Yüksek Lisans Tezleri
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832
Browse
7 results
Search Results
Master Thesis The Impact of Refugee Crisis on Populism in Europe: a Supranational Analysis(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2021) Tufan, Osman; Al, SerhunPopülizm, siyaset bilimi literatüründe son zamanlarda oldukça tartışılan bir konu olsa da tarihte ilk olarak 19.yüzyılın sonlarında Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'da ortaya çıkması nedeniyle yeni bir kavram değildir. 20.yüzyılın ortalarında popülizm, ekonomik krizlerin etkisiyle Latin Amerika'ya yayılmıştır. Avrupa'da ise vergilendirmenin, küreselleşmenin, 2008 finansal krizinin, Euro bölgesi borç sorunun ve Avrupa Birliğinin genişlemesinin etkileri ile ilk olarak 20.yüzyılın sonlarında ve 21.yüzyılda yükselişe geçmiştir. 2015 yılında Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerinde yaşanan karışıklıklar nedeni ile ortaya çıkan mülteci krizi de popülizmin siyasi arenada yerini genişletmesine neden olmuştur. Bu durumun nedeni ise mevcut sistem ve seçkinlerden uzaklaşan; mültecileri, göçmenleri ve sığınmacıları kültürel ve ekonomik tehdit olarak algılayan insanların, alternatif partilere yönelmesidir. Böylece insanları seçkinlerin ve yabancıların karşısına yerleştirerek zıt bir ilişki kurma, insanların taleplerini ve egemenliğine öncelik verme, seçkinleri ve kurulu eleştirme, mültecilere karşı dışlayıcı tutumlar sergileme ve sosyo-kültürel bütünlük ile saflığın korunması destekleme gibi özellikler sergilen popülist partiler Avrupa'da ön plana çıkmıştır. Ancak, mevcut literatür ulusal düzeydeki popülizm çalışmalarına odaklanmaktadır. Bu bağlamda söz konusu tez, Avrupa Parlamentosu'ndaki siyasi grupların söylemleri aracılığı ile uluslarüstü bir inceleme gerçekleştirerek popülizmin ulusal düzeyle sınırlı kalmadığını göstermektedir. Sonuç olarak ilgili tez, benzer popülist özellikler gösterseler de sağ ve sol kanat siyasi grupların popülist söylemlerinde birbirinden nasıl farklılaştığına ışık tutmaktadır.Master Thesis Secular Arab Nationalism Vs Islamic Extremism: the Cases of Iraq and Syria in the Post-Cold War Era(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2020) Çınar, Çağrı; Al, Serhunİslami silahlı grupların Ortadoğu'da 2000'li yıllardan sonra yükselişi, özellikle Irak ve Suriye'de zorlu bir mesele haline gelmiştir. Amerika'nın 2003'de Irak'ı işgali ve Arap Baharı süreci bu gruplar tarafından doldurulan benzeri görülmemiş bir güç boşluğuna yol açmıştır. Bu önemli dönüm noktaları, bu gruplar için fırsatlar sağlamış olabilir, fakat Hafız Esad ve Saddam Hüseyin döneminden kaynaklanan Irak ve Suriye'de milliyetçiliğin sorunlu rolü, vatandaşlık temelli kapsayıcı bir ulusal kimlik yaratılamadığı için bu noktada kritiktir. Öte yandan eski gruplardan farklı olarak Irak ve Suriye'de yükselen İslami silahi gruplar tarafından benimsenen yeni taktikler, bu grupların güçlerin artmasına katkı sağlamıştır. Sosyal hizmetlerin daha geniş bir ölçekte kullanılması ve top yekün bir savaş yerine stratejik şiddetin kullanılması, grupların taraftarlarına yönelik seferberlik gücünün artmasına neden olmuştur. Bu tez güncel İslami aşırılıkçılığı Hafız Esad, Saddam Hüseyin ve devam eden dönemdeki milliyetçilik anlayışıyla karşılaştırarak analiz eder. Bulgular kapsayıcı bir ulusal kimlik yaratmadaki başarısızlığın ve İslami silahlı grupların benimsediği yeni taktiklerin aşırılıkçılığın yükselişe geçmesine neden olduğunu göstermektedir.Master Thesis Neoclassical Realism in Israeli-Palestinian Conflict: a Case Study of the Oslo Peace Process, 1993-1995(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2020) Erden, Hasan Umur; Al, SerhunBu çalışmada, Oslo Barış Anlaşmalarının başarısız olma nedenleri neoklasik gerçekçilik bağlamında incelenmiştir. 5 Haziran 1967'de patlak veren ve İsrail'in zaferi ile sonuçlanan Arap-İsrail savaşı, bölgedeki güç dengesinde köktenci bir değişime neden olmuştur. Değişen statüko ve tehdit algısı nedeniyle bağımsız bir Filistin Otoritesi ortaya çıkmış ve bölgedeki çatışma dinamiğini yeniden şekillendirmiştir. Bunun yanında, 1980'lerde patlak veren uluslararası sistem krizi nedeniyle tehditlerin belirsiz bir hal alması sonucunda, maddi güç kapasitesi bakımından zayıf olan asimetrik tehditler kaynaklarını en üst düzeye çıkarma fırsatı bulmuşlardır. Sonuç itibariyle, 1987'de İntifada patlak vermiştir. Israil içinde ekonomik ve güvenlik krizleri ortaya çıkmıştır. Bunun yanında, Ortadoğu'da yükselişe geçen radikal devletler ve onların devlet-dışı çevre aktörleri, Israil'in güvenliğine doğrudan tehdit oluşturmuşlardır. En önemlisi, Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile birlikte değişen dünya düzeni, İsrail'in işgal ettiği toprakları yönetemeyeceği gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Tehdidin dengelenmesini sağlamak veya çeşitlenmesini engellemek adına başta sistemsel olarak ve sonrasında iç dinamikler yolu ile İsrail barış görüşmelerine teşvik edilmiştir. 1993'de Prensiplerin Deklarasyonu ve 1995' de Oslo II Anlaşması Israil ve Filistin arasında imzalanmıştır. Filistin Otoritesi, İsrail tarafından meşru bir aktör olarak kabul edilmiş ve barışa olan inanç güçlenmiştir. Lakin, 1995' de Yitzhak Rabin' in suikasta uğraması süreci dondurmuştur ve Likud partisinin iktidara gelmesi ile birlikte süreç çıkmaza girmiştir. İncelemelerin sonucunda, Oslo Barış Anlaşmalarının sistemsel baskıların zayıf olması ve taraflar arasında güç eşitsizliğinin giderilmemesi sonucunda süreç tarafların güvenlik ve çıkar eksenli beklentilerini karşılamamıştır. Buna karşın, liderlerin sürece doğrudan müdahalesi sonucu, süreç kısa vadeli olarak başarıyla sürdürülmüştür lakin sistemik baskılar uzun vadede sürecin ana belirleyici olmuş ve çökmesine yol açmıştır.Master Thesis Turkey - Iran Relations During Ahmadinejad Era (2005-2013) Effective Factors on Convergence "a Persian Perspective"(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2019) Arian, Hosseın; Al, SerhunSon yıllarda ve özellikle Ahmedinecad (2005-2013) döneminde Türkiye-İran ilişkilerinde önemli gelişmeler kaydedildi. Her iki ülkenin birbirine karşı sergilediği tutumlardaki bu değişim nasıl açıklanabilir? Bu tez, Ahmedinecad döneminde Türkiye-İran ilişkilerindeki genişleme nedenlerini analiz etmekte ve Türkiye ile İran arasındaki etkileşimleri ve Ahmedinecad başkanlığı sırasında politik ilişkilere etki eden faktörleri araştırmaktadır. Bu tezde, Suriye ve Irak'taki kriz dahil önemli jeopolitik faktörler, bölgesel ve bölgelerarası etkileşim ve anlaşmazlık, ekonomik etkileşim ile dini meseleler ve bunların ülkeler arasındaki ilişkilerdeki rolü tartışılmaktadır. Genel olarak bu tez, Türkiye ile İran arasındaki yakınlaşma konusuna değinmenin gerekliliğini ve her iki ülkenin çıkarlarını açıklama yollarını incelemektedir. Ekonomik ve kültürel ilişkilerin yakınlaşma üzerindeki etkisi, bu faktörleri inceleyerek ikili ilişkileri etkileyen olumlu ve olumsuz noktaları açıklamaktadır. Ekonominin diplomasiye ve uluslararası ilişkilere yaklaşımı ve iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ve rekabet geçmişinin incelenmesi, Türkiye ve İran atasındaki yakınlaşmaya ulaşmak için en iyi ve en etkili stratejinin ekonomik çözüm olduğunu savunmaktadır.Master Thesis Populism, Illiberal Freedom Perception, and Democratic Backsliding in Venezuela and Hungary, 2010-2017(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2021) Çağırgan, Duygu; Al, SerhunPopülist rejimlerde ekonomik özgürlük, siyasi özgürlük ve demokratik gerileme arasındaki ilişki, çoğunlukla popülistlerin temsil ettikleri insanların özgürlüklerini sınırlayan liberal olmayan özgürlük müdahaleleriyle açıklanmaya çalışılmaktadır. Popülizmi, Kazin'in (2017) ve Bonikowski'nin (2016) tanımlarına dayanan ikna temelli söylemsel bir strateji olarak tanımlayarak bu tez, popülistlerin ikna edici illiberal söylemler yoluyla insanların özgürlük algısına müdahalelerinin de demokratik gerilemeye neden olabileceğinin altını çiziyor. Bu nedenle, bu çalışma popülistlerin gerçeklerden ziyade kişisel içgüdülere dayanan popülist post-hakikat propaganda (PPP) yoluyla halkın ekonomik ve siyasi özgürlük algısını illiberalleştirmeye çalıştığını ve böylece demokratik gerileme eğilimlerine neden olduğunu savunuyor. Bunu yaparken, popülistlerin halkın gözünde meşruiyet kazandıklarını ve halkın iradesiyle sorgulanabilirliklerini azalttığını iddia ediyor. Bu iddiaların Venezuela ve Macaristan vakaları için doğru görünüp görünmediğini kontrol etmek için bu çalışma, Chávez'in, Maduro'nun ve Orbán'ın PPP'lerini ve onların, eşitlikçilik, milliyetçilik ve yerlileştiricik nedenler kisvesi altında şekillenen ikna edici liberal olmayan özgürlük stratejileri karşılaştırmıştır. Her iki ülkenin de en azından hibrit rejim olarak kabul edildiği 2010-2017 yılları arasında karşılaştırmalı vaka çalışmalarını betimsel veri analizi ile birleştirerek karma yöntem araştırması uygulamıştır. Az sayıdaki vaka ve illiberal özgürlük algılarının sonuçlarını tam olarak gözlemleyememe gibi koşullar altında olmasına rağmen, bulgular, liberal olmayan özgürlük algısının, popülistlerin sorgulanabilirliğini azaltarak demokratik gerilemeye neden olma potansiyeline sahip olduğunu ortaya koydu. Ayrıca Maduro'nun ikna edici retoriğe sahip olmadığı için bu çalışmanın popülist profiline uymayabileceğinin de altını çizdi.Master Thesis Examination of Ontological Security Within Security Studies: a Case Study of the Ukraine and Russia Conflict(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2022) Tezel, Aslı İlayda; Al, SerhunGeleneksel yaklaşımların güvenlik anlayışı nedir? Ontolojik Güvenlik Nedir? Nasıl ortaya çıktı ve Uluslararası İlişkiler disiplinine nasıl yayıldı? Bu yeni yaklaşımın klasik güvenlik anlayışlarından farkı nedir? Bu tez, Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Çalışmalarındaki Ontolojik Güvenlik çerçevesini, güvenlik kavramına yönelik daha ana akım yaklaşımlarla bağlantılı olarak açmakta ve tartışmaktadır. Rusya ve Ukrayna'yı inceleyerek, aralarındaki çatışma nedeniyle kendilerini olarak güvende hissedip hissetmediklerini incelemektir. Devletlerin sadece fiziksel güvenliği değil, ontolojik güvenliği de aradıklarını vurgular ve geleneksel güvenlik teorilerinden farklarının ne olduğunu açıklar. Bu çalışma hem Ontolojik Güvenliği açıklamayı hedeflemektedir hem de Ukrayna - Rusya çatışmasını güvenlik kavramları çerçevesinde bir örnek olarak değerlendirmeye çalışmaktadır.Master Thesis Syrian Refugees Through the Lens of Balkan Immigrants: the Case of Çamdibi, İzmir(İzmir Ekonomi Üniversitesi, 2022) Dinçseven, Gizem; Al, SerhunArap Baharı'nın yol açtığı Suriye İç Savaşı'nın başlamasından sonra Suriyeli mülteci krizi başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeyi etkiledi. UNHCR (2022) verilerine göre Türkiye yaklaşık dört milyon Suriyeli mülteciyi kabul etmiştir ve Mülteciler Derneği (2022) verilerine göre yaklaşık 150.000 mülteci İzmir'de ikamet etmektedir. Balkan kökenli bir yerleşim bölgesi olan Çamdibi, Suriyelilerin yerleşmeyi tercih ettiği ilçelerden biridir. Bu araştırma, Balkan göçmenlerinin Suriyeli mültecilere karşı kültür, ekonomi ve güvenlik açısından yaklaşımını inceleyerek Suriyelilerin ve Balkan göçmenlerinin Çamdibi'deki entegrasyon sürecini incelemektedir. Bu araştırma konusu için 15 Balkan göçmeni ile görüşmeler yapılmıştır. Saha çalışması, mültecilerle düzenli bağlantıların ve aynı mahalleyi paylaşmanın Suriyelilere karşı empatiyi artırdığını ve mültecilerin tanınmasının desteklediğini göstermiştir. Bununla beraber, mültecilerle herhangi bir şekilde bağlantı kuramamış katılımcılar mülteciler hakkında olumsuz yorumlarda bulunmaya yatkın olup mülteciler aleyhindeki söylemlere ve önyargılara inanma eğilimindedirler. Ayrıca ekonomik fırsatların kaybedilmesi korkusu, kültürel ve ulusal birliğin kaybedilmesi korkusu, kültürel farklılıklar ve mülteci krizine uygulanan ulusal ve uluslararası politikalar hakkında bilgi eksikliği, Suriyeli mültecilerin tanınmasını ve Çamdibi'deki entegrasyon sürecini engelleyen temel noktalardır. Sonuç olarak, bu araştırma Çamdibi'deki Suriyelilerin entegrasyon ve tanınma derecelerini göstermektedir.
