Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Karanlık Üçlü kişilik özellikleri ile duygusal yakın partner şiddeti arasındaki ilişkide temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ve engellenmesi ile öfke ruminasyonunun aracı rolü
    (2026) Karaca, Özge; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Bu çalışma Karanlık Üçlü kişilik özelliklerinin her biri—narsisizm, psikopati, Makyavelizm—ile duygusal yakın partner şiddeti arasındaki ilişkide temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ve engellenmesi ile öfke ruminasyonunun seri aracı rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. Örneklem, yaşları 18-65 arasında olan 382 Türk yetişkin katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler çevrimiçi olarak Demografik Bilgi Formu, Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği, Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmini ve Engellenmesi Ölçeği ve Öfkeye İlişkin Derin Düşünme Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Korelasyon analizleri, Makyavelizm ve psikopatinin duygusal şiddet, temel psikolojik ihtiyaçların engellenmesi (TPİE) ve öfke ruminasyonu ile pozitif ilişkili olduğunu göstermiştir. TPİE, duygusal şiddet ve öfke ruminasyonu ile pozitif, narsisizm ve temel psikolojik ihtiyaçların doyumu (TPİD) ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. TPİD, narsisizm ile pozitif, psikopati ile negatif yönde ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, duygusal şiddet ile öfke ruminasyonu arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Seri aracılık analizleri, TPİE ve öfke ruminasyonunun, her bir Karanlık Üçlü özelliği ile duygusal şiddet arasındaki ilişkide seri aracı rollerini göstermektedir. Ancak, TPİD ve öfke ruminasyonu, Karanlık Üçlü kişilik özelliklerinden herhangi biri ile duygusal şiddet arasındaki ilişkide seri aracı rol oynamamıştır. Bulgular, her bir Karanlık Üçlü özelliğinin nasıl, TPİD ya da TPİE ve öfke ruminasyonu aracılığıyla, duygusal şiddet ile ayrı ayrı ilişkili olduğunu göstererek literatüre katkı sağlamaktadır. Çalışmanın değişkenlerine ilişkin klinik uygulamalar ve gelecekteki çalışmalara ilişkin öneriler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Olumsuz Çocukluk Deneyimlerinin Yetişkinlikteki Psikolojik Belirtiler ile İlişkisinde Pozitif Duygu Düzenlemenin Rolü
    (2025) Yaldız, Yağmur Erişen; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Olumsuz çocukluk deneyimleri, yetişkinlikte anksiyete ve depresyon gibi psikolojik semptomların gelişiminde bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Bu deneyimler, bireylerin olumlu duyguları algılama ve düzenleme biçimlerini şekillendirerek pozitif duygu düzenleme süreçlerini etkileyebilir ve bu yolla psikolojik semptomların gelişimine katkıda bulunabilir. Bu çalışma, olumsuz çocukluk deneyimleri ile psikolojik semptomlar arasındaki ilişkide, pozitif duygu düzenleme stratejilerinden biri olan ve anın tadını çıkarma, anımsama ve beklenti olmak üzere üç alt-boyuttan oluşan tadını çıkarma (savoring) stratejisinin aracı rolünü incelemektedir. Araştırmaya Türkiye'den 353 yetişkin (Ortyaş = 32.91, SS = 13.41) çevrimiçi öz-bildirim anketlerini doldurarak katılmıştır. Ölçüm araçları olarak Olumlu Olayların Tadını Çıkarma İnançları Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Veriler, PROCESS Model 4 ile yürütülen iki ayrı aracılık analiziyle değerlendirilmiştir. İlk modelde, olumsuz çocukluk deneyimlerinin tüm tadını çıkarma alt boyutlarıyla negatif ilişkili olduğu; ancak yalnızca anın tadını çıkarma boyutunun anksiyete semptomlarıyla ilişkide anlamlı bir aracı olduğu bulunmuştur. İkinci vii modelde ise anın tadını çıkarma ve anımsama boyutlarının depresif belirtilerle ilişkide aracılık ettiği, beklenti boyutunun ise anlamlı bir aracı rol oynamadığı görülmüştür. Bulgular, pozitif duyguların düzenlenmesinde işlevsel bir strateji olan tadını çıkarma stratejisinin, olumsuz çocukluk yaşantılarının anksiyete ve depresif belirtiler ile ilişkisinde kısmi bir aracı olduğunu göstermektedir. Sonuçlar, olumlu duygu düzenleme stratejilerinin çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerin psikolojik etkilerini anlamada önemli olduğunu vurgulamaktadır. Çalışmanın önemi ve sınırlılıkları tartışılmış, gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
  • Master Thesis
    Sosyal Kaygı ve Öz Eleştiri Arasındaki İlişkide Mizah Stillerinin Aracı Rolü
    (2025) Öztürk, Bulut; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Sosyal kaygı bireylere ciddi rahatsızlık vermesinin yanı sıra çoğunlukla beraberinde öz eleştiri gibi başka sorunları da getirmektedir. Mizah çok-boyutlu bir kavramdır ve katılımcı, kendini geliştirici, saldırgan ve kendini yıkıcı olmak üzere farlı mizah tarzları vardır. Yapılan araştırmalar sosyal kaygı düzeyinin bireylerin kullandıkları mizah türleri üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bu araştırmanın ilk amacı, sosyal kaygı seviyesinin belirli mizah tarzlarını tercihteki rolünü incelemektedir. Bununla birlikte bu çalışmada mizah tarzlarının sosyal kaygı ve öz eleştiri arasındaki ilişkideki aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş arası Türk yetişkinlerden oluşmaktadır (N=362, %77.9 kadın). Katılımcılardan çevrimiçi olarak Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Mizah Tarzları Ölçeği, Öz Eleştiri Ölçeği'nin Türkçe versiyonlarını doldurmaları istenmiştir. Analizlerde ilk olarak değişkenlerin betimsel analizi ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Ardından sosyal kaygı seviyesi düşük ve yüksek katılımcıların kullandıkları mizah tarzları açısından farklılıklarını incelemek için çok değişkenli varyans analizi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra mizah tarzlarının sosyal kaygı ve öz eleştirinin karşılaştırmaya dayalı ve içsel alt boyutları arasındaki ilişkide aracı rolü paralel aracılık analiziyle ölçülmüştür. Bulgular, kendini yıkıcı mizah tarzının sosyal kaygı seviyesine bağlı değişiklik gösterdiğini göstermektedir. Ayrıca katılımcı, kendini geliştirici ve kendini yıkıcı mizah tarzlarının sosyal kaygı ve karşılaştırmaya dayalı öz eleştiri arasında kısmi aracılık rolü üstlendiği bulunmuştur. Sosyal kaygı ve içsel öz eleştiri arasındaki ilişkide yalnızca kendini yıkıcı mizah tarzı kısmi aracılık yapmıştır. Çalışmanın bulguları, güçlü ve eksik yanları, gelecek araştırmalar ve klinik uygulamalar için yönlendirmeler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    The mediating roles of emotional self-awareness and self-control in the relationship between differentiation of self and burnout in Turkish mental health professionals
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Akçor, İrem Nur; Tuna Kaykusuz, Ezgi; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Tükenmişlik, ruh sağlığı profesyonelleri arasında yaygın bir sorundur ve hem ruh sağlığı çalışanlarının iyi oluşunu ve sundukları bakımın kalitesini etkiler. Benlik ayrımlaşması da tükenmişliği etkileyen faktörlerden biri olabilir. Bu nedenle, tükenmişliği etkileyen faktörleri incelemek önemlidir. Bu çalışma, Türk ruh sağlığı çalışanlarında benlik ayrımlaşması ve tükenmişlik arasındaki ilişkide duygusal öz- farkındalık ve öz-kontrolün aracı rolünü incelemiştir. Örneklem, psikiyatristler, klinik psikologlar, psikologlar ve psikolojik danışmanlar da dahil olmak üzere toplam 189 ruh sağlığı çalışanlarından oluşmaktadır. Bu çalışmada, Benlik Ayrımlaşması Ölçeği – Revize Edilmiş Formu, Maslach Tükenmişlik Envanteri, Duygusal Öz-Farkındalık Ölçeği ve Kısa Öz-Kontrol Ölçeği kullanılmıştır. Yol analizi, öz-kontrolün, duygusal kopma ve kişisel başarı boyutu arasında ve 'ben' pozisyonu ve kişisel başarı arasında önemli bir aracı olduğunu göstermiştir. Bu, düşük duygusal uzaklaşma seviyelerinin ve daha güçlü bir 'ben' pozisyonunun, öz denetimi artırdığını ve bunun da kişisel başarı hissine yol açtığını göstermektedir. Ayrıca, duygusal öz-farkındalık, benlik ayrımlaşmasının her boyutu ile duyarsızlaşma tüm benlik ayrımlaşması boyutları ile kişisel başarı arasındaki ilişkide aracı etkisi anlamlıdır. Bu, daha az tepkisel ve duygusal olarak uzaklaşmış veya kaynaşmış olmanın, aynı zamanda otonomi ve yakınlığı korumanın duygusal öz-farkındalığını artırdığını göstermektedir. Sonuç olarak, bireyler stresli durumlarda duyarsızlaşmayı azaltır ve başarı hissi artar. Bulgular, ruh sağlığı çalışanları arasındaki potansiyel tükenmişlik risklerini ele almada dış faktörlerle birlikte içsel dinamiklerin önemini vurgulamıştır. Çalışmanın bulguları ve sınırlılıkları mevcut literatür bağlamında tartışılmıştır ve gelecekteki araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
  • Master Thesis
    Pathological narcissism and relationship quality: The mediating role of self and perceived partner authenticity in romantic relationships
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Aytaçlar, Pınar; Tuna Kaykusuz, Ezgi; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Narsisizm ve otantiklik arasındaki dinamiklerin incelenmesi, kişilerarası ilişkiler üzerindeki etkilerinin daha derinlemesine anlaşılmasını sağlar. Bu çalışmanın amacı patolojik narsisizm ve ilişki kalitesi arasında ilişkide otantikliğin rolünü incelemektir. Katılımcılar (N=452, %78,5 kadın), yaşları 19 ile 65 arasında değişen ve en az bir aydır romantik bir ilişki içinde olduklarını bildiren Türk yetişkinlerden oluşmaktadır. Katılımcılar, Patolojik Narsisizm Envanteri, Otantiklik Ölçeği, İlişkilerde Otantiklik Ölçeği (AIRS), algılanan partner otantikliğini (APO) değerlendiren modifiye edilmiş AIRS ve Yatırım Modeli Ölçeği gibi çevrimiçi anketleri doldurmuşlardır. Çalışma değişkenlerinin betimsel analizleri, değişkenler arası korelasyonlar ve ilişki süresinin narsisizm, ilişkide kendini otantik görme (KO) ve APO ile korelasyonu incelenmiştir. Daha sonra, büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm ile ilişki kalitesi arasındaki KO ve APO'nun aracı rollerini analiz etmek için yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Bulgular, kırılgan narsisizmin azalan KO ve APO yoluyla ilişki kalitesini olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Buna karşılık, büyüklenmeci narsisizm, KO ve APO aracılığıyla ilişki kalitesini artırmaktadır. Sürekli otantikliğin bir kovaryant olarak dahil edildiğinde, büyüklenmeci narsisizmin KO ve APO üzerindeki etkilerinin ortadan kalktığı bir alternatif model ortaya konmuştur. Kırılgan narsisizmin APO üzerindeki olumsuz etkisi devam ederken, KO üzerindeki etkisi ortadan kalkmıştır, ilişki kalitesi üzerindeki doğrudan etkisi olumlu hale gelmiştir. Araştırma, özgünlüğün romantik ilişki dinamiklerini iyileştirmede ve narsisizmin olumsuz etkilerini azaltmada kilit bir faktör olma potansiyelinin altını çizmektedir. Gelecek araştırmalar ve klinik uygulamalar için yönlendirmeler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    The mediator role of appearance comparison in the relationship between parents' body talk, sociocultural attitudes towards appearance and body dissatisfaction of their children
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Gürsoy, Elif Güz; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Beden memnuniyetsizliği, özellikle ergenler ve genç yetişkinler olmak üzere bireyler arasında yaygın bir sorundur ve çeşitli sosyokültürel faktörlerden etkilenir. Özellikle son on yılda, ebeveynlerin çocuklarının beden memnuniyetsizliği ve beden imajı sorunlarındaki rolünü araştıran çalışmalar artmıştır. Bu araştırmada ebeveynlerin beden konuşmalarının ve görünüşe yönelik sosyokültürel tutumlarının, çocuklarının beden memnuniyetsizliği düzeyleri üzerindeki etkisi ve bu ilişkilerde görünüm karşılaştırmasının aracılık rolü araştırılmıştır. Çalışmaya 18-35 yaş arası 236 kişi katıldı (M=24, SS=3.70). Araştırmanın değişkenleri çevrimiçi bir anketle ölçüldü. Katılımcılar, demografik bilgi formunu doldurmuş ve ardından kendilerine şu anketler verilmiştir: Olumsuz Beden Konuşmaları Ölçeği, Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Anketi-4 Revize Edilmiş, Fiziksel Görünüm Karşılaştırma Ölçeği-Revize Edilmiş ve Vücut Algısı Ölçeği. Sonuçlar hem SPSS ile PROCESS Macro v4.2 kullanılarak hem de AMOS'ta yol analizi yapılarak analiz edildi. Sonuçlara göre, katılımcıların bildirdiği şekliyle ebeveynlerin beden konuşmaları ve görünüme dair sosyokültürel tutumları beden memnuniyeti ile olumsuz yönde ilişkiliydi. Ayrıca görünüm karşılaştırması bu ilişkiye tam olarak aracılık etti. Bulgular, ebeveynlerin beden konuşmalarının ve görünüşe yönelik sosyokültürel tutumlarının, görünüm karşılaştırmaları yapma eğilimini etkilediğini ve bu durumun daha büyük beden memnuniyetsizliğine yol açtığını öne sürmektedir. Çalışmanın sonuçları, ebeveynlerin çocuklarının beden imajındaki rolünün önemini ve ebeveynlerin etkileri konusunda eğitilmelerinin yanı sıra daha sağlıklı beden imajı yaklaşımlarını teşvik etmeyi amaçlayan müdahalelere dahil edilmelerinin gerekliliğini vurgulamaktadır.
  • Master Thesis
    Beliefs about emotions and emotional eating: Thought suppression and rumination as mediating factors
    (İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2024) Engin, Esin; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Duygu inançları, duygu düzenleme süreci için önemli sonuçlar doğurur ve duyguların nasıl algılandığını ve düzenlendiğini şekillendirebilir. Duyguların düzenlenmesindeki zorlukların bir sonucu, duygusal yeme gibi işlevsiz yeme davranışları olabilir. Bu çalışma, duygular hakkındaki inançların ve bu inançların duygusal yeme ile ilişkisi arasındaki karmaşık etkileşimi incelemektedir. Özellikle, duyguların kontrol edilemezliği ve yararsızlığı hakkındaki inançlar ile duygusal yeme arasındaki ilişkide düşünce baskılama ve ruminasyon gibi daha az uyumlu duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünü test etmektedir. Türkiye'den 414 yetişkin (Myaş = 32.5, SD =11.4) çevrimiçi öz-bildirim anketlerini tamamlayarak çalışmaya katılmıştır. Ölçüm araçları olarak Duygusal İnançlar Anketi, Ruminatif Yanıt Ölçeği'nin kısa versiyonu, Beyaz Ayı Baskılama Envanteri ve Hollanda Yeme Davranışı Anketi kullanılmıştır. Yol analizi sonuçlarına göre, cinsiyet ve beden kitle indeksi istatistiksel olarak kontrol edildikten sonra, duyguların kontrol edilemez olduğuna dair inanç, ruminasyon ve düşünce baskılama stratejilerinin artan kullanımı ile ilişkili bulunmuş ve bu stratejiler de duygusal yemeyi öngörmüştür. Ancak, duyguların yararsız olduğuna dair inanç ile duygusal yeme arasında duygu düzenleme stratejileri aracılığıyla anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışma, duyguların kontrol edilemez olduğuna dair inancın, düşünce baskılama ve ruminasyon gibi daha az uyumlu stratejileri teşvik ederek duygusal yemeyi öngördüğünü ortaya koymuştur. Bu bulgu, duygusal yeme gibi zararlı davranışları daha derinlemesine anlamak için duygu inançlarının incelenmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın önemi, sınırlılıkları ve olası sonuçları tartışılmış ve bu dinamikleri daha iyi anlamak için gelecekteki araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.