TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 127
  • Article
    Yeni Türk Sermaye Piyasası Kanunu Uyarınca Sermaye Piyasalarında Denetleme ve Tedbirler
    (2015) Karademir, Ebru; Kubilay, Huriye; Chellı, Ebru Ay
    Denetleme fonksiyonu, Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenleme fonksiyonundan sonra en önemli fonksiyonlarından birisidir. Sermaye piyasalarının etkili bir biçimde çalışması için Kurul’un denetleme gücü caydırıcı tedbirler ve yaptırımlarla desteklenmelidir. Makalemizin ana konusu, 6362 sayılı ve 6 Aralık 2012 tarihinde kabul edilen ve 30 Aralık 2012 tarihinde 28513 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Sermaye Piyasası Kanunu’daki denetleme ve tedbirlere ilişkin hükümlerin incelenmesidir. Makalede bunun yanında Avrupa Finans Denetleme Sistemi’ne ve Sermaye Piyasası Kanunu’nun denetlemeye ilişkin hükümlerinin temelini oluşturan Türk Anayasası’nın ilgili maddesine de değinilmiştir. Türk sermaye piyasalarının denetlenmesinden sorumlu olan Kurul’un yanında, makalede ayrıca bağımsız diğer kuruluşlar da düzenleme ve denetleme görevleri çerçevesinde kısaca incelenmiştir.
  • Article
    The Freedom of Expression of Employees and Its Limitations - a Comparative Approach
    (2025) Sur, Ayşe Melda
    Bu makalede Türk yargı kararlarında çalışanın ifade özgürlüğü konusunda gelişen temel eğilimler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ortaya koyduğu bazı ölçütler ve Fransız hukuku ile karşılaştırılarak değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin temel yaklaşımına göre, işyeri yönetimi ve iş koşullarına dair yapılan eleştirilere işverenin katlanması gerekmektedir. Çalışana uygulanan yaptırımın ağırlığı da önemlidir ve birçok kararda işten çıkarma aşırı bir yaptırım olarak değerlendirilmektedir. AİHM içtihadında toplumun genelini ilgilendiren ve siyasî konularda ifade özgürlüğüne üstünlük tanınacağı vurgulanmasına karşın, politik görüşlerin ifadesi ülkemizde hâlen özel durum ve zamanın koşullarına bağlı hassas bir alandır. Bütün hâllerde adil bir yargılama gereklerine uygun biçimde, yaratılan olumsuz etkinin mahkemelerce dikkatle incelenmek suretiyle sonuca varılması gerekmektedir.
  • Article
    Suçta Tekerrür Kurumunun “Tehlikeli Suçlu” Olgusuna Yaklaşımındaki Eksiklik Ve Ortaya Çıkardığı Sorunlar
    (2025-12-31) Basbüyük, Isa; Özbek, Veli Özer
    TCK m.58’de tekerrür, önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra, yeni bir suç işleyen hükümlünün tehlikelilik halini esas alan ve suçun infazını etkileyen bir güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiştir. Mükerrirlere özgü infaz rejimi, hem koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süreyi uzatmakta hem de hapis cezası ile adli para cezasının seçimlik olarak düzenlendiği suçlarda, adli para cezasına hükmedilmesine engel olmaktadır. Haliyle, hükümlü sadece ikinci defa suç işlemesi nedeniyle, ilk defa suç işleyenlere nazaran daha ağır bir yaptırım sistemiyle karşılaşmaktadır. Hükümlü hakkında ağır sonuçlar doğuran tekerrür halinin tektip genel koşullara tabi olması ve hükmü veren mahkemeye taktir hakkı tanımaması, bir taraftan uygulamada birtakım eşitsizliklere ve tutarlı olmayan işleyişe yol açmakta, diğer taraftan tekerrür kurumunu bir prosedür hale getirip ceza hukukunun gerçek tehlikelilikle mücadelesini sekteye uğratmaktadır. Çalışmamızda, bu sorunun neden ve sonuçlarını 765 sayılı TCK dönemine ilişkin yaklaşımlar, Alman hukukunda benimsenen sistem, tehlikelilik halini açıklayan görüşler ışığında ortaya koymaya çalışırken; aynı zamanda tekerrüre ilişkin hükümleri uygulayan mahkemenin takdir yetkisi kullanmasına ve güvenlik tedbirlerine hükmedebilmesine imkân veren bir hukuki düzenlemenin gerekliliğini izah etmeye çalışacağız.
  • Article
    Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda Kastrasyon Tedavi Yöntemine Kısa Bir Bakış
    (2021) Aşçı, Arzu
    Bu çalışmada son yıllarda fazlaca yaşanan şiddet olayları ve özellikle cinsel do- kunulmazlığa karşı işlenen suçların artış göstermesi ile birlikte hukuk düzeni içerisinde tartışılan kastrasyon tedavi yöntemi ele alınmaktadır. 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayı- lı Türk Ceza Kanunu ikinci kısım, beşinci bölümde yer alan Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlara kısaca değindikten sonra çalışmanın asıl konusu olan kastrasyonun ta- nımı, şekilleri, hukuki niteliği konu edilmektedir. Bu anlamda önce Türk Hukukunda kastrasyonun yasal dayanakları incelenmekte ve son olarak, ağır bir tıbbi müdahale olan kastrasyonun, özellikle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasamız açısından hukuksal değerlendirmesi yapılmaktadır.
  • Article
    Alman Sosyal Ağlarda Hukuk Uygulamasının İyileştirilmesi Hakkında Kanuna İlişkin Değerlendirme
    (2018) Oğlakcıoğlu, Mustafa Temmuz; Dülger, Murat Volkan
    With the development of technology, people’s methods and fields of using internet have both improved and changed. Today, social media networks are used as a means of getting news, notifying and communicating. Parallel to this, it was necessary to establish a legal framework in order to keep up with the rapidly developing technological laws and to find solutions to the problems in order to educate technologists during this time. One of the countries that responded to this requirement was Germany. This is not surprising given that it is one of the first countries to use the internet and the development of the legal system is taken into account. In addition to many legal regulations on the subject, the Law on Right to Claims and Sanctions (Law for the Improvement of Law Enforcement in Social Networks) was finally adopted by the German Social Network on September 1, 2017 and entered into force on 1 January 2018. Although the law foresees sanctions against hate crimes, many crimes from the German Criminal Code have been included (which crimes are defined as illegal content will be addressed in detail below). This article examines the articles one by one on the basis of the purpose served by the regulation of the new law, which consists of a total of six articles.
  • Article
    Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viyana Antlaşması’nın (CISG) Taraf İradeleri ile Uygulama Dışı Bırakılması
    (2024) Özcan, Cem
    Günümüzde satım sözleşmesi uluslararası ticaretin temel hukuki araçlarından biridir. Ulusal hukuklar, satım sözleşmesinin uluslararası alanda kullanımında ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara cevap ver- mede yetersiz kalmaktadırlar. Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viya- na Antlaşması (CISG), uluslararası satımlar bakımından ortak bir sis- temin oluşturulması için Birleşmiş Milletler’in himayesi altında hazırlanmıştır. Bu Antlaşmanın 6. maddesine göre satım sözleşmesi- nin tarafları, aralarındaki sözleşmeye Antlaşmanın uygulanmamasını kararlaştırabilecekleri gibi, 12. madde saklı kalmak şartıyla, hükümle- rine istisna getirebilir veya hükümlerinin doğurabileceği etkileri değiş- tirebilirler. Bu madde ile Viyana Antlaşması taraf iradelerine öncelik verdiğini göstermektedir. Çalışmada bu maddenin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili hukuki sorunları incelenecektir.
  • Article
    Üçüncü Kişilere karşı Sorumlulukta Sigorta Hukukunun Rolü: Alman Hukukundaki Özel Sorumluluk Sigortası (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) ile Türk Hukukundaki Üçüncü Kişilere karşı Mali Mesuliyet Sigortası (“ÜŞKMMS”) üzerinden bir Sigorta Bilinci Okuması
    (2025) Topcan, Utku
    Foreseeing risks and developing means of protection is not merely a quest for safety, but a reflection of a societal consciousness that pulses with the rhythm of civilization. Insurance is one of the key institutions through which this awareness materializes at both individual and collective levels. In Germany, the widespread presence of private liability insurance (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) among citizens reflects not only an insurance product, but a collective attitude shaped by law, culture, and a sense of responsibility. In contrast, the near absence of interest in PHV’s Turkish counterpart, “third-party liability insurance” (“ÜŞKMMS”), on the part of citizens, market actors, and even the legal system points to underlying structural deficiencies. Inspired by a street interview published on a video-sharing platform, this study examines the legal foundations contributing to PHV’s widespread adoption in Germany, while also exploring why its equivalent remains marginal in Türkiye. Beyond comparison, this study calls for renewed attention to a silent corner of Turkish insurance law-an area that demands both legal and cultural reflection. At the intersection of legal regulation and individual responsibility, what is at stake is more than just a type of insurance; it is a broader expression of social and legal consciousness.
  • Article
    Ortaklık Hukuku Kapsamında Avrupa Birliği ve Türk Vatandaşlarının Çalışma ve Oturma Hakları
    (2025) Akduman, Ebru
    Avrupa Birliği (AB)’ne üye bir ülkede çalışmak isteyen üçüncü ülke vatandaşları ev sahibi ülkenin göç ve istihdam politikasının gereklerini yerine getirmek zorundadır. Diğer taraftan, çalışmamızda tartıştığımız üzere AB-Türkiye ortaklık hukuku Türk vatandaşlarının AB’de çalışması ve AB vatandaşlarının Türkiye’de çalışması hakkında karşılıklı hak ve imkanlar sunmaktadır. Ortaklık hukuku; Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi kararlarını içermektedir. Prensip olarak, ortaklık hukukunun lehe hükümleri milli hukuklara öncelikli olarak uygulanmaktadır. Ancak, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı sadece bir Üye Ülkede yasal olarak çalışmakta olan Türk vatandaşları ile ailelerine uygulanmaktadır. Diğer deyişle, Karar çalışma izinlerini değil çalışma izinlerinin uzatılması halini düzenlemektedir. Ortaklık hukuku, Türk vatandaşlarına serbestçe bir üye devlete yerleşme olanağı sunmamakla beraber Türk göçmen işçilere ve ailelerine birçok üçüncü dünya ülkesine kıyasla avantaj sağlamaktadır. Mevcut durumun korunması (standstill) ilkesi ise sadece işçilere değil serbest çalışanlara da koruma sağlamaktadır. Buna göre, ortaklık hukukunun yürürlüğe girmesinden sonra bir Üye Ülke, ilgili mevzuatını sadece Türk vatandaşlarının lehine olarak değiştirebilmektedir.
  • Article
    Küçüğün Kişisel Verilerinin İşlenmesine Rızası
    (2025) Günay, Buket
    İçinde bulunduğumuz bilişim ve teknoloji çağında kişisel veriler, gündelik hayat içerisinde sıklıkla işlenmektedir. Bu durum, pek çok açıdan bireyin yaşamında kişisel verilerinin işlenmesi anlamını taşımakta ve sonuçlar doğurmaktadır. Söz konusu çocuklar ve onların kişisel verileri olduğunda özenli ve özellikli bir değerlendirme yapılmalıdır. Zira bilişim ve teknoloji çağına doğan çocukların korunmaları özel bir önem taşımaktadır. Kişisel verilerin işlenmesinin hukuka uygunluğundan bahsedebilmek için söz konusu işleme faaliyetinde bir hukuka uygunluk sebebi bulunmalıdır. Açık rıza, kişisel verilerin işlenmesinde sıklıkla kullanılan bir hukuka uygunluk sebebidir. Bu çalışmada küçüğün verilerinin işlenmesine rızanın kim tarafından, ne şekilde verileceği mevcut düzenlemeler ışığında Türk hukuku ve AB Hukuku bakımından karşılaştırmalı olarak incelenecektir.
  • Article
    Karşılaştırmalı Hukuk Bağlamında Tüzel Kişilerin Cezai Sorumluluğu ve AB Hukukundaki Yaklaşım
    (2025) Senturk, Candide
    Sanayi ve teknolojinin gelişimine paralel olarak tüzel kişilerin ceza hukukuna konu olabilecek eylemleri de artmaktadır. Tüzel kişiler, kendisini oluşturan bireylerden ayrı bir kişiliğe ve malvarlığına sahip olmaları itibariyle ceza hukukunda sorumluluklarının olup olmadığı konusu sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. TCK’da tüzel kişiler suç faili sayılmamakla beraber, özel hukuk tüzel kişilerine kimi suçlar dolayısıyla güvenlik tedbiri uygulanması mümkündür. Bu tedbirler karşımıza, İznin iptali ve müsadere olarak çıkmaktadır. TCK’daki düzenlemelere baktığımızda, tüzel kişilere adlî para cezası gibi bir cezanın verilmesi mümkün görünmemektedir. Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesinde 2009 yılında yapılan değişiklikle özel hukuk tüzel kişilerine idari para cezası verilmesi mümkün hale getirilmiştir. Tüzel kişi temsilcileri konumunda bulunanların ceza sorumluluğu ise uygulamada sorunlu konulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bir yandan hukuk süjesi olarak kabul edilmeyen tüzel kişiler diğer yanda tüzel kişilerin temsilcisi konumunda bulunan kişilerin cezai sorumluluğu bulunmaktayken, karşılaştırmalı hukuk sistemlerinde (ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Hollanda gibi) tüzel kişinin bir “gerçeklik” olduğu ve ceza sorumluluğunun bulunduğu ifade edilmektedir. Tüzel kişi yararına suç işlendiğinde, temsilcinin ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceği, tüzel kişi bir kurul tarafından temsil ediliyor ise sorumluluğun nasıl dağıtılacağı sorularına uygulamada her somut olay özelinde yanıt aranmaktadır. Bu durum konunun, ceza hukuku genel hükümler bakımından tartışmaya değer bir konu olarak ön plana çıkmasına sebebiyet vermektedir.