Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 10
  • Master Thesis
    Somatizasyonu Anlamak: Temel İnançlar, Otomatik Düşünceler, Aleksitimi, Bedensel Farkındalık ve Bilinçli Farkındalığın Rolü
    (2025) Olsen, Pınar; Ögütçü, Yasemin Meral
    Bu araştırmada, somatizasyonun bilişsel-davranışçı kuram çerçevesinde açıklanabilirliğini incelemek amacıyla temel inançlar, otomatik düşünceler, aleksitimi, interoseptif farkındalık ve anda farkındalığın yordayıcı rolleri ele alınmıştır. Çalışmaya 436 yetişkin birey (271 kadın, 165 erkek) katılmıştır. Veriler, çevrim içi anket yöntemiyle toplanmış ve katılımcılara demografik bilgi formu ile birlikte ilgili psikolojik ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada Somatizasyon Ölçeği, Temel İnançlar Ölçeği, Otomatik Düşünceler Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Çok Boyutlu Bedensel Farkındalık Değerlendirmesi Ölçeği-II ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, tüm değişkenlerin somatizasyonu anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymuştur. Hiyerarşik regresyon analizinde en yüksek katkının otomatik düşüncelerden geldiği belirlenmiştir. Bunu interoseptif farkındalık ve bilinçli farkındalık izlemiştir. Ek olarak, kadınlar erkeklere göre daha yüksek somatizasyon ve otomatik düşünce puanları alırken, erkeklerin anda farkındalık puanları daha yüksektir. Psikiyatrik tanı, kronik fiziksel hastalık ve düzenli ilaç kullanımı bildiren bireylerde somatizasyon düzeyleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bulgular, somatizasyonun bilişsel-davranışçı kuramla açıklanabileceğini desteklemekte, erken dönem inanç yapılarının ve duygusal işleme güçlüklerinin semptom deneyiminde belirleyici olduğunu göstermektedir.
  • Master Thesis
    Algılanan Ebeveyn Kabul-Reddi ile Ruh Sağlığı Arasındaki İlişkide Kişilerarası Duygu Düzenlemenin ve Duygu Dışavurumunun Aracı Rolü
    (2025) Kaçmaz, Gülçin; Ögütcü, Yasemin Meral
    Çocukluk döneminde yaşanan ebeveyn reddi deneyimleri, bireyin ruh sağlığı üzerinde uzun süreli ve derin etkiler bırakabilmektedir. Erken dönem ilişkisel olumsuzlukların ruh sağlığı üzerindeki etkisi literatürde kapsamlı biçimde ele alınmış olsa da, bu ilişkiyi açıklayabilecek duygusal mekanizmalar yeterince araştırılmamıştır. Bu çalışmada, Kişilerarası Kabul-Ret Kuramı'ndan (IPARTheory) yola çıkılarak, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirti düzeyi arasındaki ilişkide duygu dışavurum ve kişilerarası duygu düzenleme (IER) süreçlerinin olası aracılık rolleri incelenmiştir. Araştırmaya 18-75 yaş aralığında, Türkiye genelinden 384 kişi katılmıştır. Katılımcılar, çevrimiçi anket aracılığıyla Algılanan Ebeveyn Kabul-Ret Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Berkeley Dışavurumculuk Ölçeği ve Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği'ni doldurmuştur. Bulgular, algılanan ebeveyn reddi ile psikolojik belirtiler arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Ayrıca, pozitif duygu dışavurumun her iki ebeveyn modelinde de kısmi aracılık rolü olduğu görülmüştür. Kişilerarası duygu düzenleme açısından ise yalnızca perspektif kazanımı alt boyutu, anne ve baba reddi modelinde anlamlı bir dolaylı etki göstermiştir. Sonuçlar, erken ebeveynlik deneyimlerinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerini anlamada duygu dışavurum ve kişilerarası duygu düzenleme süreçlerinin önemine işaret etmektedir. Bu bulguların özellikle duygusal ifade güçlüğü yaşayan bireylerle çalışan ruh sağlığı çalışanları için yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.
  • Master Thesis
    Dijital Çağda Anne (lik): Instagram Kullanıcısı Anneler Arasındaki Sosyal Destek, Mükemmeliyetçilik ve Ebeveynlik Tutumlarının Etkileşiminin İncelenmesi
    (2025) Yubaş, Elif; Köksal, Mustafa Falih
    Dijital çağda, annelik artık yalnızca kuşaklararası aktarımla öğrenilmemekte; bakım verme normlarının, sosyal desteğin ve annelik ideallerinin kolektif biçimde yeniden üretildiği Instagram gibi dijital topluluklar aracılığıyla yeniden inşa edilmektedir. Bu çalışma, algılanan sosyal destek ile ebeveynliğe yönelik tutumlar arasındaki ilişkide toplumsal beklenti mükemmeliyetçiliği ve Instamom'lara yönelik tutumların aracı rollerini; ayrıca bu ardışık aracılık sürecinin sanal sosyal destek tarafından düzenlenip düzenlenmediğini incelemeyi amaçlamıştır. Katılımcılar, yaşları 18-45 arasında değişen, 0-12 yaş aralığında en az bir çocuğu olan ve aktif Instagram hesabına sahip 280 Türk anneden oluşmaktadır. Katılımcılar Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Instamomlara Yönelik Tutum Ölçeği, Sanal Sosyal Destek Ölçeği ve Ebeveynliğe Yönelik Tutum Ölçeği – Anne Formu'nu içeren çevrim içi anketleri doldurmuştur. Betimleyici analizler, korelasyon analizleri ve bağımsız örneklem t-testlerinin ardından PROCESS macro (Model 83) kullanılarak düzenleyici ardışık aracılık analizi uygulanmıştır. Bulgular, düşük algılanan sosyal desteğin daha yüksek toplumsal beklenti mükemmeliyetçiliğini yordadığını; bunun da Instamom'lara yönelik olumlu tutumları artırarak ebeveynlik öz-yeterliğine ilişkin tutumları olumsuz etkilediğini göstermiştir. Sanal sosyal destek, düşük algılanan sosyal desteğin mükemmeliyetçilik üzerindeki etkisini zayıflatarak bu ilişkide tamponlayıcı bir rol üstlenmiştir. Bulgular, anneliğe dair dijital toplulukların bir yandan duygusal bağ ve destek sunarken, diğer yandan idealize edilmiş annelik normlarını yeniden üreterek annelerin ebeveynlik öz-yeterlik algısını zayıflatabilecek ikili bir işlev taşıdığını ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar, yeni nesil annelik deneyimini bağlamsal olarak anlamaya katkı sağlamakta; sosyal destek sistemlerinin, mükemmeliyetçilik baskıları ve medya temelli modellerle etkileşim içinde annelerin ebeveynlik tutumlarını nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Klinik uygulamalar ve gelecekteki araştırmalar için yönlendirmeler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Olumsuz Çocukluk Deneyimlerinin Yetişkinlikteki Psikolojik Belirtiler ile İlişkisinde Pozitif Duygu Düzenlemenin Rolü
    (2025) Yaldız, Yağmur Erişen; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Olumsuz çocukluk deneyimleri, yetişkinlikte anksiyete ve depresyon gibi psikolojik semptomların gelişiminde bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Bu deneyimler, bireylerin olumlu duyguları algılama ve düzenleme biçimlerini şekillendirerek pozitif duygu düzenleme süreçlerini etkileyebilir ve bu yolla psikolojik semptomların gelişimine katkıda bulunabilir. Bu çalışma, olumsuz çocukluk deneyimleri ile psikolojik semptomlar arasındaki ilişkide, pozitif duygu düzenleme stratejilerinden biri olan ve anın tadını çıkarma, anımsama ve beklenti olmak üzere üç alt-boyuttan oluşan tadını çıkarma (savoring) stratejisinin aracı rolünü incelemektedir. Araştırmaya Türkiye'den 353 yetişkin (Ortyaş = 32.91, SS = 13.41) çevrimiçi öz-bildirim anketlerini doldurarak katılmıştır. Ölçüm araçları olarak Olumlu Olayların Tadını Çıkarma İnançları Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Veriler, PROCESS Model 4 ile yürütülen iki ayrı aracılık analiziyle değerlendirilmiştir. İlk modelde, olumsuz çocukluk deneyimlerinin tüm tadını çıkarma alt boyutlarıyla negatif ilişkili olduğu; ancak yalnızca anın tadını çıkarma boyutunun anksiyete semptomlarıyla ilişkide anlamlı bir aracı olduğu bulunmuştur. İkinci vii modelde ise anın tadını çıkarma ve anımsama boyutlarının depresif belirtilerle ilişkide aracılık ettiği, beklenti boyutunun ise anlamlı bir aracı rol oynamadığı görülmüştür. Bulgular, pozitif duyguların düzenlenmesinde işlevsel bir strateji olan tadını çıkarma stratejisinin, olumsuz çocukluk yaşantılarının anksiyete ve depresif belirtiler ile ilişkisinde kısmi bir aracı olduğunu göstermektedir. Sonuçlar, olumlu duygu düzenleme stratejilerinin çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerin psikolojik etkilerini anlamada önemli olduğunu vurgulamaktadır. Çalışmanın önemi ve sınırlılıkları tartışılmış, gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
  • Master Thesis
    Sosyal Kaygı ve Öz Eleştiri Arasındaki İlişkide Mizah Stillerinin Aracı Rolü
    (2025) Öztürk, Bulut; Kaykusuz, Ezgi Tuna
    Sosyal kaygı bireylere ciddi rahatsızlık vermesinin yanı sıra çoğunlukla beraberinde öz eleştiri gibi başka sorunları da getirmektedir. Mizah çok-boyutlu bir kavramdır ve katılımcı, kendini geliştirici, saldırgan ve kendini yıkıcı olmak üzere farlı mizah tarzları vardır. Yapılan araştırmalar sosyal kaygı düzeyinin bireylerin kullandıkları mizah türleri üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bu araştırmanın ilk amacı, sosyal kaygı seviyesinin belirli mizah tarzlarını tercihteki rolünü incelemektedir. Bununla birlikte bu çalışmada mizah tarzlarının sosyal kaygı ve öz eleştiri arasındaki ilişkideki aracı rolü incelenmiştir. Çalışmanın örneklemi 18-65 yaş arası Türk yetişkinlerden oluşmaktadır (N=362, %77.9 kadın). Katılımcılardan çevrimiçi olarak Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Mizah Tarzları Ölçeği, Öz Eleştiri Ölçeği'nin Türkçe versiyonlarını doldurmaları istenmiştir. Analizlerde ilk olarak değişkenlerin betimsel analizi ve korelasyon analizleri uygulanmıştır. Ardından sosyal kaygı seviyesi düşük ve yüksek katılımcıların kullandıkları mizah tarzları açısından farklılıklarını incelemek için çok değişkenli varyans analizi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra mizah tarzlarının sosyal kaygı ve öz eleştirinin karşılaştırmaya dayalı ve içsel alt boyutları arasındaki ilişkide aracı rolü paralel aracılık analiziyle ölçülmüştür. Bulgular, kendini yıkıcı mizah tarzının sosyal kaygı seviyesine bağlı değişiklik gösterdiğini göstermektedir. Ayrıca katılımcı, kendini geliştirici ve kendini yıkıcı mizah tarzlarının sosyal kaygı ve karşılaştırmaya dayalı öz eleştiri arasında kısmi aracılık rolü üstlendiği bulunmuştur. Sosyal kaygı ve içsel öz eleştiri arasındaki ilişkide yalnızca kendini yıkıcı mizah tarzı kısmi aracılık yapmıştır. Çalışmanın bulguları, güçlü ve eksik yanları, gelecek araştırmalar ve klinik uygulamalar için yönlendirmeler tartışılmıştır.
  • Master Thesis
    Şefkat Korkusu ve Bitirilmemiş İşlerde Kendilik Nesnesi İhtiyaçlarının Rolü: Utanç ve Suçluluğun Aracılık Etkisi
    (2025) Koşar, Denizsu İrem; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışma, özellikle aynalanma, idealleştirme ve ikizlik işlevlerine yönelik kendilik nesnesi ihtiyaçlarının karşılanmamasının, yetişkinlikte bitirilmemiş duygusal deneyimler ve şefkatle ilgili güçlüklerle nasıl ilişkili olduğunu incelemektedir. Kohut'un Kendilik Psikolojisi kuramı temel alınarak, utanç ve suçluluk duygularının, üç farklı kendilik nesnesi ihtiyaç örüntüsü (yaklaşım yönelimli açlık, aynalanmadan kaçınma ve idealleştirme/ikizlikten kaçınma) ile dört duygusal sonuç (bitirilmemiş işler, başkasına şefkat verme korkusu, başkasından şefkat alma korkusu ve öz-şefkat korkusu) arasındaki ilişkideki aracılık rolleri araştırılmıştır. Topluluk örnekleminden 831 yetişkin, geçerliliği sağlanmış dört ölçümü tamamlamıştır: Kendilik Nesnesi İhtiyaçları Envanteri, Sürekli Utanç ve Suçluluk Ölçeği, Şefkat Korkusu Ölçekleri ve Bitirilmemiş İşler Ölçeği. PROCESS makrosu (Model 4) kullanılarak on iki paralel aracılık modeli yürütülmüştür. Bulgular, karşılanmamış ya da kaçınılan kendilik nesnesi ihtiyaçlarının dört duygusal sonuçla ilişkilerinde utanç ve suçluluğun anlamlı aracılar olduğunu göstermiştir. Özellikle öz-şefkat korkusu ve bitirilmemiş işler üzerinde, utanç duygusunun daha güçlü bir aracı olduğu görülmüştür. Aynalanmadan ve idealleştirme/ikizlikten kaçınma, şefkatten kaçınma ve duygusal geri çekilme ile ilişkili bulunmuştur. Bulgular, erken dönem ilişkisel kopuklukların duygulanım düzenleme ve kişilerarası kırılganlık üzerindeki uzun vadeli etkilerini vurgulamaktadır. Klinik olarak, karşılanmamış kendilik nesnesi ihtiyaçlarının ele alınması ve duygu-odaklı ve şefkat-temelli yaklaşımların entegrasyonu önem arz etmektedir. Bu çalışma, psikanalitik kuramla duygulanım bilimi arasında yapıcı ve açıklayıcı bir köprü sunmaktadır.
  • Master Thesis
    Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ve Ayrılık Uyumu Arasındaki İlişkide Bilişsel Duygu Düzenleme ve Öz-Şefkatin Aracı Rolü
    (2025) Helvacı, Beyza Nur; Ögütcü, Yasemin Meral
    Romantik ayrılıklar, bireylerin bilişsel açıdan zorlandığı, yoğun duygusal deneyimlerle karakterize edilen süreçlerdir. Erken dönem uyumsuz şemalar (EDUŞ) sıklıkla kişilerarası zorluklar bağlamında incelenmiş olsa da, bu şemaların ayrılık sonrası uyum süreci üzerindeki etkilerini inceleyen sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu çalışma, EDUŞ ile ayrılık uyumu arasındaki ilişkide öz-şefkat ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracılık rollerini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmaya, son iki yıl içinde bir ayrılık yaşamış olan ve yaşları 18 ile 35 arasında değişen toplam 318 katılımcı dahil edilmiştir. Veriler, çevrim içi olarak uygulanan dört öz-bildirim ölçeği aracılığıyla toplanmıştır: Young Şema Ölçeği – Kısa Form 3 (YSQSF3), Öz-Duyarlık Ölçeği (SCS), Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (CERQ) ve Fisher Boşanma/Ayrılığa Uyum Ölçeği – Kısa Formu (FDAS-SF). Elde edilen bulgular, özşefkatin ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, erken dönem uyumsuz şemalar ile ayrılık uyumu arasındaki ilişkide anlamlı biçimde aracılık ettiğini göstermiştir. Ayrıca, hem öz-şefkatin hem de bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin alt boyutları ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Öz-şefkat alt boyutları arasında bilinçli farkındalık, öz-yargılama ve ortak insanlık duygusu aracılık gösteren alt boyutlar olarak belirlenmiştir. Bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında ise felaketleştirme, ruminasyon ve başkalarını suçlama önemli aracılık etkileri göstermiştir. Bu çalışma, erken dönem uyumsuz şemalar, öz-şefkat ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ayrılık sonrası uyum üzerindeki etkilerine ışık tutarak, klinik psikoloji alanına hem kuramsal hem de uygulamaya yönelik anlamlı katkılar sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: erken dönem uyumsuz şemalar, ayrılık uyumu, öz-şefkat, bilişsel duygu düzenleme, ayrılık
  • Master Thesis
    Öğretmen Motivasyon Stilinde Algılanan Ebeveyn Tutumu ve Temel Psikolojik İhtiyaçların Tatmininin Engellenmesinin Rolü
    (2025) Muratoğlu, Nazlı Büşra; Köksal, Mustafa Falih
    Erken dönem ilişkisel deneyimlerin eğitimcilerin motivasyonel davranışlarını nasıl şekillendirdiğini anlamak, öğretim kalitesi ve sınıf dinamiklerine dair değerli içgörüler sunmaktadır. Öz Belirleme Kuramı (ÖBK) temelinde yürütülen bu çalışma, öğretmenlerin güdüleyici stillerinde algılanan ebeveyn tutumlarının ve temel psikolojik ihtiyaç doyumu/engellenmesinin rolünü incelemiştir. Özellikle, öğretmenlerin anne-babalarından algıladıkları duygusal sıcaklık, aşırı koruyuculuk ve reddedilmenin; özerklik, yeterlik ve ilişkisellik ihtiyaçlarının doyumu ve engellenmesi üzerindeki etkileri ile bu ihtiyaç deneyimlerinin özerklik destekleyici ve kontrolcü öğretim stillerine nasıl yansıdığı araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini, yaşları 22 ile 62 arasında değişen 265 Türk öğretmen oluşturmuştur. Katılımcılar, geçerliliği kanıtlanmış öz-bildirim ölçeklerini doldurmuşlardır. Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği'nin kısa formu (S-EMBU-C), Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu ve Engellenmesi Ölçeği (BPNSFS) ve öğretim stillerini ölçen iki senaryo temelli madde yer almaktadır. Korelasyon ve regresyon analizleri, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının ihtiyaç doyumunu ve özerklik destekleyici öğretimi pozitif yönde yordadığını; aşırı koruyuculuk, reddetmenin ise ihtiyaç engellenmesini pozitif yönde yordadığını göstermiştir. İlişkisellik ve yeterlik doyumu, özerklik destekleyici öğretim stilini anlamlı biçimde yordarken, ihtiyaç engellenmesi kontrolcü öğretim stilini anlamlı biçimde yordayamamıştır. Aracılık analizleri, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının özerklik destekleyici öğretim üzerindeki etkisinin, ihtiyaç doyumu aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Buna karşılık, kontrolcü öğretim stiline ilişkin analizlerde anlamlı bir aracılık etkisi bulunmamıştır. Ayrıca, öğretim stillerinin düşük, orta ve yüksek düzeylerini karşılaştıran ANOVA sonuçları, yüksek düzeyde özerklik desteği sergileyen öğretmenlerin daha yüksek ilişkisellik ve yeterlik doyumu ve daha düşük ihtiyaç engellenmesi bildirdiklerini göstermiştir. Bu bulgular, erken dönem bakım deneyimlerinin öğretmenlerin mesleki davranışları üzerindeki kalıcı etkisini vurgulamakta ve özerklik destekleyici sınıf ortamlarının gelişiminde temel ihtiyaç doyumunun önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: algılanan ebeveyn tutumu, temel psikolojik ihtiyaçlar, öğretmen motivasyonu, özerklik destekleyici öğretim, kontrolcü öğretim, Öz-Belirleme Kuramı
  • Master Thesis
    Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantıları ile Psikolojik Flört Şiddeti Arasındaki İlişkide Partner ve İlişki Odaklı Obsesif Kompulsif Belirtilerin Aracı Rolü
    (2025) Orpak, Seda; Köksal, Mustafa Falih
    Bu çalışmanın amacı, çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerle psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkide, ilişki odaklı ve partnere odaklı obsesif-kompulsif semptomların aracı rolünü incelemektir. Hem mağduriyet hem de uygulayıcı olma boyutları ayrı ayrı ele alınmıştır. Temel varsayım, erken dönem travmatik deneyimlerin romantik bağlamda obsesif-kompulsif semptomları artırabileceği ve bunun da bireyleri psikolojik açıdan saldırgan ilişki örüntülerine daha yatkın hale getirebileceğidir. Araştırma örneklemini, yaşları 18 ile 30 arasında değişen 306 birey oluşturmaktadır. Veriler; Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, İlişki Odaklı Obsesif-Kompulsif Belirti Envanteri, Partnere Yönelik Obsesif-Kompulsif Belirti Envanteri ve Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği – Kısa Formu kullanılarak toplanmıştır. Yapılan aracılık analizleri, her iki obsesif-kompulsif belirti türünün de çocukluk travmaları ile psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde aracıladığını ortaya koymuştur. Bulgular, erken dönem ilişkisel travmaların yakın ilişkilerde obsesif düşünce ve davranış örüntülerine zemin hazırlayabileceğini; bunun da romantik ilişkilerde psikolojik saldırganlık riskini artırabileceğini göstermektedir. Genel olarak, sonuçlar psikolojik flört şiddetinin gelişimsel ve bilişsel arka planına dair önemli bir bakış sunmakta; özellikle erken travmayla ilişkili obsesif-kompulsif belirtilerin kişilerarası işlevsellik üzerindeki rolünü vurgulayarak, önleme ve terapi uygulamaları açısından anlamlı katkılar sağlamaktadır.
  • Master Thesis
    Nesne İlişkileri ve Evcil Hayvan Bağlanmasının Kaygı Üzerine Etkisi
    (2025) Sadık, Selin Maya; Ögütcü, Yasemin Meral
    Bu çalışma, nesne ilişkileri ile kaygı semptomları arasındaki ilişkide evcil hayvan bağlanmasının kaygılı ve kaçıngan boyutları üzerinden aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Nesne ilişkileri ve bağlanma kuramlarına dayanan bu araştırma, erken dönem ilişkisel zorluklar yaşamış bireylerde evcil hayvanlarla kurulan duygusal bağların geçiş nesnesi ya da duygusal düzenleyici işlev görüp görmediğini araştırmıştır. Katılımcılar, 1865 yaş aralığında, en az üç aydır kedi veya köpek ile aynı evde yaşayan 290 Türk yetişkinden oluşmaktadır (%83,8 kadın). Veriler, Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeklik Testi Envanteri (BORRTI), Evcil Hayvan Bağlanma Ölçeği (PAS) ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21) kullanılarak toplanmıştır. Korelasyon analizleri, bozulmuş nesne ilişkilerinin hem kaygı semptomları hem de kaygılı evcil hayvan bağlanması ile pozitif yönde ilişkili olduğunu; kaçıngan bağlanmanın ise anlamlı bir ilişki göstermediğini ortaya koymuştur. Mediyasyon analizleri, bu bağlanma stillerinin nesne ilişkileri ile kaygı arasındaki ilişkiyi anlamlı şekilde açıklamadığını göstermiştir. Bulgular, bozulmuş nesne ilişkilerine sahip bireylerin evcil hayvanlara kaygılı biçimde bağlanabileceğini, ancak bu bağların kaygıyı azaltıcı bir işlev taşımayabileceğini göstermektedir. İnsan–hayvan bağları oldukça bireyseldir ve kişinin içsel nesne dünyası ile gelişimsel geçmişine bağlı olarak farklı işlevler üstlenebilir. Sonuçlar, terapötik süreçte bu bağların taşıdığı simgesel ve telafi edici anlamların dikkatle ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.