TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 4 of 4
  • Article
    Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viyana Antlaşması’nın (CISG) Taraf İradeleri ile Uygulama Dışı Bırakılması
    (2024) Özcan, Cem
    Günümüzde satım sözleşmesi uluslararası ticaretin temel hukuki araçlarından biridir. Ulusal hukuklar, satım sözleşmesinin uluslararası alanda kullanımında ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara cevap ver- mede yetersiz kalmaktadırlar. Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viya- na Antlaşması (CISG), uluslararası satımlar bakımından ortak bir sis- temin oluşturulması için Birleşmiş Milletler’in himayesi altında hazırlanmıştır. Bu Antlaşmanın 6. maddesine göre satım sözleşmesi- nin tarafları, aralarındaki sözleşmeye Antlaşmanın uygulanmamasını kararlaştırabilecekleri gibi, 12. madde saklı kalmak şartıyla, hükümle- rine istisna getirebilir veya hükümlerinin doğurabileceği etkileri değiş- tirebilirler. Bu madde ile Viyana Antlaşması taraf iradelerine öncelik verdiğini göstermektedir. Çalışmada bu maddenin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili hukuki sorunları incelenecektir.
  • Article
    Evaluation of a Swiss Federal Court Decision on the Place of the Signature in a Holographic Will
    (2024) Özcan, Cem
    El yazılı vasiyetname, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda resmi vasiyetname ve sözlü vasiyetname ile düzenlenmiş üç tür vasi- yetnameden biridir. Kanun’un 538. maddesinde el yazılı vasiyetname şekil şartları da belirtilmek suretiyle düzenlenmektedir. Buna göre el yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış ol- ması zorunludur. İsviçre Federal Mahkemesi’nin incelemeye konu kararında el yazılı vasiyetnamede imzanın vasiyetnamedeki yeri ve özellikle imzanın vasiyetnamenin içine konulduğu zarfın üzerine atıl- mış olması tartışma konusudur. Bu nedenle gerek doktrin gerek yar- gı kararlarında tartışılan bu konuya odaklanılmaktadır.
  • Article
    Borçlu Temerrüdü Hükümlerinin Üst Hakkının Arazi Malikine Süresinden Önce Devrinde Uygulanması
    (2025) Özcan, Cem
    Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri uyarınca üst hakkı bir kişiye, başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde inşaat yaparak ya da arazide hakkın kurulmasından önce mevcut olan bir inşaatı muhafaza ederek ona malik olma yetkisi veren bir sınırlı ayni haktır. Üst hakkının kurulması ile birlikte arazi maliki ile üst hakkı sahibi arasında uzun süreli bir hukuki ilişki meydana gelmektedir. Bu uzun süreli hukuki ilişki esnasında tarafların menfaatlerinin gözetilmesi için TMK’da özel hükümler sevkedilmiştir. Kanun’un 831. maddesi uyarınca üst hakkı sahibi, bu haktan doğan yetkilerinin sınırını ağır şekilde aşar veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranırsa; malik, üst hakkının ona bağlı bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte süresinden önce kendisine devrini isteyebilir. Arazi malikinin bu aykırılık ortaya çıktıktan sonra hangi süre içinde hakkını kullanabileceği konusunda ise bir kanun boşluğu mevcuttur. Bu kanun boşluğunun doldurulması için doktrinde çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bu görüşler arasında borçlu temerrüdü hükümlerinden yararlanılması fikri öne çıkmaktadır. Çalışmada bu hukuki sorun doktrin görüşleri ve İsviçre Federal Mahkemesi içtihadı ışığında değerlendirilmektedir.
  • Article
    Terekenin Resmi Defterinin Tutulması Talebinden Sonra Miras Ortaklığına Temsilci Atanmasının İstenmesi
    (2023) Özcan, Cem
    Miras hukukunda, mirasbırakanın vefatının ardından, mirasçıların kendilerine tanınan yasal süre dolmadan önce tereke işlerine gereğinden fazla karışmamak koşuluyla, mirası reddetme hakları bulunmaktadır. Bu imkanın yanı sıra mirasçılar medeni kanun hükümleri uyarınca terekenin resmi defterinin tutulmasını isteyebilirler. Diğer yandan Türk Medeni Kanunu (TMK) mirasçılara miras ortaklığına temsilci atanmasını talep etme imkanını da sunmaktadır. Terekenin resmi defterinin tutulmasına başlandıktan sonra, mirasçılardan birinin miras ortaklığına temsilci atanmasını istemesinin TMK m.610/f.2 anlamında tereke işlerine gereğinden fazla karışma teşkil edip etmeyeceği ve buna bağlı olarak da bu mirasçının mirası red hakkını kaybedip etmeyeceği hukuki bir sorun oluşturmaktadır.