve çeşitli ebeveynlik alt boyutlarında cinsiyet farklılıklarının anlamlı olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, ayrılma–bireyleşme problemlerinin algılanan olumsuz ebeveynlik ile algılanan partner duyarlılığı arasındaki ilişkide anlamlı şekilde aracı rol oynadıklarını göstermiştir. Buna ek olarak, ayrılma–bireyleşmenin alt boyutlarının bu ilişkideki aracı rolü de incelenmiştir. Farklılaşma ve ilişki problemleri alt boyutlarının anlamlı bir aracı rol üstlendiği, ancak bölme alt boyutunun anlamlı bir aracı değişken olmadığı bulunmuştur. Bu çalışma, erken dönem bakımveren deneyimlerinin bireylerin yakınlık kurma, özerklik geliştirme ve sınır koyma kapasitelerini şekillendirdiğini ve tüm bu süreçlerin yetişkinlikteki romantik ilişkilerin dinamiklerinde belirleyici bir rol oynadığını vurgulamaktadır. Bulgular, hem klinik uygulamalar hem de gelecekteki araştırmalar için erken ebeveynlik deneyimlerinin gelişimsel ve ilişkisel süreçlerle nasıl ilişkili olduğunun anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.
  • Master Thesis
    Beliren Yetişkinlerde Ebeveyn Kabul-Reddi ve Çeyrek Yaşam Krizi Arasındaki İlişkide Ebeveyn Bağlanmasının Aracı Rolü
    (2025) Özyurt, Nermin; Köksal, Mustafa Falih
    Bu tez, erken ebeveyn deneyimlerinin, özellikle algılanan ebeveyn reddi ve ebeveyn bağlanmasının, Türkiye'deki beliren yetişkinlerde çeyrek yaşam krizi (ÇYK) ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Türkçe konuşan ve yaşları 20–35 arasında değişen toplam 274 katılımcı (190 kadın, 84 erkek), Kriz Tarama Anketi-9'u (KTA-9), Yetişkin Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği–Kısa Form'u (Yetişkin EKRÖ/K) ve Ebeveyn Bağlanma Ölçeği'ni (ABBÖ) çevrimiçi olarak Qualtrics yoluyla doldurmuştur. Verilerin normal dağılmaması nedeniyle parametrik olmayan istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Korelasyon analizleri, özellikle anneden algılanan reddin yüksek olduğu durumlarda, algılanan ebeveyn reddinin daha yüksek ÇYK belirtileriyle anlamlı bir şekilde ilişkili olduğunu; buna karşılık daha yüksek ebeveyn bağlanma puanlarının daha az belirtiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Regresyon analizleri de bu bulguları desteklemiştir, ancak etki büyüklükleri düşüktür. Başlangıçtaki hipotezinin aksine, aracı analizler ebeveyn bağlanmasının, ebeveyn reddi ile ÇYK arasındaki ilişkiyi aracıladığına dair herhangi bir kanıt sunmamıştır. Bulgular, erken dönem ilişkisel deneyimlerin, özellikle anne reddi içerenlerin, beliren yetişkinlikte ÇYK'ye karşı artan bir savunmasızlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, gelişimsel bir bakış açısından ÇYK anlayışına katkıda bulunmakta ve erken dönem ilişkisel deneyimlerin uzun vadeli psikolojik sonuçlarına dikkat çekmektedir. Çalışmanın bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmış, mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
  • Master Thesis
    Şefkat Korkusu ve Bitirilmemiş İşlerde Kendilik Nesnesi İhtiyaçlarının Rolü: Utanç ve Suçluluğun Aracılık Etkisi
    (2025) Koşar, Denizsu İrem; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışma, özellikle aynalanma, idealleştirme ve ikizlik işlevlerine yönelik kendilik nesnesi ihtiyaçlarının karşılanmamasının, yetişkinlikte bitirilmemiş duygusal deneyimler ve şefkatle ilgili güçlüklerle nasıl ilişkili olduğunu incelemektedir. Kohut'un Kendilik Psikolojisi kuramı temel alınarak, utanç ve suçluluk duygularının, üç farklı kendilik nesnesi ihtiyaç örüntüsü (yaklaşım yönelimli açlık, aynalanmadan kaçınma ve idealleştirme/ikizlikten kaçınma) ile dört duygusal sonuç (bitirilmemiş işler, başkasına şefkat verme korkusu, başkasından şefkat alma korkusu ve öz-şefkat korkusu) arasındaki ilişkideki aracılık rolleri araştırılmıştır. Topluluk örnekleminden 831 yetişkin, geçerliliği sağlanmış dört ölçümü tamamlamıştır: Kendilik Nesnesi İhtiyaçları Envanteri, Sürekli Utanç ve Suçluluk Ölçeği, Şefkat Korkusu Ölçekleri ve Bitirilmemiş İşler Ölçeği. PROCESS makrosu (Model 4) kullanılarak on iki paralel aracılık modeli yürütülmüştür. Bulgular, karşılanmamış ya da kaçınılan kendilik nesnesi ihtiyaçlarının dört duygusal sonuçla ilişkilerinde utanç ve suçluluğun anlamlı aracılar olduğunu göstermiştir. Özellikle öz-şefkat korkusu ve bitirilmemiş işler üzerinde, utanç duygusunun daha güçlü bir aracı olduğu görülmüştür. Aynalanmadan ve idealleştirme/ikizlikten kaçınma, şefkatten kaçınma ve duygusal geri çekilme ile ilişkili bulunmuştur. Bulgular, erken dönem ilişkisel kopuklukların duygulanım düzenleme ve kişilerarası kırılganlık üzerindeki uzun vadeli etkilerini vurgulamaktadır. Klinik olarak, karşılanmamış kendilik nesnesi ihtiyaçlarının ele alınması ve duygu-odaklı ve şefkat-temelli yaklaşımların entegrasyonu önem arz etmektedir. Bu çalışma, psikanalitik kuramla duygulanım bilimi arasında yapıcı ve açıklayıcı bir köprü sunmaktadır.
  • Master Thesis
    Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantıları ile Psikolojik Flört Şiddeti Arasındaki İlişkide Partner ve İlişki Odaklı Obsesif Kompulsif Belirtilerin Aracı Rolü
    (2025) Orpak, Seda; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışmanın amacı, çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerle psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkide, ilişki odaklı ve partnere odaklı obsesif-kompulsif semptomların aracı rolünü incelemektir. Hem mağduriyet hem de uygulayıcı olma boyutları ayrı ayrı ele alınmıştır. Temel varsayım, erken dönem travmatik deneyimlerin romantik bağlamda obsesif-kompulsif semptomları artırabileceği ve bunun da bireyleri psikolojik açıdan saldırgan ilişki örüntülerine daha yatkın hale getirebileceğidir. Araştırma örneklemini, yaşları 18 ile 30 arasında değişen 306 birey oluşturmaktadır. Veriler; Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, İlişki Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirti Envanteri, Partnere Yönelik Obsesif-Kompulsif Belirti Envanteri ve Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği – Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Yapılan aracılık analizleri, her iki obsesif-kompulsif belirti türünün de çocukluk travmaları ile psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde aracıladığını ortaya koymuştur. Bulgular, erken dönem ilişkisel travmaların yakın ilişkilerde obsesif düşünce ve davranış örüntülerine zemin hazırlayabileceğini; bunun da romantik ilişkilerde psikolojik saldırganlık riskini artırabileceğini göstermektedir. Genel olarak, sonuçlar psikolojik flört şiddetinin gelişimsel ve bilişsel arka planına dair önemli bir bakış sunmakta; özellikle erken travmayla ilişkili obsesif-kompulsif belirtilerin kişilerarası işlevsellik üzerindeki rolünü vurgulayarak, önleme ve terapi uygulamaları açısından anlamlı katkılar sağlamaktadır.
  • Master Thesis
    Öğretmen Motivasyon Stilinde Algılanan Ebeveyn Tutumu ve Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmininin Engellenmesinin Rolü
    (2025) Muratoğlu, Nazlı Büşra; Köksal, Mustafa Falih
    Erken dönem ilişkisel deneyimlerin eğitimcilerin motivasyonel davranışlarını nasıl şekillendirdiğini anlamak, öğretim kalitesi ve sınıf dinamiklerine dair değerli içgörüler sunmaktadır. Öz Belirleme Kuramı (ÖBK) temelinde yürütülen bu çalışma, öğretmenlerin güdüleyici stillerinde algılanan ebeveyn tutumlarının ve temel psikolojik ihtiyaç doyumu/engellenmesinin rolünü incelemiştir. Özellikle, öğretmenlerin anne-babalarından algıladıkları duygusal sıcaklık, aşırı koruyuculuk ve reddedilmenin; özerklik, yeterlik ve ilişkisellik ihtiyaçlarının doyumu ve engellenmesi üzerindeki etkileri ile bu ihtiyaç deneyimlerinin özerklik destekleyici ve kontrolcü öğretim stillerine nasıl yansıdığı araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini, yaşları 22 ile 62 arasında değişen 265 Türk öğretmen oluşturmuştur. Katılımcılar, geçerliliği kanıtlanmış öz-bildirim ölçeklerini doldurmuşlardır. Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği'nin kısa formu (S-EMBU-C), Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu ve Engellenmesi Ölçeği (BPNSFS) ve öğretim stillerini ölçen iki senaryo temelli madde yer almaktadır. Korelasyon ve regresyon analizleri, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının ihtiyaç doyumunu ve özerklik destekleyici öğretimi pozitif yönde yordadığını; aşırı koruyuculuk, reddetmenin ise ihtiyaç engellenmesini pozitif yönde yordadığını göstermiştir. İlişkisellik ve yeterlik doyumu, özerklik destekleyici öğretim stilini anlamlı biçimde yordarken, ihtiyaç engellenmesi kontrolcü öğretim stilini anlamlı biçimde yordayamamıştır. Aracılık analizleri, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının özerklik destekleyici öğretim üzerindeki etkisinin, ihtiyaç doyumu aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Buna karşılık, kontrolcü öğretim stiline ilişkin analizlerde anlamlı bir aracılık etkisi bulunmamıştır. Ayrıca, öğretim stillerinin düşük, orta ve yüksek düzeylerini karşılaştıran ANOVA sonuçları, yüksek düzeyde özerklik desteği sergileyen öğretmenlerin daha yüksek ilişkisellik ve yeterlik doyumu ve daha düşük ihtiyaç engellenmesi bildirdiklerini göstermiştir. Bu bulgular, erken dönem bakım deneyimlerinin öğretmenlerin mesleki davranışları üzerindeki kalıcı etkisini vurgulamakta ve özerklik destekleyici sınıf ortamlarının gelişiminde temel ihtiyaç doyumunun önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: algılanan ebeveyn tutumu, temel psikolojik ihtiyaçlar, öğretmen motivasyonu, özerklik destekleyici öğretim, kontrolcü öğretim, Öz-Belirleme Kuramı
  • Master Thesis
    The Mediating Role of Emotion Dysregulation in the Relationship Between Basic Psychological Needs Satisfaction Frustration and the Dark Triad
    (2024) Alparslan, Erdi; Köksal, Mustafa Falih
    Bu tez, temel psikolojik ihtiyaçların tatmini/engellenmesi, duygu düzenleme güçlüğü ve Karanlık Üçlü kişilikleri arasındaki karmaşık etkileşimi araştırmaktadır. Çalışma, mevcut literatüre dayanarak, temel psikolojik ihtiyaçların tatmininin ya da engellenmesinin Makyavelizm, narsisizm ve psikopati gibi Karanlık Üçlü özelliklerinin ortaya çıkmasını ve ifade edilmesini nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Bu araştırmanın merkezinde, temel psikolojik ihtiyaçların tatmini/engellenmesi ile Karanlık Üçlü özelliklerinin tezahürü arasında bir köprü görevi gören duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü yer almaktadır. 18 yaş ve üstü 406 gönüllü katılımcının yer aldığı bu çalışmada veriler Demografik Bilgi Formu, Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçeği, Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği-Kısa Form aracılığıyla toplanmıştır. Basit aracılık analizleri sonucunda temel psikolojik ihtiyaçların tatmini ile hem makyavelizm hem de psikopati arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün tam aracılık rolünün bulunduğu fakat temel psikolojik ihtiyaçların tatmini ile narsisizm arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün anlamlı bir aracı rolünün olmadığı görülmüştür. Benzer şekilde temel psikolojik ihtiyaçların engellenmesi ile hem makyavelizm hem de psikopati arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün anlamlı aracılık rolünün bulunduğu fakat temel psikolojik ihtiyaçların engellenmesi ile narsisizm arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün anlamlı bir aracı rolünün olmadığı görülmüştür. Bu tez, ampirik araştırma ve teorik sentez yoluyla, hem kişilik psikolojisi hem de klinik bilimlerdeki bilginin ilerlemesine katkıda bulunmakta, terapötik müdahaleler ve kişilik değerlendirme stratejileri için çıkarımlar sunmaktadır.
  • Master Thesis
    The Ontology of the Relationship between Selfobject Needs and Somatization
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Topgül, Ilgaz; Köksal, Mustafa Falih
    ​​Bu çalışmanın amacı, kendiliknesnesi ihtiyaçları, somatizasyon ve duygu düzenleme, çocukluk çağı travması ve öfke gibi ilgili psikolojik yapılar arasındaki karmaşık ilişkiyi incelemektir. Bu araştırma, Kohut'un kendilik psikolojisi çerçevesini kullanarak, karşılanmamış kendilik nesnesi ihtiyaçlarının özellikle çocukluk travması öyküsü olan bireylerde somatik semptomlara nasıl yol açabileceğini incelemektedir. Çalışmada katılımcılardan veri toplamak için Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri (SONI), Belirti Tarama Listesi-90 Somatizasyon Alt Ölçeği (SCL-90-S), Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği (DERS), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ACE-Q) ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (STAXI) gibi kapsamlı bir metodoloji kullanılmıştır. Sonuçlar, karşılanmamış kendilik nesnesi ihtiyaçları ile somatizasyon yaygınlığı arasında, duygu düzenleme güçlüklerinin aracılık ettiği ve çocukluk çağı travması ve öfkenin şiddetlendirdiği anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bulgular, somatizasyonu azaltmak için öz-nesne ihtiyaçlarını ele alan ve duygu düzenleme becerilerini geliştiren terapötik yaklaşımlara duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Bu araştırma, somatizasyon bozukluklarının tedavisinde klinik uygulamalar için çıkarımlara sahiptir ve erken psikolojik deneyimlerin ve duygu düzenleme süreçlerinin somatik semptomatolojiyi nasıl etkilediğinin anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.​
  • Master Thesis
    Relationship between parental perception, subjective vitality and depression: The mediating role of basic psychological needs in a Turkish sample
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Kara, Şule; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışmanın amacı ebeveyn algısı ile bireylerin öznel canlılık ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi aracılığıyla Türkiye örnekleminde araştırmaktır. Veriler, yaşları 16 ile 29 arasında değişen toplam 257 kişiden toplanmıştır. Veri toplamak için Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Algısı Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaç Doyumu ve İhtiyaç Engellenmesi Ölçeği, Öznel Canlılık Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Temel psikolojik ihtiyaç tatmini ve ihtiyaç engellenmesi'nin, ebeveyn algısı ile öznel canlılık ve depresyona nasıl aracılık ettiğini ölçmek için Model 4 basit mediation analizi kullanılmıştır. Sonuçlar, temel psikolojik ihtiyaç doyumunun ebeveyn algısı ile öznel canlılık arasındaki ilişkiye doğrudan aracılık ettiğini göstermiştir. Diğer taraftan, temel psikolojik ihtiyaç engellenmesinin annenin algılanan ebeveynliği ile depresyon arasındaki ilişkiye doğrudan aracılık ettiği ancak babanın algılanan ebeveynliği ile depresyon arasındaki ilişkiye kısmen aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç olarak, birey için destekleyici ebeveynlik ortamları sağlandığında, Temel Psikolojik İhtiyaçlar Teorisi'nin öne sürdüğü gibi kişinin temel psikolojik ihtiyaçları karşılanmaktadır. Bu da bireyin canlılık düzeyinde artışı sağlamaktadır. Aksine, bu ebeveyn ortamları kontrolcü müdahalelere dayandığında ihtiyaçlar engellenir, bu durum da kişinin daha depresif olmasıyla ilişkilidir.
  • Master Thesis
    Relationship between separation-individuation and psychodynamic personality organization: The role of shame and guilt
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Aygün, Arslan; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışmanın amacı utanç ve suçluluk duygularının ayrılma bireyleşme ve kişilik organizasyonları üzerindeki yordayıcı etkilerini araştırmak ve ayrılma bireyleşme ile kişilik organizasyonu ilişkisinde utanç ve suçluluk duygularının aracı rolünü incelemektir. Veriler 337 katılımcıdan toplandı. Verileri toplamak için Sürekli Utanç ve Suçluluk Ölçeği, Ayrılma Bireyleşme Envanteri ve Kişilik Organizasyonu Envanteri kullanıldı. Sonuçlara göre utanç, suçluluk duyguları, ayrılma bireyleşme ve kişilik organizasyonu pozitif yönde korelasyon göstermektedir. Katılımcıların kişilik organizasyonu ve ayrılma bireyleşme puanları utanç/suçluluk seviyelerine göre anlamlı olarak farklılık göstermektedir. Kişilik organizasyonu puanlarını ayrılma bireyleşme ve utanç puanları yordarken; ayrılma bireyleşme puanlarını sırasıyla utanç ve suçluluk duyguları yordamaktadır. Ayrılma bireyleşme ve kişilik organizasyonu ilişkisinde utanç duygusu anlamlı bir aracı değişken iken; suçluluk duygusu bu ilişkide anlamlı bir aracı etkisi göstermemiştir. Sonuçlar literatür doğrultusunda tartışılmıştır.