TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
121 results
Search Results
Article Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viyana Antlaşması’nın (CISG) Taraf İradeleri ile Uygulama Dışı Bırakılması(2024) Özcan, CemGünümüzde satım sözleşmesi uluslararası ticaretin temel hukuki araçlarından biridir. Ulusal hukuklar, satım sözleşmesinin uluslararası alanda kullanımında ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara cevap ver- mede yetersiz kalmaktadırlar. Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viya- na Antlaşması (CISG), uluslararası satımlar bakımından ortak bir sis- temin oluşturulması için Birleşmiş Milletler’in himayesi altında hazırlanmıştır. Bu Antlaşmanın 6. maddesine göre satım sözleşmesi- nin tarafları, aralarındaki sözleşmeye Antlaşmanın uygulanmamasını kararlaştırabilecekleri gibi, 12. madde saklı kalmak şartıyla, hükümle- rine istisna getirebilir veya hükümlerinin doğurabileceği etkileri değiş- tirebilirler. Bu madde ile Viyana Antlaşması taraf iradelerine öncelik verdiğini göstermektedir. Çalışmada bu maddenin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili hukuki sorunları incelenecektir.Article Üçüncü Kişilere karşı Sorumlulukta Sigorta Hukukunun Rolü: Alman Hukukundaki Özel Sorumluluk Sigortası (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) ile Türk Hukukundaki Üçüncü Kişilere karşı Mali Mesuliyet Sigortası (“ÜŞKMMS”) üzerinden bir Sigorta Bilinci Okuması(2025) Topcan, UtkuForeseeing risks and developing means of protection is not merely a quest for safety, but a reflection of a societal consciousness that pulses with the rhythm of civilization. Insurance is one of the key institutions through which this awareness materializes at both individual and collective levels. In Germany, the widespread presence of private liability insurance (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) among citizens reflects not only an insurance product, but a collective attitude shaped by law, culture, and a sense of responsibility. In contrast, the near absence of interest in PHV’s Turkish counterpart, “third-party liability insurance” (“ÜŞKMMS”), on the part of citizens, market actors, and even the legal system points to underlying structural deficiencies. Inspired by a street interview published on a video-sharing platform, this study examines the legal foundations contributing to PHV’s widespread adoption in Germany, while also exploring why its equivalent remains marginal in Türkiye. Beyond comparison, this study calls for renewed attention to a silent corner of Turkish insurance law-an area that demands both legal and cultural reflection. At the intersection of legal regulation and individual responsibility, what is at stake is more than just a type of insurance; it is a broader expression of social and legal consciousness.Article Ortaklık Hukuku Kapsamında Avrupa Birliği ve Türk Vatandaşlarının Çalışma ve Oturma Hakları(2025) Akduman, EbruAvrupa Birliği (AB)’ne üye bir ülkede çalışmak isteyen üçüncü ülke vatandaşları ev sahibi ülkenin göç ve istihdam politikasının gereklerini yerine getirmek zorundadır. Diğer taraftan, çalışmamızda tartıştığımız üzere AB-Türkiye ortaklık hukuku Türk vatandaşlarının AB’de çalışması ve AB vatandaşlarının Türkiye’de çalışması hakkında karşılıklı hak ve imkanlar sunmaktadır. Ortaklık hukuku; Ankara Anlaşması, Katma Protokol ve Ortaklık Konseyi kararlarını içermektedir. Prensip olarak, ortaklık hukukunun lehe hükümleri milli hukuklara öncelikli olarak uygulanmaktadır. Ancak, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı sadece bir Üye Ülkede yasal olarak çalışmakta olan Türk vatandaşları ile ailelerine uygulanmaktadır. Diğer deyişle, Karar çalışma izinlerini değil çalışma izinlerinin uzatılması halini düzenlemektedir. Ortaklık hukuku, Türk vatandaşlarına serbestçe bir üye devlete yerleşme olanağı sunmamakla beraber Türk göçmen işçilere ve ailelerine birçok üçüncü dünya ülkesine kıyasla avantaj sağlamaktadır. Mevcut durumun korunması (standstill) ilkesi ise sadece işçilere değil serbest çalışanlara da koruma sağlamaktadır. Buna göre, ortaklık hukukunun yürürlüğe girmesinden sonra bir Üye Ülke, ilgili mevzuatını sadece Türk vatandaşlarının lehine olarak değiştirebilmektedir.Article Küçüğün Kişisel Verilerinin İşlenmesine Rızası(2025) Günay, Buketİçinde bulunduğumuz bilişim ve teknoloji çağında kişisel veriler, gündelik hayat içerisinde sıklıkla işlenmektedir. Bu durum, pek çok açıdan bireyin yaşamında kişisel verilerinin işlenmesi anlamını taşımakta ve sonuçlar doğurmaktadır. Söz konusu çocuklar ve onların kişisel verileri olduğunda özenli ve özellikli bir değerlendirme yapılmalıdır. Zira bilişim ve teknoloji çağına doğan çocukların korunmaları özel bir önem taşımaktadır. Kişisel verilerin işlenmesinin hukuka uygunluğundan bahsedebilmek için söz konusu işleme faaliyetinde bir hukuka uygunluk sebebi bulunmalıdır. Açık rıza, kişisel verilerin işlenmesinde sıklıkla kullanılan bir hukuka uygunluk sebebidir. Bu çalışmada küçüğün verilerinin işlenmesine rızanın kim tarafından, ne şekilde verileceği mevcut düzenlemeler ışığında Türk hukuku ve AB Hukuku bakımından karşılaştırmalı olarak incelenecektir.Article Karşılaştırmalı Hukuk Bağlamında Tüzel Kişilerin Cezai Sorumluluğu ve AB Hukukundaki Yaklaşım(2025) Senturk, CandideSanayi ve teknolojinin gelişimine paralel olarak tüzel kişilerin ceza hukukuna konu olabilecek eylemleri de artmaktadır. Tüzel kişiler, kendisini oluşturan bireylerden ayrı bir kişiliğe ve malvarlığına sahip olmaları itibariyle ceza hukukunda sorumluluklarının olup olmadığı konusu sıklıkla tartışma konusu yapılmaktadır. TCK’da tüzel kişiler suç faili sayılmamakla beraber, özel hukuk tüzel kişilerine kimi suçlar dolayısıyla güvenlik tedbiri uygulanması mümkündür. Bu tedbirler karşımıza, İznin iptali ve müsadere olarak çıkmaktadır. TCK’daki düzenlemelere baktığımızda, tüzel kişilere adlî para cezası gibi bir cezanın verilmesi mümkün görünmemektedir. Kabahatler Kanunu’nun 43/A maddesinde 2009 yılında yapılan değişiklikle özel hukuk tüzel kişilerine idari para cezası verilmesi mümkün hale getirilmiştir. Tüzel kişi temsilcileri konumunda bulunanların ceza sorumluluğu ise uygulamada sorunlu konulardan biri olarak kabul edilmektedir. Bir yandan hukuk süjesi olarak kabul edilmeyen tüzel kişiler diğer yanda tüzel kişilerin temsilcisi konumunda bulunan kişilerin cezai sorumluluğu bulunmaktayken, karşılaştırmalı hukuk sistemlerinde (ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, Hollanda gibi) tüzel kişinin bir “gerçeklik” olduğu ve ceza sorumluluğunun bulunduğu ifade edilmektedir. Tüzel kişi yararına suç işlendiğinde, temsilcinin ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceği, tüzel kişi bir kurul tarafından temsil ediliyor ise sorumluluğun nasıl dağıtılacağı sorularına uygulamada her somut olay özelinde yanıt aranmaktadır. Bu durum konunun, ceza hukuku genel hükümler bakımından tartışmaya değer bir konu olarak ön plana çıkmasına sebebiyet vermektedir.Article Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun İzdişümü: Evcil Hayvan ve İnsan Hakları Kesişimi, Türkiye’nin Uluslararası Hukuk Sorumlulukları(2024) Katıman, EsraBu makale, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na getirilen değişikliklerin Kanunun eski ve yeni hali ile karşılaştırmalı analizini uluslararası hayvan ve insan hakları boyutuna taşımayı amaçlamıştır. Makalede mevcut Kanunun eski ve yeni halinin uluslararası hukuk bakımından değerlendirilmesi iki açıdan yapılacaktır. Birinci bölümde, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hükümlerinin evcil hayvan hakları söz konusu olduğunda devletlerin sorumluluk kuralları çerçevesinde hangi uluslararası yükümlülükler altında oldukları; ikinci bölümde ise muhtemel hayvan hakları ihlallerinin insan hakları hukukunu nasıl devreye sokabildiği konusu, hayvan hakları alanındaki gelişmeler ve yeni ekolojik düzenin verileri ışığında, incelenmiştir.Article Evaluation of a Swiss Federal Court Decision on the Place of the Signature in a Holographic Will(2024) Özcan, CemEl yazılı vasiyetname, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda resmi vasiyetname ve sözlü vasiyetname ile düzenlenmiş üç tür vasi- yetnameden biridir. Kanun’un 538. maddesinde el yazılı vasiyetname şekil şartları da belirtilmek suretiyle düzenlenmektedir. Buna göre el yazılı vasiyetnamenin yapıldığı yıl, ay ve gün gösterilerek başından sonuna kadar mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış ve imzalanmış ol- ması zorunludur. İsviçre Federal Mahkemesi’nin incelemeye konu kararında el yazılı vasiyetnamede imzanın vasiyetnamedeki yeri ve özellikle imzanın vasiyetnamenin içine konulduğu zarfın üzerine atıl- mış olması tartışma konusudur. Bu nedenle gerek doktrin gerek yar- gı kararlarında tartışılan bu konuya odaklanılmaktadır.Article Hayasızca Hareketler Suçu (TCK m.225)(2025) Özbek, Veli ÖzerThis paper addresses the criminal offense of immoral acts, as regulated under Article 225 of the Turkish Penal Code (TPC). The analysis focuses on the correlation between the title and the substantive content of the provision, as well as the concept of public morality, which constitutes the legally protected interest underlying the offense. Given the inherently subjective nature of public morality, the study further explores the extent to which it can be safeguarded through criminal law mechanisms. In addition, the paper examines interpretative and practical challenges arising from the definitions of sexual intercourse and exhibitionism, which form the material element of the offense, and seeks to clarify the meaning of publicity within this context. Other substantive and procedural issues related to the constituent elements of the offense are discussed in light of relevant jurisprudence from the Court of Cassation. Moreover, the study considers the relationship of this offense to other analogous criminal provisions, and analyzes the legal complexities concerning participation and attempt, again with reference to the case law of the Court of Cassation.Article Borçlu Temerrüdü Hükümlerinin Üst Hakkının Arazi Malikine Süresinden Önce Devrinde Uygulanması(2025) Özcan, CemTürk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri uyarınca üst hakkı bir kişiye, başkasına ait bir arazinin altında veya üstünde inşaat yaparak ya da arazide hakkın kurulmasından önce mevcut olan bir inşaatı muhafaza ederek ona malik olma yetkisi veren bir sınırlı ayni haktır. Üst hakkının kurulması ile birlikte arazi maliki ile üst hakkı sahibi arasında uzun süreli bir hukuki ilişki meydana gelmektedir. Bu uzun süreli hukuki ilişki esnasında tarafların menfaatlerinin gözetilmesi için TMK’da özel hükümler sevkedilmiştir. Kanun’un 831. maddesi uyarınca üst hakkı sahibi, bu haktan doğan yetkilerinin sınırını ağır şekilde aşar veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranırsa; malik, üst hakkının ona bağlı bütün hak ve yükümlülükleri ile birlikte süresinden önce kendisine devrini isteyebilir. Arazi malikinin bu aykırılık ortaya çıktıktan sonra hangi süre içinde hakkını kullanabileceği konusunda ise bir kanun boşluğu mevcuttur. Bu kanun boşluğunun doldurulması için doktrinde çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bu görüşler arasında borçlu temerrüdü hükümlerinden yararlanılması fikri öne çıkmaktadır. Çalışmada bu hukuki sorun doktrin görüşleri ve İsviçre Federal Mahkemesi içtihadı ışığında değerlendirilmektedir.Article Bir İnsan Hakkı Olarak Dijital Eğitim ve Olağandışı Durumlar(2025-04-30) Erol, Dr. Melih UğraşGünümüz koşullarında pek çok konu dijital ortamda şekillenmektedir. Bunlardan bir tanesi de dijitalleşme, insan hakları ve eğitimin birbirleriyle olan ilişkisidir. Dijital ortamda şekillenen eğitim, dijital eğitim, artık insan hakları hukukunun konusu haline gelmiştir. Bir insan hakkı olarak dijital eğitim hakkı, yarattığı imkânlarla insan hakları açısından son derece faydalı olabilir; ancak zorluklar nedeniyle bazı soru işaretlerini de beraberinde getirebilmektedir. Özellikle afet, savaş, silahlı çatışmalar veya salgın hastalık gibi olağandışı durumlarda, oluşabilecek olumsuz koşulları engelleyerek veya neticelerini hafifleterek eğitim hakkını güvence altına alan dijital eğitim hakkı büyük önem taşımaktadır. Olağandışı durumlarda, dijital eğitim hakkı ve dijital imkânlar sayesinde eğitimin devamlılığı sağlanırken, dijital dünyanın getirdiği sorunlar bazı risklere yol açabilmektedir. Mevcut çalışma, eğitim hakkının dijital ortamda şekillendiğini ve dijital eğitimin bir insan hakkı olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğunu savunmaktadır. Ayrıca, dijital eğitim hakkının diğer insan haklarıyla ilişkisi değerlendirilmektedir. Eğitim, dijitalleşme ve insan hakları arasındaki etkileşimin karmaşıklığı ile olağandışı durumlarda dijital eğitim hakkıyla bağlantılı dinamiklerin değişkenliği ele alınmaktadır.
