Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/8832

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 103
  • Master Thesis
    Türk ceza hukukunda reşit olmayanla cinsel ilişki suçu
    (2026) Vicir, Ahmet Faruk; Özbek, Veli
    Criminal law systems worldwide exhibit significant similarities regarding the fundamental acts they criminalize. Most jurisdictions recognize and penalize acts such as intentional homicide, theft, and sexual assault as common categories of crime. However, some legal systems, as a result of their unique historical and socio-cultural dynamics, incorporate specific regulations rarely encountered in other countries.The offense of 'Sexual Intercourse with a Minor,' regulated under Article 104 of the Turkish Penal Code (TPC), stands as one of the most prominent examples of such unique provisions. Although the Turkish legal order has internalized modern Western criminal law systems for over a century, Article 104 maintains a type of offense whose roots trace back to the Ottoman criminal law reforms of the mid-19th century. This offense, which seeks to find its place amidst the remnants of the past within modern criminal justice, has been subject to intense doctrinal criticism. Consequently, these debates have led the provision to be challenged before the Constitutional Court on various occasions.'Within the scope of this study, the developmental stages of regulations similar to the offense in TPC Article 104 throughout Turkish legal history, its transformation during the period of Law No. 5237, the material and mental elements of the crime, and doctrinal criticisms are examined. Furthermore, the relationship between this offense and other sexual crimes, mistake of fact (error), procedural characteristics during the investigation and prosecution phases, specific circumstances within the execution regime, and similar regulations in comparative legal systems are analyzed from a holistic perspective in light of high court decisions.
  • Master Thesis
    Roma hukukunda evlilik ve evliliğin sona ermesi
    (2026) Şahin, Atakan; Havutcu, Ayşe
    Roma Hukuk'unda evlilik ilahi ve beşeri hukukta kadın ve erkeğin birleşmesini ifade eden bir kurumdur. Evlilik Roma toplumunda o kadar değerlidir ki taraf iradelerinin, consensus'larının uyuşması ile evliliğin kurulduğu ,yine consensun'un sona erdiği anda evliliğin sona erdiği kabul edilmekteydi. Roma Hukuku'nun bazı dönemlerinde kadın üzerinde hakimiyeti ifade eden manusla evlilikler yapılmış olsa da, manussuz evlilikler daima daha sıklıkla yapılmıştır. Roma hukukunda evlilik, monagami esasına tabidir.Zira Ius Civile'nin tanıdığı evlilik tek eşli evliliktir. Evliliğin kurucu unsurlarında biri de , tarafların patria potestas'a tabii olmaları durumunda, aile babasının evliliğe rıza göstermesidir. Patria potestas, yai baba hakimiyeti öyle bir kavramdır ki Roma ailesinine hastır ve Roma ailesenin yapı taşıdır. Zira Roma hukukunun ilk dönemlerinde patria potestası elinde tutan pater familias, ev halkının yaşamları ve ölümleri hakkında dahi tasarruf sahibidir. Roma hukukunda evlilik, ölüm, boşanma ve taraflardan birinin capitis dimimutio'ya uğraması ile son bulurdu ve bunlara ilişkin olarak dos adı verilen, kadının evlenmeden önce getirdiği malvarlığına ilişkin hukuk kuralları, bugün modern aile hukukçularını ve hukuku etkileşmiştir. Bu çalışmada Roma ailesinin yapı taşı olan ve tarafların alieni iuris olması durumunda geçerli bir evliliğin yapılabilmesi için rızasına ihtiyaç duyulan patria potestas kurumundan, Roma evliliğinden, bu evliliğin sona erme biçimleri ile dos konusu ele alınacaktır.
  • Master Thesis
    İş sözleşmesinin işçi tarafından haklı sebeple feshi: Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri
    (2026) Kilimtepe, Heysem; Şişli, Zeynep
    İş hukuku, işçi ile işveren arasındaki güç eşitsizliğini dengelemeye çalışan, sosyal devlet ilkesinin çalışma hayatındaki en belirgin yansımalarından biri olan hukuk dalıdır. İşçinin ekonomik ve sosyal bakımdan işverene bağımlı konumu, iş sözleşmesinin kurulması, yürütülmesi ve sona erdirilmesi süreçlerinde işçinin korunmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin hükümler, borçlar hukukunun genel ilkelerinden ayrılarak işçi lehine özel ve emredici düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu çalışma, iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle derhal feshi kurumunu, özellikle 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinin II. bendinde düzenlenen 'ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller ve benzerleri' kapsamında incelemeyi amaçlamaktadır. Söz konusu bent, işverenin iş ilişkisini işçi açısından objektif olarak çekilmez hâle getiren davranışlarını örnekleme yoluyla düzenlemiş, 've benzerleri' ibaresiyle hükmün uygulama alanının genişletilmesine imkân tanımıştır. Çalışmada, işverenin işçinin kişilik haklarına yönelik ihlalleri, psikolojik taciz (mobbing), cinsel taciz, ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi, çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılması gibi fiillerin haklı fesih sebebi oluşturduğu doktrin ve Yargıtay içtihatları ışığında değerlendirilmiştir. Çalışmada ayrıca, işverenin zorlayıcı ve hukuka aykırı uygulamaları sonucunda iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesheden işçinin, fesih iradesinin maddi anlamda işverenden kaynaklandığının kabul edilmesi hâlinde ihbar tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı hususu, dürüstlük kuralı, ücret ve istihdam güvencesi ilkeleri, iş hukukunun işçiyi koruyucu temel fonksiyonu çerçevesinde değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Avukatlık sözleşmesinden doğan ücret alacağı davası
    (2026) Kabaağaçlı, Berk; Gül, Mehmet Akif
    Avukatlık sözleşmesi, avukatın hukuki yardımda bulunmayı üstlendiği ve bunun karşılığında ücrete hak kazandığı bir sözleşmedir. Avukatın, iş sahibi ile arasındaki avukatlık sözleşmesine dayanarak talep edebileceği bu ücret, sözleşmeden doğan avukatlık ücreti olarak adlandırılmaktadır. Avukatlık sözleşmesinden doğan ücret alacağı ve bu alacağın dava konusu yapılması, bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezin birinci bölümünde inceleme konusu tanıtılmış ve çalışmanın kapsamı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, avukatlık sözleşmesinin tanımı ve unsurları açıklanmış; bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk kurallarının belirlenebilmesi amacıyla avukatlık sözleşmesinin hukuki niteliği incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise avukatlık ücretinin belirlenmesi, muaccel olması ve hesaplanması konuları ele alınmıştır. Bu çerçevede, avukatlık ücretinin belirlenmesinde sözleşme serbestisi ve bu serbestinin sınırları açıklanmış; henüz muaccel olmayan bir alacağın dava konusu edilememesi nedeniyle, avukatlık ücretinin hangi anda muaccel hale geldiği ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. Öğreti ve yargı kararlarında tartışmalı olan avukatlık ücretinin hesaplanması meselesi, iki başlık altında incelenmiştir. İlk olarak, ücretin taraflarca kararlaştırıldığı hâllerde izlenecek hesaplama yöntemi açıklanmış; ardından, ücretin kararlaştırılmadığı, belirsiz veya geçersiz olduğu durumlarda hâkim tarafından yapılacak takdirin esasları, yargı içtihatları ışığında ele alınmıştır. Son olarak dördüncü bölümde, avukatlık sözleşmesinden doğan ücret alacağı, görevli ve yetkili mahkeme, dava türü, ispat ve hükmün kapsamı bakımından usul hukuku yönüyle incelenmiş; çalışmada teorik değerlendirmelerin yanı sıra yargı içtihatlarına da geniş ölçüde yer verilmiştir.
  • Master Thesis
    Yabancı Kelimelerin Marka Olarak Tescili
    (2026) Kocakaya, Turan; Uzunallı, Sevilay
    Bu tez, küreselleşme ve dijitalleşme ile hayatımıza her alanda nüfuz eden yabancı kelimelerin, Türk hukukunda marka olarak tescil edilebilirliğini incelemektedir. Çalışmada, AB ve Türkiye uygulamaları incelenmiş ve AB'deki tutarlı ve objektif değerlendirmelerin aksine, TÜRKPATENT ve Yargıtay kararlarında ilgili ortalama tüketici algısının tespitinde istikrarlı ve objektif ölçütlerin gözetilmediği tespit edilmiştir. Tespit edilen bu durum, hukuki güvenliği ve öngörülebilirliği zedelemektedir. Bu çalışmada, özellikle İngilizce yönünden yerleşik olduğu tespit edilen bilinirlik ön kabulü yerine, yabancı kelimelerin anlamının kural olarak bilinmediği yönünde bir adi karinenin esas alınması gerektiği savunulmaktadır. Söz konusu karinenin çürütülmesi için, denetime elverişli ve somut verilere dayalı bazı objektif ölçütler önerilmektedir. Önerilen ölçütler, dilbilimsel analiz, ampirik veriler ve marka sicil verisi gibi araçları içermektedir. Bu objektif ölçütler, mutlak ret sebeplerinden SMK m.5 a, b, c ve f bentleri ile SMK m.6 uyarınca nispi ret sebeplerinden karıştırılma ihtimali değerlendirmeleri için çözüme kavuşturulması gereken zorunlu bir ön sorun olarak konumlandırılmıştır. Yabancı kelimenin anlamının bilinip bilinmemesi, markanın ayırt edicilik düzeyini ve karıştırılma ihtimali analizinde görsel, işitsel veya kavramsal benzerliklerden hangisinin ön plana çıkacağını doğrudan etkilemektedir. Latin alfabesi dışındaki alfabelerden oluşan kelimelerin ise kural olarak şekil muamelesi gördüğü tespit edilmiştir. Tez ile önerilen objektif metodolojinin benimsenmesinin, hukuki güvenlik ve dürüst rekabet ilkelerinin tesisi için zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Master Thesis
    Polisin Zor ve Silah Kullanma Yetkisinde Sınırın Aşılması
    (2025) Esen, Rana Elvin; Özbek, Veli Özer
    Toplumdaki refah ve kamu düzeninin bozulmaması güvenlik ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple hukuk düzeni tarafından yasalar ile amaç ve sınırları belirlenmiş kolluk kavramı yaratılmıştır. Polisin yetkileri yasal düzenlemelerden gelmektedir. Polise verilen her türlü yetki kaynağını yasalardan almaktadır. Yasa koyucu polise verilen yetkileri düzenlediği gibi buna ilişkin sınırlarda hukuki denetimin nasıl yapılacağını da açıkça düzenlemiştir. Polise verilen zor ve silah kullanma yetkisinin şartlarının birinin bile yerine getirilmemesi durumunda hukuka aykırılık söz konusu olur. Çalışmamızda zor ve silah kullanma yetkisi ve bu yetkide sınırın aşılmasının hukuki boyutu, ilgili yasalar kapsamında detaylı şekilde incelenmiş; polisin kendisine verilen zor ve silah kullanma yetkisinde sınırı aşması durumunda cezai sorumluluğun yanı sıra idari ve hukuki sorumluluğunun da bulunduğu hususlarının üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Polisin zor ve silah kullanma yetkisi, Sınırın aşılması, Toplumsal olay, Aşırı güç kullanımı, Direnmek.
  • Master Thesis
    Türk Hukukunda Evlat Edinme
    (2025) Uğural, Burcu; Özcan, Cem
    Evlat edinme kurumu bakıma muhtaç, kimsesi olmayan çocukların himaye altına alınmasını, çocuk sahibi olmayan ailelerin veya kişilerin çocuk sevgisine olan ihtiyaçlarının giderilmesi amacını taşıyan son derece faydalı bir kurumdur. Evlat edinme kurumu evlat edinilmek için uygun olan çocukla evlat edinmesi uygun görülen kişi veya kişiler arasında hukuken bağ kurulmasıdır. Evlat edinme ile hem hiç evlat sahibi olamamış hem de istediği sayıda evlat sahibi olamayan aileler evlat sahibi olmakta, evlat edinilen kişi de sıcak bir aileye kavuşmuş olmaktadır. Evlat edinme kurumu bizim hukukumuzda yer almakla birlikte çeşitli hukuk sistemlerinde de yer almaktadır. Evlat edinme kurumunun birçok faydası olmakla birlikte içinde çeşitli problemleri de barındırmaktadır. Evlat edinme gerek ahlaken gerekse sosyal ve psikolojik açıdan da birçok yönü bulunmaktadır. Sevgiye ve şefkate muhtaç çocuklar evlat edinilmeleri ile gelecek için faydalı bireyler olma şansına sahip olmaktadırlar. Çalışmamızın konusunu Türk hukukunda evlat edinme oluşturmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 305 ile 320. maddeleri arasında düzenlenme alanı bulmuştur. Çalışmamızın ikinci bölümünü evlat edinme kavramı, hukuki niteliği açıklanacak olup çalışmamızın üçüncü bölümünde evlat edinmenin esasına ilişkin şartları, ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi konuları açıklanmaya çalışılacaktır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde, evlat edinmenin hukuki sonuçları, geçersiz sayılabileceği durumlar ve evlat edinme ilişkisinin sona ermesine neden olabilecek hususlar ele alınacaktır.
  • Master Thesis
    Göçmen Kaçakçılığı Suçu
    (2025) Şinik, Ahmet Baybars; Aşçı, Arzu
    Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitmesi göç olarak tanımlanmaktadır. Göç ve seyahat etmeyi birbirinden ayıran temel unsur gidilecek yerde yaşamı sürdürmektir. Tarih boyunca insanlar çeşitli nedenlerle göç etmişlerdir. Bunların başında ekonomik nedenler, savaş ve salgın hastalıklar gelir. Göç hareketlerinin insanların zor şartlar altında yaşadıkları ülkelerden daha iyi yaşam koşulları olan ülkelere doğru olduğu görülmektedir. Son yıllarda dünya genelinde göç hareketlerinde ciddi artış yaşanmış, bu da gelişmiş ülkelere daha katı göç politikaları uygulamaya yöneltmiştir. Artan yasal prosedürleri karşılayamayan göçmenlerin, yasa dışı yollara yöneldikleri gözlemlenmektedir. Bu bağlamda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda göçmen kaçakçılığı suçu 79. maddede düzenlenmiştir. Özellikle 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşıyla artan göçmen kaçakçılığı suçu mevzuatımızda yeni düzenlemeler yapılmasına neden olmuştur. Bu suç, transit ülke olan ülkemizin yanı sıra kaynak ve hedef ülkelerin yasalarını da ihlal etmektedir. Bu nedenle göçmen kaçakçılığı ile ilgili milli hukukumuzdaki ve uluslararası hukuktaki gelişmeler paralellik göstermektedir. Bu çalışmamızda göçmen kaçakçılığı suçu kavramı, ulusal ve uluslararası kaynaklar çerçevesinde incelenmiş, 5237 sayılı ve 765 sayılı Ceza Kanunu düzenlemeleri karşılaştırılmıştır. Suçun seçimlik hareketleri ve nitelikli halleri incelenmiş; maddi menfaat temini özel kastının aranacağı ve teşebbüs aşamasında kalsa dahi suçun tamamlanmış sayılacağı belirtilmiştir. Bu konunun seçilmesinde, Marmaris ve çevresinde söz konusu suç türünün yaygın şekilde karşılaşılan bir problem olması ve pratikte elde edilen deneyimlerin akademik çalışmalarla bütünleştirilmek istenmesi etkili olmuştur.
  • Master Thesis
    Savunma Sanayi Faaliyetlerindeki Rekabet İstihbaratının TCK M. 239 Kapsamında Değerlendirilmesi
    (2025) Çeliker, Ayşegül; Özbek, Veli Özer
    Savunma sanayii, ulusal güvenlik politikalarının temel unsurlarından biri olarak stratejik önemi nedeniyle özel koruma mekanizmalarına tabidir. Bu sektörde yürütülen faaliyetler; ileri teknoloji, uzmanlık ve önemli Araştırma ve Geliştirme ('AR-GE') yatırımları gerektirmekte; bu durum rekabeti yalnızca ekonomik düzeyde değil, aynı zamanda politik düzeyde de yoğunlaştırmaktadır. 'Rekabet istihbaratı' kavramı çerçevesinde bilgi edinme süreçleri çoğunlukla meşru kabul edilse de; hukuki sınırların aşılması halinde cezai sorumluluk doğabilir. Endüstriyel casusluk, ticari sırların ifşası, kişisel verilerin hukuka aykırı kullanımı veya devlet güvenliğine ilişkin bilgilerin sızdırılması gibi fiiller doğrudan ceza hukuku hükümleriyle ilişkilidir. Bu çalışmada, savunma sanayinde rekabet istihbaratının kapsamı, yöntemleri ve amaçları incelenmiş; söz konusu faaliyetlerin ne zaman suç teşkil edebileceği Türk Ceza Kanunu ('TCK') ve yargısal içtihatlar ışığında analiz edilmiştir. TCK m. 239, ticari, bankacılık, müşteri, teknik ve sınai sırları korumayı hedeflemekte; ancak açık tanımların bulunmaması uygulamada belirsizlikler yaratmaktadır. Farklı ağırlıktaki fiiller için aynı cezanın öngörülmesi ve ağır ihlaller için yetersiz yaptırımlar, düzenlemenin etkinliğini sınırlamaktadır. Ayrıca TTK, Bankacılık Kanunu ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'ndaki örtüşmeyen hükümler yeknesaklığı zorlaştırmaktadır. Devlet destekleriyle hızla büyüyen savunma sanayinde rekabet istihbaratının kötüye kullanımı için özel düzenleme bulunmaması önemli bir boşluktur. Bu nedenle, yalnızca genel ceza hükümleri değil, aynı zamanda sektöre özgü caydırıcı bir çerçeveye ihtiyaç vardır. Böyle bir düzenleme, bilgi güvenliğini sağlamanın yanı sıra ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarları da koruyacaktır.
  • Master Thesis
    İşçinin Rekabet Etmeme Borcu
    (2025) Olgun, Niran Sena; Sur, Ayşe Melda
    İşçi ile işveren arasında kurulan iş ilişkisiyle birlikte, işçi bakımından sadakat borcunun bir yansıması olarak işverene karşı rekabet etmeme yükümlülüğü doğmaktadır. Bu yükümlülük, herhangi bir ek sözleşmeye ya da taraflar arasında ayrıca mutabakata varılmasına gerek olmaksızın doğrudan kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. Taraflar arasındaki iş ilişkisinin sona ermesiyle birlikte, dayanağını doğrudan sadakat borcundan alan ve kanuni nitelikte olan bu rekabet etmeme yükümlülüğü de kendiliğinden ortadan kalkar. Tarafların, iş ilişkisi sona erdikten sonra da rekabet yasağının sürmesini istemeleri halinde, bu hususun ya iş sözleşmesine açık bir hüküm olarak eklenmesi ya da ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi ile düzenlenmesi gerekmektedir. Rekabet yasağı sözleşmesi, iş ilişkisi sona erdikten sonra hüküm ve sonuç doğurmaya başlayan; işçinin, işverenin menfaatlerine zarar verebilecek nitelikte iş sırları ya da müşteri çevresi bilgilerine sahip olması durumunda, işverenle rekabet oluşturabilecek faaliyetlerde bulunmasının önlenmesini amaçlayan bir düzenlemedir. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, kanunda öngörülen yer, zaman ve konu bakımından sınırlamalara uygun olarak hazırlanmış olması şarttır. Çalışmamızda, işçinin rekabet etmeme borcu, iş sözleşmesinin devamı süresindeki sadakat borcundan kaynaklanan rekabet yasağı ile sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönemi kapsayan rekabet yasağı olmak üzere iki ayrı başlık altında ele alınmıştır.