Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832
Browse
Search Results
Master Thesis Somatizasyonu Anlamak: Temel İnançlar, Otomatik Düşünceler, Aleksitimi, Bedensel Farkındalık ve Bilinçli Farkındalığın Rolü(2025) Olsen, Pınar; Ögütçü, Yasemin MeralBu araştırmada, somatizasyonun bilişsel-davranışçı kuram çerçevesinde açıklanabilirliğini incelemek amacıyla temel inançlar, otomatik düşünceler, aleksitimi, interoseptif farkındalık ve anda farkındalığın yordayıcı rolleri ele alınmıştır. Çalışmaya 436 yetişkin birey (271 kadın, 165 erkek) katılmıştır. Veriler, çevrim içi anket yöntemiyle toplanmış ve katılımcılara demografik bilgi formu ile birlikte ilgili psikolojik ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada Somatizasyon Ölçeği, Temel İnançlar Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Çok Boyutlu Bedensel Farkındalık Değerlendirmesi Ölçeği-II ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, tüm değişkenlerin somatizasyonu anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymuştur. Hiyerarşik regresyon analizinde en yüksek katkının otomatik düşüncelerden geldiği belirlenmiştir. Bunu interoseptif farkındalık ve bilinçli farkındalık izlemiştir. Ek olarak, kadınlar erkeklere göre daha yüksek somatizasyon ve otomatik düşünce puanları alırken, erkeklerin anda farkındalık puanları daha yüksektir. Psikiyatrik tanı, kronik fiziksel hastalık ve düzenli ilaç kullanımı bildiren bireylerde somatizasyon düzeyleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bulgular, somatizasyonun bilişsel-davranışçı kuramla açıklanabileceğini desteklemekte, erken dönem inanç yapılarının ve duygusal işleme güçlüklerinin semptom deneyiminde belirleyici olduğunu göstermektedir.Master Thesis Beliren Yetişkinlerde Ebeveyn Kabul-Reddi ve Çeyrek Yaşam Krizi Arasındaki İlişkide Ebeveyn Bağlanmasının Aracı Rolü(2025) Özyurt, Nermin; Köksal, Mustafa FalihBu tez, erken ebeveyn deneyimlerinin, özellikle algılanan ebeveyn reddi ve ebeveyn bağlanmasının, Türkiye'deki beliren yetişkinlerde çeyrek yaşam krizi (ÇYK) ile ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Türkçe konuşan ve yaşları 20–35 arasında değişen toplam 274 katılımcı (190 kadın, 84 erkek), Kriz Tarama Anketi-9'u (KTA-9), Yetişkin Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği–Kısa Form'u (Yetişkin EKRÖ/K) ve Ebeveyn Bağlanma Ölçeği'ni (ABBÖ) çevrimiçi olarak Qualtrics yoluyla doldurmuştur. Verilerin normal dağılmaması nedeniyle parametrik olmayan istatistiksel analizler gerçekleştirilmiştir. Korelasyon analizleri, özellikle anneden algılanan reddin yüksek olduğu durumlarda, algılanan ebeveyn reddinin daha yüksek ÇYK belirtileriyle anlamlı bir şekilde ilişkili olduğunu; buna karşılık daha yüksek ebeveyn bağlanma puanlarının daha az belirtiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Regresyon analizleri de bu bulguları desteklemiştir, ancak etki büyüklükleri düşüktür. Başlangıçtaki hipotezinin aksine, aracı analizler ebeveyn bağlanmasının, ebeveyn reddi ile ÇYK arasındaki ilişkiyi aracıladığına dair herhangi bir kanıt sunmamıştır. Bulgular, erken dönem ilişkisel deneyimlerin, özellikle anne reddi içerenlerin, beliren yetişkinlikte ÇYK'ye karşı artan bir savunmasızlıkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, gelişimsel bir bakış açısından ÇYK anlayışına katkıda bulunmakta ve erken dönem ilişkisel deneyimlerin uzun vadeli psikolojik sonuçlarına dikkat çekmektedir. Çalışmanın bulguları ilgili literatür ışığında tartışılmış, mevcut çalışmanın sınırlılıkları ve gelecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur.Master Thesis Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantıları ile Psikolojik Flört Şiddeti Arasındaki İlişkide Partner ve İlişki Odaklı Obsesif Kompulsif Belirtilerin Aracı Rolü(2025) Orpak, Seda; Köksal, Mustafa FalihBu çalışmanın amacı, çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerle psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkide, ilişki odaklı ve partnere odaklı obsesif-kompulsif semptomların aracı rolünü incelemektir. Hem mağduriyet hem de uygulayıcı olma boyutları ayrı ayrı ele alınmıştır. Temel varsayım, erken dönem travmatik deneyimlerin romantik bağlamda obsesif-kompulsif semptomları artırabileceği ve bunun da bireyleri psikolojik açıdan saldırgan ilişki örüntülerine daha yatkın hale getirebileceğidir. Araştırma örneklemini, yaşları 18 ile 30 arasında değişen 306 birey oluşturmaktadır. Veriler; Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, İlişki Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirti Envanteri, Partnere Yönelik Obsesif-Kompulsif Belirti Envanteri ve Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği – Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Yapılan aracılık analizleri, her iki obsesif-kompulsif belirti türünün de çocukluk travmaları ile psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde aracıladığını ortaya koymuştur. Bulgular, erken dönem ilişkisel travmaların yakın ilişkilerde obsesif düşünce ve davranış örüntülerine zemin hazırlayabileceğini; bunun da romantik ilişkilerde psikolojik saldırganlık riskini artırabileceğini göstermektedir. Genel olarak, sonuçlar psikolojik flört şiddetinin gelişimsel ve bilişsel arka planına dair önemli bir bakış sunmakta; özellikle erken travmayla ilişkili obsesif-kompulsif belirtilerin kişilerarası işlevsellik üzerindeki rolünü vurgulayarak, önleme ve terapi uygulamaları açısından anlamlı katkılar sağlamaktadır.Master Thesis Nesne İlişkileri ve Evcil Hayvan Bağlanmasının Kaygı Üzerine Etkisi(2025) Sadık, Selin Maya; Ögütcü, Yasemin MeralBu çalışma, nesne ilişkileri ile kaygı semptomları arasındaki ilişkide evcil hayvan bağlanmasının kaygılı ve kaçıngan boyutları üzerinden aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Nesne ilişkileri ve bağlanma kuramlarına dayanan bu araştırma, erken dönem ilişkisel zorluklar yaşamış bireylerde evcil hayvanlarla kurulan duygusal bağların geçiş nesnesi ya da duygusal düzenleyici işlev görüp görmediğini araştırmıştır. Katılımcılar, 1865 yaş aralığında, en az üç aydır kedi veya köpek ile aynı evde yaşayan 290 Türk yetişkinden oluşmaktadır (%83,8 kadın). Veriler, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeklik Testi Envanteri (BORRTI), Evcil Hayvan Bağlanma Ölçeği (PAS) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21) kullanılarak toplanmıştır. Korelasyon analizleri, bozulmuş nesne ilişkilerinin hem kaygı semptomları hem de kaygılı evcil hayvan bağlanması ile pozitif yönde ilişkili olduğunu; kaçıngan bağlanmanın ise anlamlı bir ilişki göstermediğini ortaya koymuştur. Mediyasyon analizleri, bu bağlanma stillerinin nesne ilişkileri ile kaygı arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde açıklamadığını göstermiştir. Bulgular, bozulmuş nesne ilişkilerine sahip bireylerin evcil hayvanlara kaygılı biçimde bağlanabileceğini, ancak bu bağların kaygıyı azaltıcı bir işlev taşımayabileceğini göstermektedir. İnsan–hayvan bağları oldukça bireyseldir ve kişinin içsel nesne dünyası ile gelişimsel geçmişine bağlı olarak farklı işlevler üstlenebilir. Sonuçlar, terapötik süreçte bu bağların taşıdığı simgesel ve telafi edici anlamların dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
