TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
Browsing TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection by Department "İEÜ, Hukuk Fakültesi"
Now showing 1 - 20 of 123
- Results Per Page
- Sort Options
Article 4483 Sayılı Kanun Uyarınca İtiraz Merciinin "İdari" Niteliği Sorunu(2024) Karahan, BarışMemurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması konusunda genel kanun niteliği taşıyan 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun bu kişilerin görevleri sebebiyle işlediği suçların soruşturulmasını kural olarak izne tabi tutmaktadır. İzin vermeye yetkili makam anlamına gelen yetkili merci kararlarının yine “idari” nitelikte olacağı öngörülen itiraz merci kararıyla inceleneceği öngörülmüştür. İtiraz merci eldeki işin bir dava, kendisinin de bir mahkeme olmadığını birçok kararında vurgulamakta ve yaptığı incelemelerde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununu uygulamayarak bunu teyit etmektedir. Bununla birlikte temel hak ve özgürlüklerin korunması amacı ağır bastığında bu yaklaşımdan sapıldığı görülebilmektedir. Bu çalışmada temel hak ve özgürlüklerin korunması amacı ağır bastığında itiraz merciinin “idari” niteliğinin sürdürülüp sürdürülemeyeceği tartışılmaktadır.Article Alman Hukukunda “şahıs Şirketleri Hukukunun Modernleştirilmesi Hakkında Kanun’un” (mopeg) Hak Ehliyetine Sahip Adi Şirketler Bakımından Öngördüğü Değişikliklerin Değerlendirmesi(2024) Akbay, DirençAlmanya’da tüm şahıs şirketlerini etkileyecek olan “Şahıs Şirketleri Hukukunun Modernleştirilmesi Hakkında Kanun” (MoPeG) hükümlerinin önemli bir kısmı 1 Ocak 2024’te yürürlüğe girecektir. Çalışmada MoPeG’in etkilediği hak ehliyetine sahip adi şirketlere ilişkin BGB hükümlerinden önem arz ettiğini düşündüklerimiz değerlendirilmiştir. Alman Federal Mahkemesi’nin özellikle 2001 yılında verdiği “Weißes Ross” kararı sonrasında, adi şirketler hukuku alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Federal Mahkeme verdiği kararla üçüncü kişilerle hukuki ilişkiler kurabilen adi şirketlerin hak ehliyetine sahip olduğunu kabul etmiştir. Alman Federal Mahkemesi’nin verdiği çeşitli kararların etkisi ve mevcut adi şirket kurallarının günümüzün ticari ve ekonomik ihtiyaçlarına cevap verememesi, Kanunda da değişikliği bir ihtiyaç haline getirmiştir. Yapılan değişiklikler neticesinde adi şirket saf bir borç ilişkisi olmaktan çıkarak hak ehliyetine sahip bir kişi birliğine dönüşmüştür. Bu amaçla Roma hukukundan günümüze taşınan adi şirketlere ilişkin birçok kural değiştirilmiştir. Özellikle kârzarar paylaşımını ve oy hakkında eşitliği esas alan kurallar değiştirilmiştir. El birliği esasına dayalı malvarlığı rejimi terk edilmiştir. Adi şirket kısmen profesyonel bir şahıs şirketine dönüştürülmüştür. Ortakların devamlılığını esas alan adi şirket kuralları, şirketin devamını sağlayacak şekilde değiştirilmiştir. Şirket iradesinin ortaklar kararı yoluyla oluşumu ile şirketin yönetimi açık bir şekilde ayrılarak adi şirketin kurumsal bir yapıya dönüşümü başlatılmıştır. Ortak davası (actio pro socio) açıkça düzenlenmiştir. Hak ehliyetine sahip adi şirketler için bir sicil öngörülmüştür.Article ANAYASACILARIN KARŞILAŞTIRMA SORUNU: KARŞILAŞTIRMALI ANAYASA HUKUKU NEDİR, NE DEĞİLDİR?(2020) Yolcu, SerkanTürkiye’de kamu hukuku ve özel olarak anayasa hukuku alanında karşılaştırmalı araştırmalara duyulan ilgi oldukça sınırlıkalmış, karşılaştırmalı anayasa hukuku müstakil bir inceleme alanıolarak görülmemiştir. Oysa karşılaştırmalı anayasa hukuku dünyaçapında hızla akademik kimliğini pekiştirmekte, bu disiplindeki aka-demik birikim her geçen gün artmaktadır. Bu çalışma Türk hukukun-daki ilgi eksikliğine dikkat çekmeyi ve karşılaştırmalı anayasa huku-kunun tarihsel gelişim çizgisini takip ederek onu kavramsallaştırmayıamaçlamaktadır. Dolayısıyla makalenin temel motivasyonu, tarihselsüreç ekseninde karşılaştırmalı anayasa hukukunun çağdaş kimliğinibelirlemektir. Bunun için karşılaştırmalı anayasa hukukunun kurucudinamikleri ve ayırt edici özellikleri açıklanmaktadır. Çalışmanın so-nunda Türk anayasa hukuku doktrininin artık karşılaştırmalı anayasahukukunu müstakil bir hukuk bilimi dalı olarak kabul etmesi gerektiğivurgulanmaktadır.Article Arctic Sunrise (udhm, Hollanda Krallığı/rusya Federasyonu) Davası Işığında, Uluslararası Hukuk ve Çevre Koruma Eylemleri(2014) Katıman, EsraBu makalenin konusunu, çevre göstericilerinin yapmış oldukları eylemler sırasında Devletler tarafından girişilmiş fiillerin hukuksal planda analizi ve bu bağlamda, bireylerin uluslararası hukuk alanında sahip olduğu temel haklar oluşturmaktadır. Denizin korunması söz konusu olduğunda, Devletler her zaman çevre koruma aktörü rolünü oynamazlar. Yetkililer eylemcilere karşı, zaman zaman keyfilik içeren, hatta illegal nitelikte müdahalelerde bulunmaktadırlar. Makalede bu yön « Arctic Sunrise» et "Rainbow Warrior" davaları ışığında incelenmektedir. Olayların ve davaların başlıca aşamaları özetlendikten sonra, çalışma, özellikle deniz hukuku tarafından da korunan birey hakları üzerinde durur: kişi özgürlüğü hakkı ve toplanma özgürlüğü. "Kamu düzeni" ve "kısıtlamalar" kavramlarına yer veren makalede, bu kavramların, "uluslararası kamu düzeni" ve "uluslararası topluluk" kavramları ışığında yorumlanması gerektiği vurgulanmaktadır.Article Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisi ve Bu İlişkiden Kaynaklanan Hukuki Sorunlar(2012) Dulay, DilekBir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işverenalt işveren ilişkisi denir. Biz bu çalışmamızda asıl işveren alt işveren ilişkisinin kurulma koşullarını ve uygulamadan kaynaklanan sorunları Yargıtay kararlarını da dikkate almak suretiyle inceleyeceğiz.Article Avalde Eşin Rızasının Aranmasına Gerek Bulunmadığına İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararının Değerlendirilmesi(2020) Aras, Deniz OnurŞahsi teminat niteliğindeki kefalette eşin rızasının aranması gerektiğine ilişkin TBK m.584 hükmünün diğer şahsiteminatlara da uygulanacak olması doktrinde ve Yargıtay uygulamasında tartışmalara yol açmıştır. Özellikle şahsinitelikte bir teminat olan aval kurumu bağlamında eşin rızasının aranıp aranmayacağı konusunda birbirinden farklıYargıtay kararları verilmiştir. Bazı daireler, eşin rızasının aranması gerektiğine ilişkin hükmün aval için de aranmasıgerektiği konusunda görüş bildirmişken, bazı daireler bu hükmün aval için geçerli olmadığı yönünde kanaat bildirmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, ilgili kararları tartışmış ve avalde eşin rızasının aranmayacağınakarar vermiştir. Çalışmamızda muhtelif Yargıtay kararları, doktrindeki yorumlar, kefalet ve aval kurumları detaylı birşekilde irdelenerek Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurul Kararı değerlendirilmiştir.Article Avrupa Birliğinde Dijital Ekonominin Vergilendirmesine Yönelik Çalışmalar(2019) Işık, HüseyinEkonominin dijitalleşmesi geçmiş 20 nci yüzyılın başında kurulan vergi sistemlerinin gelir elde etme kapasitelerinin önemli ölçüde zayıf-latmıştır. Vergi idareleri dijital ekonominin sebep olduğu vergi kayıp ve kaçağına önlemeye böylelikle vergi gelirlerinin azalmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Benzer şekilde Avrupa Birliği dijital ekonominin vergi-lendirilmesi konusunda önemli adımlar atmaya çalışmaktadır. Uzun va-deli ve kısa vadeli çözümler içeren iki adet direktif taslağı AB Komisyo-nu tarafından AB Parlamentosuna ve Konseyine sunulmuştur. Kısa va-deli çözüm içeren taslak üye ülkelerin kurumlar vergisi düzenlemelerinin dijital ekonomiye uyumlu hale getirilmesi için takip edilmesi gereken standartları içermektedir. Kısa vadeli çözüm ise belli dijital hizmetlerden elde edilen cirolar üzerinden %3 oranında dijital hizmet vergisi önerisi-dir. Taslaklar kabul edilmemiş üzerlerinde müzakereler devam etmekte-dir. AB’nin tek yönlü attığı bu adımlar dijitalleşen dünyada diğer ülkele-rin vergi gelirlerini etkilemektedir. Çifte vergilendirme riskine sebep olmaktadır. AB’nin çalışmaları diğer ülkeler tarafından milliyet ayrımcı-lığı ve korumacılık eleştirilerine maruz kalmaktadır. Eleştirilerin önüne geçebilmek için AB, G20 Platformu ve OECD ekonominin dijitalleşme-sinin vergi sistemleri üzerindeki etkilerini gidermek için yürüttüğü Mat-rah Aşındırma ve Kar Aktarımı Projesi (BEPS) çalışmalarının sonuçları-nı beklemeye yoluna gitmiştir. Makalede AB’nin yaptığı çalışmalar, so-nuçları ve bundan sonrası için beklentiler açıklanacaktır.Article Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Kişisel Verilerin Korunması(2020) Çalışkan, AylaGünümüz bilgi çağında, teknolojik gelişmelerin artması ve bireylerin kendilerine ait “kişisel alanda” daha fazla vakitgeçirmeye başlamasıyla birlikte, özel hayat ve mahremiyet kavramları daha çok gündeme gelmeye başlamıştır.Özel hayatın bir parçası olan kişisel veriler de haliyle bireylerin korumak istediği kişisel alana dâhildir. Bu verilereörnek olarak; kişinin sesi, görüntüsü, fotoğrafı, doğum tarihi, kişisel bilgileri, inancı, siyasi düşüncesi, sağlık durumugösterilebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişisel verilerin korunması için yöneltilen taleplerin artmasıve bunların korumanın temel hak ve özgürlüklerin sağlanması açısından zorunlu hale gelmesi karşısında, kişiselverilerin korunmasına yönelik içtihatlar geliştirmiştir. Ancak belirtilmek gerekir ki; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) kişisel verilerin korunması doğrudan düzenlenmemiştir. Öte yandan AİHM, kişisel verilerin korunmasını, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkının bir parçası olarak değerlendirmekte ve budoğrultuda kararlar vermektedir.Article AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NİN BÉDAT/İSVİÇRE KARARI HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME(2020) Çalışkan, AylaBasın özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli unsurlarından biridir. Bu özgürlükhem halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğünü hem de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkını kapsamaktadır. Dolayısıyla basının hiçbir engelle karşılaşmadan haberleri iletme, denetim ve eleştiri görevlerine yerine getirmesi gerekmektedir. Ancak kimi durumlarda basınözgürlüğü ile üçüncü kişilerin özellikle adil yargılanma ve özel hayata saygı haklarının çatıştığıgörülmektedir. Hakların çatıştığı durumlarda yargı organlarına düşen hakların koruduğu menfaatlerarasında adil bir denge kurmaktır.Çalışmamızda, basının kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyunun bilgi alma hakkı ile soruşturmanın gizliliği ilkesi ile korunmak istenen menfaatlerin karşı karşıya olduğu durumlarda çatışanmenfaatler arasında nasıl bir denge kurulması gerektiğini tartışan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’nin 56925/08 başvuru numaralı ve 29.03.2016 tarihli Bédat/İsviçre Kararı incelenecektir.Article Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Adil Yargılanma Hakkının Uygulama Alanı(2019) Çırak, EzgiAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında maddeninuygulama alanı, medeni hak ve yükümlülükler (civil rights and obligations) ve cezaialan (criminal charge) olmak üzere iki soyut kavram ile ifade edilmektedir. Bu soyutkavramlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla somutlaştırılmaktadır.Ancak Mahkeme kararlarında, söz konusu kavramları otonom bir şekilde ele alınmaktadır. Bu bakımdan söz konusu kavramların kapsamının doğru bir şekilde saptanması hem Mahkeme açısından hem de başvuranlar açısından önem arz etmektedir.Bu çalışmanın ilk bölümünde bir insan hakkı olarak adil yargılanma hakkınınönemi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde ise adil yargılanma hakkının uygulama alanını oluşturan medeni hak ve yükümlülük kavramı kapsamında görülen hakve yükümlülükler ile cezai alan kapsamında görülen isnatlar Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi kararları esas alınarak incelenmiştir.Article AVRUPA SOSYAL HAKLAR KOMİTESİ KARARLARI KARŞISINDA, GEÇERSİZ FESİH NEDENİYLE ÇALIŞILMAYAN SÜRE İÇİN DOĞMUŞ BULUNAN ÜCRET VE DİĞER HAKLARIN ÖDENMESİNDE EN ÇOK DÖRT AYLIK SÜRE SINIRININ DEĞERLENDİRİLMESİ(2013) Şişli, ZeynepAvrupa Sosyal Şartı denetim organı Sosyal Haklar Komitesi kararları ile geçerli sebep olmaksızın iş sözleşmesi feshedilen işçinin, işten çıkarıldığı tarih ile feshin geçersizliğine kesin olarak karar verildiği ya da işe alındığı tarih arasındaki süre için maddi kayıplarının karşılanmasının uygun olacağı belirtilmektedir. 4857 sayılı yasa 21/3.maddesinde işe iade edilen işçinin, kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının, en çok dört aya kadar ödeneceği düzenlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası bir sözleşme olan Avrupa Sosyal Şartı’nın denetim organı Sosyal Haklar Komitesi içtihatları karşısında, İş Kanunu 21/3.maddesinde yer alan süre sınırının hukuksal olarak tartışılmasıdır. Teorik kaynakların incelenmesi yöntemiyle yapılan çalışmada, öncelikle iş güvencesinin, sosyal devlet ilkesi ve çalışma hakkı temelinde anlamına değinilmekte, ardından 158 sayılı ILO sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı ve 4857 sayılı yasada, geçersizliğine karar verilen fesih sonucu uğranılan zararın telafisi ile ilgili düzenlemeler, ilgili Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte irdelenmekte, özellikle Avrupa Sosyal Şartı’nın uygulanmasının denetim organı Avrupa Sosyal Haklar Komitesi’nin kararları ışığında hukuka aykırı süre sınırının İş Kanunu 21/3.maddesinden yasama ya da yargısal denetim yolu ile çıkarılmasının hukuken gerekli olduğu sonucuna varılmaktadır.Article Avusturya Ceza Hukuku’nda Kast Kavramina İlişkin Değerlendirmeler(2023) Aşçı, ArzuBu çalışmada Avusturya Ceza Kanunu’ndaki kasta ilişkin düzenleme bakımından bazı değerlendirilmeler yapılmakta, yasal düzenlemenin içeriği, kast kavramı, kastın unsurları ve kastın dereceleri açıklanmaktadır. Ayrıca, Avusturya Ceza Kanunu’nda, neticesi sebebiyle ağırlaşmış ya- ralama suçuna ilişkin düzenlemede yaralama sonucunda gerçekleşen ağır neticenin kasten gerçek- leştirilmiş olması dikkate alınmakta ve yasakoyucu bu durumda daha ağır bir ceza öngörmektedir. Çalışmada, kusur ilkesi ile uyumlu olan bu düzenleme ele alınmakta ve Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenleme açısından bazı öneriler getirilmektedir. Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak, düzen- lenmiş olan kastın dört derecesine Avusturya Ceza Kanunu’nda herhangi bir yasal sonuç bağlan- mamaktadır. Bu sebeple, kastın derecesinin cezanın belirlenmesinde dikkate alınıp alınmayacağı öğretide tartışılmaktadır. Çalışmada son olarak, kastın derecelerinin cezanın belirlenmesi bakımın- dan önemli olup olmadığı ve bunun uygulamada yaratabileceği sorunlara değinilmektedir.Article Bakü-tiflis-ceyhan Boru Hattı Projesinin Hukuki Boyutları(2012) Hekimoğlu, Mehmet MerdanKafkasya ve Orta Asya'daki zengin petrol ve doğal gaz yataklarının küreselleşen dünyadaki enerji ihtiyacının karşılanması için dünya pazarlarına sunulması, bölgedeki Türk devletlerinin ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmelerinin sağlanması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı projesi bu amacı gerçekleştirmeye yönelik ilk ciddi adımı meydana getirmektedir. Buna karşın söz konusu projenin hukuki çerçevesinin imzacı devletlerin lehine çizilebildiğini söylemek mümkün gözükmemektedir. Ancak büyük jeostratejik ve jeo-politik hedeflere ulaşılabilmesinin, bazen, sıra dışı hukuki yükümlülüklerle devletlerin kendilerini bağıtlamasını gerektirdiğinin de kabul edilmesi gerekir. Özellikle bölgede ilk defa böyle bir projenin gerçekleştirilecek olması, normal şartlar altında kabul edilmesi güç gözüken bir anormal hukuki yükümlülük rejimini doğallaştırmaktadır. Bununla birlikte, projenin hukuki temelini oluşturan "Transit Devlet Anlaşması" ile "Hükümetlerarası Anlaşmalar", uluslararası anlaşmalar hukukunca öngörülenin üzerinde bir sorumluluk rejimiyle imzacı devletleri uluslararası bir şirketler konsorsiyumuna karşı bağıtladığı için, bundan böyle yapılacak anlaşmaların hükümlerini hazırlarlarken bölge devletlerinin daha dengeli bir şekilde hareket etmeleri yerinde olacaktır.Article Beps Çok Taraflı Vergi Sözleşmesi, Oecd Vergi Model Anlaşması ile Bağlantısı ve Türkiye’nin İkili Vergi Anlaşmalarına Etkisi(2020) Işık, HüseyinÇok uluslu işletmelerin sınırlar arasında rahat hareket ederek vergi planlaması yapmaları devletlerin tek tek atacakları adımları boşa çıkarmaktadır. Bu durumu gidermek için OECD/G20 Matrah Aşındırma ve Kar AktarımıProjesi (BEPS) yürütülmüştür. Projenin ilk çıktıları 2015 yılında kamuoyuna duyurulmuştur. BEPS çalışmalarısonucu OECD Vergi Model Anlaşmasının maddelerinde ve yorumlarında değişiklikler yapılmıştır. BEPS gereğiyapılan değişiklerin devletler arasındaki ikili vergi anlaşmalarına uygulanması gereği doğmuştur. Bunun devletlerarasında ikili olarak yapılması yerine bir bütün olarak yapılması esası benimsenmiştir. Bu amaçla BEPS ÇokTaraflı Vergi Sözleşmesi hazırlanmıştır. Sözleşme mevcut vergi anlaşmalarındaki bazı hükümleri değiştirmekte,ilave hükümler getirmekte veya var olan hükümlerin uygulama şeklini değiştirmektedir. Sözleşme devletler tarafından benimsenmiş 90’nda fazla ülke tarafından imzalanmıştır. Türkiye sözleşmeyi imzalamış ancak henüz yürürlüğe koymamıştır. Türkiye Sözleşmenin BEPS asgari standartlarını içeren maddelerini kabul etmiştir. Diğer maddelerine çekince koymuştur. Uygun bulma kanunun kabulüne müteakip Sözleşme yürürlüğe girecektir. Yürürlüğegirmesinden sonra, hem Türkiye hem de diğer akit devletin Sözleşme maddelerine koydukları çekinceler ve yaptıkları bildirimler dikkate alınarak ikili vergi anlaşmaları uygulanacaktır.Article BEPS PROJESİ SONUCU OECD VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VERGİ ANLAŞMA MODELLERİNİN İŞYERİ KAVRAMINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER VE ETKİLERİ(2018) Işık, HüseyinBilgi ve iletişim teknolojilerinde 20 nci yüzyılın sonlarındaki ge-lişme sayesinde ticaretin şekli ve süreçleri değişmiştir. Ekonomik faali-yetlerin bir kısmı bilgisayar ortamında ve internet üzerinden yapılmayabaşlamıştır. Bu eğilim yakın gelecekte daha da hızlanacaktır. Bilgi veiletişim teknolojilerindeki çok hızlı gelişim ekonomiyi önemli ölçüdeetkilemiş ve dijital ekonomi kavramını ortaya çıkarmıştır. Ulusal eko-nomiler birbirleriyle daha fazla entegre olmuştur. Ekonomideki değişimgeçen yüzyılın başlarında oluşturulan devletlerin vergi sistemleriniolumsuz yönde etkilemektedir. Bu yeni ekonomi anlayışı vergi hukuku-nun temel kavramlarından biri olan işyeri kavramı üzerinde etkili olmuş-tur. İşyeri kavramı işlevini yerine getirmez hale gelmiş ve devletlerinvergi sistemlerinde zafiyetler meydana getirmiştir. Zafiyetleri aşmak içinülkeler vergi sistemleri arasında uluslararası uyum arayışları başlamıştır.OECD/G20 BEPS Projesinin “Dijital Ekonominin VergilendirilmesiSorunları” ve “İşyeri Statüsünden Yapay Olarak Kaçınılmasının Önlen-mesi” başlıklı eylem planları önemli öneriler getirmiştir. Bu öneriler so-nucu OECD Vergi Model Anlaşmasının “İşyeri” başlıklı maddesindeciddi değişikliler yapılmıştır. OECD Modelindeki değişikleri BM Mode-li izlemiştir. OECD Modelindeki değişikliklerin ülkelerin kendi aralarında ikili anlaşmalara doğrudan uygulanabilmesi için BEPS Çok TaraflıAnlaşmasını hazırlanmış ve imzaya açmıştır. Bu gelişmeler Türkiye’ninhem ülke içindeki vergi uygulamalarını hem de uluslararası vergi uygu-lamalarını önemli ölçüde etkilemektedir.Article Beraat Sebebi Olarak Yüklenen Suçun Sanık Tarafından İşlendiğinin Sabit Olmaması(2020) Sayar Kanyış, TansuYüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması, CMK md. 223/2’de düzenlenen beraat sebeplerindenbiridir. Şüphelinin, suçluluğu kesin olarak kanıtlanmadıkça cezalandırılamayacağını ifade eden şüpheden sanıkyararlanır ilkesinin yansımalarından ve lekelenmeme hakkının teminatlarındandır. Failin, suçluluğu kanıtlanamadığı için cezalandırılamaması, farklı ülkelerde iki şekilde düzenlenmektedir. Düzenlenme şekillerinden biri, TürkHukuku’ndaki gibi beraat hükmünün birden fazla gerekçeye bölünmesidir. Diğer düzenlenme şekli ise İskoçya’dakigibi beraat ile aynı sonuçları oluşturacak şekilde ayrı bir hüküm türü oluşturmaktır. Öte yandan, her iki düzenlemeşekli de beraat alan kişinin damgalanmasına sebep olmakla eleştirilmektedir.Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmamasının her tereddütte uygulanabilecek bir beraat sebebiolarak görülmesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesine ve lekelenmeme hakkına aykırı kullanılmasına neden olabilmektedir. Her ne kadar her beraat sebebi sanığın cezalandırılmaması sonucuna varsa da, farklı beraat sebeplerinintopluma ve disiplin ve hukuki sorumluluğa yansımaları değişkenlik gösterebilmektedir. Bu anlamda, yüklenen suçunsanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebinin amacına uygun şekilde kullanılmasına özen gösterilmelidir.Article Bern sözleşmesi’nin tarihsel gelişimi, sözleşme korumasının ilkeleri ve korunan eserler ile menfaatler(2024) Gökçek, Hasan SeratBern Sözleşmesi’nin fikir ve sanat eserlerinin yeknesak ve evrensel bir tarzda korunmasında temel bir araç halini alması yüz yılı aşan yavaş ancak istikrarlı bir devinimin sonucudur. Sözleşme’nin ve Sözleşme’den doğan Bern Birliği’nin 1886 yılında İsviçre’nin Bern şehrinde başlayan yolculuğunda, 1896 yılındaki ilk revizyondan 1971 yılında gerçekleştirilen son revizyona kadar Sözleşme defalarca gözden geçirilmiştir. Bütün bu süreçte Sözleşme’nin muhtelif metinlerine taraf ülke sayısı artmaya devam etmiş ve bu revizyonlar ile Sözleşme’nin fikir ve sanat eserleri üzerindeki menfaatlerin korunması bakımından ortaya koyduğu çerçeve belirgin hale gelmiştir. Bu bağlamda Sözleşme’nin 1886 yılında milli muamele ilkesi ve tercüme hakkı ile başlayan yolculuğu, önce genişleyen asgari haklar sepeti ile desteklenmiştir. Daha sonraları doğrudan doğruya Sözleşme nezdinde eser olarak kabul edilen ürünlerin sayısı da artmıştır. Ayrıca Sözleşme korumasının, eserin kaynak ülkesindeki herhangi bir formalitenin yerine getirilmesine bağlı olmadığı ilkesiyle, Sözleşme korumasının başlangıcı adeta eserin yaratılma anı olarak sabitlenmiştir. Bugün gelinen noktada, Sözleşme’ye taraf ülke sayısının artmasıyla eser korumasının asgari standardı, Sözleşme’nin öngördüğü koruma olmuştur. Hem Bern Sözleşmesi’nin tarihinin hem de bu Sözleşme’nin öngördüğü korumanın çeşitli yönlerden ele alınması bu nedenle büyük bir öneme sahiptir. Eldeki çalışmada öncelikle Sözleşme’nin ortaya çıkışını gerektiren nedenler ve Sözleşme’nin ortaya çıkışı ele alınmış ve bu kapsamda Türkiye’nin de Sözleşme’ye taraf oluşuna yer verilmiştir. Bunun ardından Sözleşme’nin eser üzerindeki menfaatlerin korunmasına yönelik getirdiği temel ilkeler işlenmiş ve korunan eserler ile korunan eserler üzerindeki menfaatlerin neler olduğu incelenmiştir.Article Betriebsübergang in Insolvenzverfahren Gemäss RL 2001/23/EG und AVRAG(2020) Aşçı, ArzuEingangs wird die Betriebsübergangsrichtlinie RL 2001/23/EG erörtert. Die Richtlinie wurde in Österreichdurch die Bestimmungen des AVRAG umgesetzt. Diese Bestimmungen gelten für Arbeitsverhältnisse, dieauf einen privatrechtlichen Vertrag beruhen. Neben dem automatischen Betriebsübergang und derenAusnahmen wird die Rechtsprechung des EuGH und OGH erläutert. In diesem Zusammenhang geht esauch um die Anwendung des AVRAG im Insolvenzverfahren. Der Betriebsübergang im Insolvenzverfahrenund die Haftung des Erwerbers bzw. Veräußerers werden näher dargestellt.Article Bireysel İş Uyuşmazlıkları ve Yargısal Çözüm(2012) Şişli, ZeynepGünümüzde mahkemelerin artan iş yüküne bağlı olarak her alanda olduğu gibi, iş hukuku alanında da davaların sonuçlanması gecikmekte, farklı çözüm yolu arayışları gündeme gelmektedir. İş hukukunun, sosyal devlet ilkesi temelinde, işçinin korunmasına yönelik ve kamu müdahalesinin etkili olduğu bir sosyal hukuk alanı olması, iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yollarının iş hukuku ilkeleri çerçevesinde ele alınmasını gerektirmektedir. Bu çalışmada, iş uyuşmazlıklarının hukuki niteliği karşısında çözüm yollarının uygulanabilirliği tartışılmaya ve bireysel iş uyuşmazlıkları ile sınırlı olarak Türk hukukunda mevcut çözüm yolları ile yargısal çözümün bir arada ve karşılıklı etkileşimi içinde diğer ülke örnekleri göz önüne alınarak irdelenmesi, iş hukuku ilkeleri çerçevesinde yargısal çözümün önemi ve yegâne çözüm yolu olmasının sebepleri ortaya konulmaya çalışılmaktadır.Article Birinci Basamakta Çalışan Hekimlerin Dinlenme Hakkı Bağlamında Aile Hekimliğinde Nöbet Uygulaması(2014) Şişli, ZeynepBu çalışmanın amacı, aile hekimlerine nöbet yükümlülüğügetiren düzenlemelerin, çalışma süreleri ve dinlenme hakkıile ilişkisi açısından irdelenmesidir. Yaşam hakkının en temel bileşeni olan sağlığın korunmasında, çalışanlar açısındandinlenme önemli bir ihtiyaçtır. Dinlenme, bağımlı çalışanlarınçalışma sürelerinin sınırlandırılması ile sağlanabilecek birhaktır. Dinlenme hakkı, çalışma süresinin sınırlandırılması mü cadelesi sonucu uluslararası ve ulusal hukukta düzenlenmiştir.Aile hekimlerine getirilen nöbet yükümlülüğü, haftalık vegünlük en fazla çalışma sürelerine ilişkin düzenlemelerışığında dinlenme hakkına etkisi açısından değerlendirilmiştir.Avrupa Çalışma Süresi Yönergesi (2003/88/EC) hükümleriniyorumlayan Avrupa Adalet Divanı kararları, hekimlerin sağlıkkuruluşunda bulundukları tüm nöbet süresinin haftalık çalışmasüresinden sayılması gerektiği yolundadır. Uzun çalışmasüreleri, karşılaştırmalı ülke örneklerinde araştırmalarlabelirlendiği üzere, hekimlerin sağlıklarını olumsuz etkilemekte ve mesleki hata endişesine yol açmaktadır. Avrupa ülkelerinde sağlık hizmetlerinin, Çalışma Süresi Yönergesi ve Avrupa Adalet Divanı kararlarına uygun olarak, en fazla haftalıkçalışma süresini aşmayacak şekilde düzenlenmesi yolundaeleştiri ve çabalar sürmektedir. Türkiyede ise aile hekimlerinin haftalık çalışma süreleri en az 40 saat olarak belirlenmişiken, ayrıca en fazla 30 saat nöbet yükümlülüğü düzenlenerek, haftalık çalışma süresinin en az 70 saat olmasının önüaçılmaktadır. Bu çerçevede, teorik kaynakların taranması yöntemi ile yapılan bu çalışmada, Türkiyede aile hekimleri içinöngörülen nöbet uygulamasının, dinlenme haklarını ihlal edicinitelikte olduğu sonucuna varılmaktadır.

