TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
527 results
Filters
Settings
Search Results
Publication Yenileyici (Rejeneratif) Turizm: Kavramsal bir Derleme ve Dünyadan En İyi Örnekler(2025) Irıgüler, FerayYenileyici (rejeneratif) turizm, Türk turizm literatüründe yeni bir kavram olmakla birlikte küresel ölçekte giderek daha fazla tartışılmaktadır. Kitlesel turizmin olumsuz etkileri, yerel kültürlerin ticarileşmesi ve destinasyonların aşırı turizme maruz kalması nedeniyle ortaya çıkan bu yaklaşım, özellikle pandemi ve ekolojik krizler sonrası değişen turist tercihleri ve davranışları ile daha da önem kazanmıştır. Çalışmanın amacı, literatür taraması ve ikincil verilerle yenileyici turizmin tanımını yapmak, temel unsurlarını incelemek ve dünyadan en iyi uygulama örnekleri ile Türkiye için teorik ve pratik düzeyde yol gösterici olmaktır. Bu çerçevede, yenileyici turizmin temel prensip ve amaçları açıklanmakta; sürdürülebilir turizm ile farkları vurgulanmaktadır. Ayrıca, yenileyici turizmin uygulama alanları ve dünyadan örneklerle modelin nasıl hayata geçirildiği gösterilmektedir.Article Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viyana Antlaşması’nın (CISG) Taraf İradeleri ile Uygulama Dışı Bırakılması(2024) Özcan, CemGünümüzde satım sözleşmesi uluslararası ticaretin temel hukuki araçlarından biridir. Ulusal hukuklar, satım sözleşmesinin uluslararası alanda kullanımında ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara cevap ver- mede yetersiz kalmaktadırlar. Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viya- na Antlaşması (CISG), uluslararası satımlar bakımından ortak bir sis- temin oluşturulması için Birleşmiş Milletler’in himayesi altında hazırlanmıştır. Bu Antlaşmanın 6. maddesine göre satım sözleşmesi- nin tarafları, aralarındaki sözleşmeye Antlaşmanın uygulanmamasını kararlaştırabilecekleri gibi, 12. madde saklı kalmak şartıyla, hükümle- rine istisna getirebilir veya hükümlerinin doğurabileceği etkileri değiş- tirebilirler. Bu madde ile Viyana Antlaşması taraf iradelerine öncelik verdiğini göstermektedir. Çalışmada bu maddenin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili hukuki sorunları incelenecektir.Article Üçüncü Kişilere karşı Sorumlulukta Sigorta Hukukunun Rolü: Alman Hukukundaki Özel Sorumluluk Sigortası (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) ile Türk Hukukundaki Üçüncü Kişilere karşı Mali Mesuliyet Sigortası (“ÜŞKMMS”) üzerinden bir Sigorta Bilinci Okuması(2025) Topcan, UtkuForeseeing risks and developing means of protection is not merely a quest for safety, but a reflection of a societal consciousness that pulses with the rhythm of civilization. Insurance is one of the key institutions through which this awareness materializes at both individual and collective levels. In Germany, the widespread presence of private liability insurance (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) among citizens reflects not only an insurance product, but a collective attitude shaped by law, culture, and a sense of responsibility. In contrast, the near absence of interest in PHV’s Turkish counterpart, “third-party liability insurance” (“ÜŞKMMS”), on the part of citizens, market actors, and even the legal system points to underlying structural deficiencies. Inspired by a street interview published on a video-sharing platform, this study examines the legal foundations contributing to PHV’s widespread adoption in Germany, while also exploring why its equivalent remains marginal in Türkiye. Beyond comparison, this study calls for renewed attention to a silent corner of Turkish insurance law-an area that demands both legal and cultural reflection. At the intersection of legal regulation and individual responsibility, what is at stake is more than just a type of insurance; it is a broader expression of social and legal consciousness.Article Predictive Factors for Percutaneous Nephrolithotomy Complications in Elderly Patients(2025) Onur, Derşan; Çetin, TahaAmaç: Böbrek taşı nedeniyle perkütan nefrolitotomi yapılan 65 yaş üstündeki hastalarda komplikasyonu ve rezidü taşı öngören faktörleri araştırmak. Gereç ve Yöntemler: Kliniğimizde 11/2008 ile 08/2018 tarihleri arasında böbrek taşı nedeniyle perkütan nefrolitotomi (PNL) yapılan 1114 hastanın verileri retrospektif olarak tarandı. 65 yaş üstündeki 122 hastanın preoperatif tomografileri ve taş skorlama sistemlerinin değerlendirdiği çeşitli parametreler ile postoperatif komplikasyon ve taşsızlık durumları karşılaştırıldı. Bulgular: Cinsiyet, VKİ ve taş yoğunluğu her iki grupta istatistiksel olarak farklı değildi. Ancak rezidü taşı olan grupta böbrek anomalisi, GUY’s skoru, CROES skoru, Staghorn taş varlığı, kan transfüzyon oranı, komplikasyon oranı ve skopi süresi anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Postoperatif taşsızlık oranı ile skorlama sistemleri GUY’S ve CROES arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede ilişki saptanırken komplikasyon oranı değerlendirildiğinde sadece ağırlık ve skopi süreleri faktörlerinin istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: Perkütan nefrolitotomi yaşlı hastalarda da güvenle uygulanabilir. Ancak daha genç popülasyona göre komplikasyon oranlarının daha yüksek olması preoperatif değerlendirmede ve ameliyat sürecinde unutulmaması gereken önemli bir noktadır.Article Küçüğün Kişisel Verilerinin İşlenmesine Rızası(2025) Günay, Buketİçinde bulunduğumuz bilişim ve teknoloji çağında kişisel veriler, gündelik hayat içerisinde sıklıkla işlenmektedir. Bu durum, pek çok açıdan bireyin yaşamında kişisel verilerinin işlenmesi anlamını taşımakta ve sonuçlar doğurmaktadır. Söz konusu çocuklar ve onların kişisel verileri olduğunda özenli ve özellikli bir değerlendirme yapılmalıdır. Zira bilişim ve teknoloji çağına doğan çocukların korunmaları özel bir önem taşımaktadır. Kişisel verilerin işlenmesinin hukuka uygunluğundan bahsedebilmek için söz konusu işleme faaliyetinde bir hukuka uygunluk sebebi bulunmalıdır. Açık rıza, kişisel verilerin işlenmesinde sıklıkla kullanılan bir hukuka uygunluk sebebidir. Bu çalışmada küçüğün verilerinin işlenmesine rızanın kim tarafından, ne şekilde verileceği mevcut düzenlemeler ışığında Türk hukuku ve AB Hukuku bakımından karşılaştırmalı olarak incelenecektir.Article Kitlesel Şiddet, Travma ve Hafıza: Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde ‘Beka’nın İzini Sürmek(2024) Adısönmez, Umut Can; Al, Serhun21. yüzyıl Türkiyesi’nde hem amaç hem de araç olarak kullanılan, toplumsal, siyasal ve kültürel yaşamın her alanına etki eden ‘devlet bekası’ kavramı (ya da ‘beka söylemi’) Cumhuriyet tarihinde süreklilik gösteren en temel iktidar retoriklerinin başında gelmektedir. Bu çalışma, yakın dönem Türkiye siyasi ve toplumsal hayatını oldukça ilgilendiren devlet bekası kavramının sosyo-psikolojik arka planına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda devlet bekası kavramının fiziksel ve ontolojik yapı taşlarının Osmanlı İmparatorluğu’ndan miras kaldığı öne sürülmektedir. Bununla beraber Osmanlı’nın çöküş döneminde yaşanan kitlesel şiddet, tarihsel korku ve travmaların, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde devlet bekası anlayışının çok daha sert bir biçimde yeniden kurgulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir. Bu noktadan hareket eden çalışma iki temel saptamaya varmaktadır: Birincisi, Türkiye’de beka, yani ‘devletin hayatta kalma’ yaklaşımı, kendini yeniden üreten kolektif endişe, korku ve umutsuzluklar karşısında kronik bir ‘güvensizlik kompleksine’ dönüşmüştür. Bu bağlamda beka söylemi bir güvenlik arayışından ziyade hem fiziksel hem de psikolojik olarak güvensizliğin dışa vurumunu simgelemektedir. İkinci olarak da devlet bekası kavramı tarihsel süreç içinde devletin ‘hâkim siyasi yol haritası’ olmaya doğru evrilmiştir ve toplumsal anlamda rıza üretme araçlarının en temel söylemi haline gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında toplumun kolektif hafızası kahir ekseriyetiyle ‘demokratikleşme’ veya ‘özgürlükler’ olgularından ziyade ‘güvenlik’ ve ‘endişe’ olguları üzerinden devlet eliyle şekillendirilmiştir. Bu makale beka söylemini hem kavramsal hem de tarihsel olarak inceleyecek ve Osmanlı son dönemi, erken Cumhuriyet ve kısmen de günümüz Türkiyesi arasındaki sürekliliği ortaya koyacaktır. Bu bağlantıların ışığında makale, bekayı siyasi rejimlerin ana hatlarını belirleyen ve rejimler arası geçişte köprü niteliği taşıyan ‘organik bir kara kutu’ olarak tasvir edecektir. Öyle ki Türkiye siyasetindeki beka kodları, tarih boyunca çeşitli güç merkezleri tarafından araçsallaştırılarak adeta sömürülmüş ve zaman içinde ülkenin demokratik gelişimini engelleyen yapısal bir soruna dönüşmüştür. Söylem analizi ve tarihsel analiz yöntemlerini harmanlayan makale, beka söyleminin evrimini incelerken 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar geriye gidiyor ve bu savaşla birlikte başlayan şiddet sarmalının izini sürüyor.Article Karşılaştırmalı Hukuk Bağlamında Tüzel Kişilerin Cezai Sorumluluğu ve AB Hukukundaki Yaklaşım(2025) Senturk, CandideSanayi ve teknolojinin gelişimine paralel olarak tüzel kişilerin ceza hukukuna konu olabilecek eylemleri de artmaktadır. Tüzel kişiler, kendisini oluşturan bireylerden ayrı bir kişiliğe ve malvarlığına sahip olmaları itibariyle ceza hukukunda sorumluluklarının olup olmadığı konusu sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. TCK’da tüzel kişiler suç faili sayılmamakla beraber, özel hukuk tüzel kişilerine kimi suçlar dolayısıyla güvenlik tedbiri uygulanması mümkündür. Bu tedbirler karşımıza, İznin iptali ve müsadere olarak çıkmaktadır. TCK’daki düzenlemelere baktığımızda, tüzel kişilere adlî para cezası gibi bir cezanın verilmesi mümkün görünmemektedir. Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesinde 2009 yılında yapılan değişiklikle özel hukuk tüzel kişilerine idari para cezası verilmesi mümkün hale getirilmiştir. Tüzel kişi temsilcileri konumunda bulunanların ceza sorumluluğu ise uygulamada sorunlu konulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bir yandan hukuk süjesi olarak kabul edilmeyen tüzel kişiler diğer yanda tüzel kişilerin temsilcisi konumunda bulunan kişilerin cezai sorumluluğu bulunmaktayken, karşılaştırmalı hukuk sistemlerinde (ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Hollanda gibi) tüzel kişinin bir “gerçeklik” olduğu ve ceza sorumluluğunun bulunduğu ifade edilmektedir. Tüzel kişi yararına suç işlendiğinde, temsilcinin ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceği, tüzel kişi bir kurul tarafından temsil ediliyor ise sorumluluğun nasıl dağıtılacağı sorularına uygulamada her somut olay özelinde yanıt aranmaktadır. Bu durum konunun, ceza hukuku genel hükümler bakımından tartışmaya değer bir konu olarak ön plana çıkmasına sebebiyet vermektedir.Article Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun İzdişümü: Evcil Hayvan ve İnsan Hakları Kesişimi, Türkiye’nin Uluslararası Hukuk Sorumlulukları(2024) Katıman, EsraBu makale, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na getirilen değişikliklerin Kanunun eski ve yeni hali ile karşılaştırmalı analizini uluslararası hayvan ve insan hakları boyutuna taşımayı amaçlamıştır. Makalede mevcut Kanunun eski ve yeni halinin uluslararası hukuk bakımından değerlendirilmesi iki açıdan yapılacaktır. Birinci bölümde, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hükümlerinin evcil hayvan hakları söz konusu olduğunda devletlerin sorumluluk kuralları çerçevesinde hangi uluslararası yükümlülükler altında oldukları; ikinci bölümde ise muhtemel hayvan hakları ihlallerinin insan hakları hukukunu nasıl devreye sokabildiği konusu, hayvan hakları alanındaki gelişmeler ve yeni ekolojik düzenin verileri ışığında, incelenmiştir.Article Evaluation of a Swiss Federal Court Decision on the Place of the Signature in a Holographic Will(2024) Özcan, CemEl yazılı vasiyetname, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda resmi vasiyetname ve sözlü vasiyetname ile düzenlenmiş üç tür vasi- yetnameden biridir. Kanun’un 538. maddesinde el yazılı vasiyetname şekil şartları da belirtilmek suretiyle düzenlenmektedir. Buna göre el yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış ol- ması zorunludur. İsviçre Federal Mahkemesi’nin incelemeye konu kararında el yazılı vasiyetnamede imzanın vasiyetnamedeki yeri ve özellikle imzanın vasiyetnamenin içine konulduğu zarfın üzerine atıl- mış olması tartışma konusudur. Bu nedenle gerek doktrin gerek yar- gı kararlarında tartışılan bu konuya odaklanılmaktadır.Article Hayasızca Hareketler Suçu (TCK m.225)(2025) Özbek, Veli ÖzerThis paper addresses the criminal offense of immoral acts, as regulated under Article 225 of the Turkish Penal Code (TPC). The analysis focuses on the correlation between the title and the substantive content of the provision, as well as the concept of public morality, which constitutes the legally protected interest underlying the offense. Given the inherently subjective nature of public morality, the study further explores the extent to which it can be safeguarded through criminal law mechanisms. In addition, the paper examines interpretative and practical challenges arising from the definitions of sexual intercourse and exhibitionism, which form the material element of the offense, and seeks to clarify the meaning of publicity within this context. Other substantive and procedural issues related to the constituent elements of the offense are discussed in light of relevant jurisprudence from the Court of Cassation. Moreover, the study considers the relationship of this offense to other analogous criminal provisions, and analyzes the legal complexities concerning participation and attempt, again with reference to the case law of the Court of Cassation.
