TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4

Browse

Search Results

Now showing 1 - 10 of 55
  • Article
    Uluslararası Andlaşmalar ve Özel Hukuk Sözleşmelerinin Emredici Kurallar Üzerinden Bir Kesişme Noktası: Enstitü Yük Klozları (A) Madde 5.1 Örneği Üzerine Bir İnceleme
    (2026) Katıman, Esra
    Andlaşmalar, devletlerarası ve devletlerle uluslararası örgütler arası ilişkilerde uygulanan hukukun başlıca kaynakları arasında yer alır. Tanımı gereği, uluslararası hukukun asli süjeleri arasında yazılı olarak yapılan ve uluslararası hukuka tabi tutulan metinler olan andlaşmalar zaman zaman özel hukuk kişilerinin işlemlerinin hukuki çerçevesine de etki eder. Uluslararası niteliği olsa da özel hukuk kişileri arasında yapılmış olduğu için “andlaşma olmayan” yazılı anlaşmalar ise kural olarak, özel hukuk kişileri için hüküm ifade eder ve bu ilişkiye de özel hukuk kuralları uygulanır ancak hukuki rejimlerinde iki yönlü istisna devam eder; bir yandan, uluslararası andlaşmanın konuları içinde olması bir özel hukuk sözleşmesini uluslararası kamu hukukun normatif çerçevesine dahil ederken diğer yandan, bu anlaşmaların özel hukuk niteliği devletin kamu düzenine ilişkin ulusal kuralları aracılığıyla bu anlaşmalara müdahalesine de engel oluşturmaz. Yabancılık unsurları taşıyan uluslararası ticaret hukukunun konusunu oluşturan özel hukuk nitelikli bir anlaşma, bir devletin ulusal nitelikli kamu düzeni kuralları ve emredici kurallar aracılığıyla sınırlandırılabilir. Bu bağlamda, ulusal özel hukuka tabi sözleşmelerin atıf yapabildiği Enstitü Yük Klozları (Institute Cargo Clauses) metni dikkat çekici bir örnek oluşturur.
  • Article
    The Freedom of Expression of Employees and Its Limitations - a Comparative Approach
    (2025) Sur, Ayşe Melda
    Bu makalede Türk yargı kararlarında çalışanın ifade özgürlüğü konusunda gelişen temel eğilimler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ortaya koyduğu bazı ölçütler ve Fransız hukuku ile karşılaştırılarak değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin temel yaklaşımına göre, işyeri yönetimi ve iş koşullarına dair yapılan eleştirilere işverenin katlanması gerekmektedir. Çalışana uygulanan yaptırımın ağırlığı da önemlidir ve birçok kararda işten çıkarma aşırı bir yaptırım olarak değerlendirilmektedir. AİHM içtihadında toplumun genelini ilgilendiren ve siyasî konularda ifade özgürlüğüne üstünlük tanınacağı vurgulanmasına karşın, politik görüşlerin ifadesi ülkemizde hâlen özel durum ve zamanın koşullarına bağlı hassas bir alandır. Bütün hâllerde adil bir yargılama gereklerine uygun biçimde, yaratılan olumsuz etkinin mahkemelerce dikkatle incelenmek suretiyle sonuca varılması gerekmektedir.
  • Article
    Suçta Tekerrür Kurumunun “Tehlikeli Suçlu” Olgusuna Yaklaşımındaki Eksiklik Ve Ortaya Çıkardığı Sorunlar
    (2025-12-31) Basbüyük, Isa; Özbek, Veli Özer
    TCK m.58’de tekerrür, önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra, yeni bir suç işleyen hükümlünün tehlikelilik halini esas alan ve suçun infazını etkileyen bir güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiştir. Mükerrirlere özgü infaz rejimi, hem koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süreyi uzatmakta hem de hapis cezası ile adli para cezasının seçimlik olarak düzenlendiği suçlarda, adli para cezasına hükmedilmesine engel olmaktadır. Haliyle, hükümlü sadece ikinci defa suç işlemesi nedeniyle, ilk defa suç işleyenlere nazaran daha ağır bir yaptırım sistemiyle karşılaşmaktadır. Hükümlü hakkında ağır sonuçlar doğuran tekerrür halinin tektip genel koşullara tabi olması ve hükmü veren mahkemeye taktir hakkı tanımaması, bir taraftan uygulamada birtakım eşitsizliklere ve tutarlı olmayan işleyişe yol açmakta, diğer taraftan tekerrür kurumunu bir prosedür hale getirip ceza hukukunun gerçek tehlikelilikle mücadelesini sekteye uğratmaktadır. Çalışmamızda, bu sorunun neden ve sonuçlarını 765 sayılı TCK dönemine ilişkin yaklaşımlar, Alman hukukunda benimsenen sistem, tehlikelilik halini açıklayan görüşler ışığında ortaya koymaya çalışırken; aynı zamanda tekerrüre ilişkin hükümleri uygulayan mahkemenin takdir yetkisi kullanmasına ve güvenlik tedbirlerine hükmedebilmesine imkân veren bir hukuki düzenlemenin gerekliliğini izah etmeye çalışacağız.
  • Publication
    Moral Injury in Healthcare Workers: What Is It? Why Does It Develop? How to Prevent It?
    (2025) Daldaban, Ayşenur; Kavas, Mustafa Volkan; Bilgili, Fatih; Celebi, Fatma Zehra Oztek; Sogut, Huseyin Erkut
    In extraordinary situations, healthcare workers may find themselves in positions of decision-making and practicing in the face of professionally and personally challenging ethical dilemmas which may result in moral injury. Moral injury is a spesific form of affect that is strong enough to shake one’s fundamental ethical values, attitudes, and explanations. It is seen in those who witness severe emotional damage, intense human suffering, and cruelty. This study aims to discuss the phenomenon of moral injury in healthcare workers, the factors that contribute to its development, and the strategies for prevention in the context of preparation for extraordinary situations. Moral injury erodes a person’s perception of being an active and independent subject, his/her value integrity, and basic sense of well-being, and negatively affects him/her psychologically, socially and spiritually. Healthcare workers who are exposed to moral injury may become alienated from themselves and their profession, and may have to cope with feelings of burnout and hopelessness. This may lead to depression, anger, feelings of inadequacy, and disengagement from the profession in healthcare workers. By raising general awareness, empowering those at risk, and implementing collective cultural transformation efforts, it is possible to compensate for the negative effects of moral injury by helping people become morally resilient. These initiatives must be planned holistically as part of preparation for and building resilience to adverse events. They should be integrated with work processes at the organizational, system, and community levels, as well as at interpersonal (healthcare worker – patient) level. The competence and moral resilience of the health workforce should be regarded as an essential element of emergency preparedness. Conversely, being inadequately prepared for extraordinary situations may result in moral injury among healthcare workers. We posit that further empirical studies on the morally challenging experiences of healthcare workers in our country, where extraordinary situations are frequently encountered, will facilitate the comprehension of this significant phenomenon and the advancement of initiatives to enhance moral resilience.
  • Publication
    Yenileyici (Rejeneratif) Turizm: Kavramsal bir Derleme ve Dünyadan En İyi Örnekler
    (2025) Irıgüler, Feray
    Yenileyici (rejeneratif) turizm, Türk turizm literatüründe yeni bir kavram olmakla birlikte küresel ölçekte giderek daha fazla tartışılmaktadır. Kitlesel turizmin olumsuz etkileri, yerel kültürlerin ticarileşmesi ve destinasyonların aşırı turizme maruz kalması nedeniyle ortaya çıkan bu yaklaşım, özellikle pandemi ve ekolojik krizler sonrası değişen turist tercihleri ve davranışları ile daha da önem kazanmıştır. Çalışmanın amacı, literatür taraması ve ikincil verilerle yenileyici turizmin tanımını yapmak, temel unsurlarını incelemek ve dünyadan en iyi uygulama örnekleri ile Türkiye için teorik ve pratik düzeyde yol gösterici olmaktır. Bu çerçevede, yenileyici turizmin temel prensip ve amaçları açıklanmakta; sürdürülebilir turizm ile farkları vurgulanmaktadır. Ayrıca, yenileyici turizmin uygulama alanları ve dünyadan örneklerle modelin nasıl hayata geçirildiği gösterilmektedir.
  • Article
    Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viyana Antlaşması’nın (CISG) Taraf İradeleri ile Uygulama Dışı Bırakılması
    (2024) Özcan, Cem
    Günümüzde satım sözleşmesi uluslararası ticaretin temel hukuki araçlarından biridir. Ulusal hukuklar, satım sözleşmesinin uluslararası alanda kullanımında ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara cevap ver- mede yetersiz kalmaktadırlar. Uluslararası Mal Satımına İlişkin Viya- na Antlaşması (CISG), uluslararası satımlar bakımından ortak bir sis- temin oluşturulması için Birleşmiş Milletler’in himayesi altında hazırlanmıştır. Bu Antlaşmanın 6. maddesine göre satım sözleşmesi- nin tarafları, aralarındaki sözleşmeye Antlaşmanın uygulanmamasını kararlaştırabilecekleri gibi, 12. madde saklı kalmak şartıyla, hükümle- rine istisna getirebilir veya hükümlerinin doğurabileceği etkileri değiş- tirebilirler. Bu madde ile Viyana Antlaşması taraf iradelerine öncelik verdiğini göstermektedir. Çalışmada bu maddenin yorumlanması ve uygulanması ile ilgili hukuki sorunları incelenecektir.
  • Article
    Üçüncü Kişilere karşı Sorumlulukta Sigorta Hukukunun Rolü: Alman Hukukundaki Özel Sorumluluk Sigortası (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) ile Türk Hukukundaki Üçüncü Kişilere karşı Mali Mesuliyet Sigortası (“ÜŞKMMS”) üzerinden bir Sigorta Bilinci Okuması
    (2025) Topcan, Utku
    Foreseeing risks and developing means of protection is not merely a quest for safety, but a reflection of a societal consciousness that pulses with the rhythm of civilization. Insurance is one of the key institutions through which this awareness materializes at both individual and collective levels. In Germany, the widespread presence of private liability insurance (Privathaftpflichtversicherung) (“PHV”) among citizens reflects not only an insurance product, but a collective attitude shaped by law, culture, and a sense of responsibility. In contrast, the near absence of interest in PHV’s Turkish counterpart, “third-party liability insurance” (“ÜŞKMMS”), on the part of citizens, market actors, and even the legal system points to underlying structural deficiencies. Inspired by a street interview published on a video-sharing platform, this study examines the legal foundations contributing to PHV’s widespread adoption in Germany, while also exploring why its equivalent remains marginal in Türkiye. Beyond comparison, this study calls for renewed attention to a silent corner of Turkish insurance law-an area that demands both legal and cultural reflection. At the intersection of legal regulation and individual responsibility, what is at stake is more than just a type of insurance; it is a broader expression of social and legal consciousness.
  • Article
    Predictive Factors for Percutaneous Nephrolithotomy Complications in Elderly Patients
    (2025) Onur, Derşan; Çetin, Taha
    Amaç: Böbrek taşı nedeniyle perkütan nefrolitotomi yapılan 65 yaş üstündeki hastalarda komplikasyonu ve rezidü taşı öngören faktörleri araştırmak. Gereç ve Yöntemler: Kliniğimizde 11/2008 ile 08/2018 tarihleri arasında böbrek taşı nedeniyle perkütan nefrolitotomi (PNL) yapılan 1114 hastanın verileri retrospektif olarak tarandı. 65 yaş üstündeki 122 hastanın preoperatif tomografileri ve taş skorlama sistemlerinin değerlendirdiği çeşitli parametreler ile postoperatif komplikasyon ve taşsızlık durumları karşılaştırıldı. Bulgular: Cinsiyet, VKİ ve taş yoğunluğu her iki grupta istatistiksel olarak farklı değildi. Ancak rezidü taşı olan grupta böbrek anomalisi, GUY’s skoru, CROES skoru, Staghorn taş varlığı, kan transfüzyon oranı, komplikasyon oranı ve skopi süresi anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Postoperatif taşsızlık oranı ile skorlama sistemleri GUY’S ve CROES arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede ilişki saptanırken komplikasyon oranı değerlendirildiğinde sadece ağırlık ve skopi süreleri faktörlerinin istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç: Perkütan nefrolitotomi yaşlı hastalarda da güvenle uygulanabilir. Ancak daha genç popülasyona göre komplikasyon oranlarının daha yüksek olması preoperatif değerlendirmede ve ameliyat sürecinde unutulmaması gereken önemli bir noktadır.
  • Article
    Kitlesel Şiddet, Travma ve Hafıza: Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde ‘Beka’nın İzini Sürmek
    (2024) Adısönmez, Umut Can; Al, Serhun
    21. yüzyıl Türkiyesi’nde hem amaç hem de araç olarak kullanılan, toplumsal, siyasal ve kültürel yaşamın her alanına etki eden ‘devlet bekası’ kavramı (ya da ‘beka söylemi’) Cumhuriyet tarihinde süreklilik gösteren en temel iktidar retoriklerinin başında gelmektedir. Bu çalışma, yakın dönem Türkiye siyasi ve toplumsal hayatını oldukça ilgilendiren devlet bekası kavramının sosyo-psikolojik arka planına ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda devlet bekası kavramının fiziksel ve ontolojik yapı taşlarının Osmanlı İmparatorluğu’ndan miras kaldığı öne sürülmektedir. Bununla beraber Osmanlı’nın çöküş döneminde yaşanan kitlesel şiddet, tarihsel korku ve travmaların, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde devlet bekası anlayışının çok daha sert bir biçimde yeniden kurgulanmasına neden olduğu iddia edilmektedir. Bu noktadan hareket eden çalışma iki temel saptamaya varmaktadır: Birincisi, Türkiye’de beka, yani ‘devletin hayatta kalma’ yaklaşımı, kendini yeniden üreten kolektif endişe, korku ve umutsuzluklar karşısında kronik bir ‘güvensizlik kompleksine’ dönüşmüştür. Bu bağlamda beka söylemi bir güvenlik arayışından ziyade hem fiziksel hem de psikolojik olarak güvensizliğin dışa vurumunu simgelemektedir. İkinci olarak da devlet bekası kavramı tarihsel süreç içinde devletin ‘hâkim siyasi yol haritası’ olmaya doğru evrilmiştir ve toplumsal anlamda rıza üretme araçlarının en temel söylemi haline gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında toplumun kolektif hafızası kahir ekseriyetiyle ‘demokratikleşme’ veya ‘özgürlükler’ olgularından ziyade ‘güvenlik’ ve ‘endişe’ olguları üzerinden devlet eliyle şekillendirilmiştir. Bu makale beka söylemini hem kavramsal hem de tarihsel olarak inceleyecek ve Osmanlı son dönemi, erken Cumhuriyet ve kısmen de günümüz Türkiyesi arasındaki sürekliliği ortaya koyacaktır. Bu bağlantıların ışığında makale, bekayı siyasi rejimlerin ana hatlarını belirleyen ve rejimler arası geçişte köprü niteliği taşıyan ‘organik bir kara kutu’ olarak tasvir edecektir. Öyle ki Türkiye siyasetindeki beka kodları, tarih boyunca çeşitli güç merkezleri tarafından araçsallaştırılarak adeta sömürülmüş ve zaman içinde ülkenin demokratik gelişimini engelleyen yapısal bir soruna dönüşmüştür. Söylem analizi ve tarihsel analiz yöntemlerini harmanlayan makale, beka söyleminin evrimini incelerken 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar geriye gidiyor ve bu savaşla birlikte başlayan şiddet sarmalının izini sürüyor.
  • Article
    Küçüğün Kişisel Verilerinin İşlenmesine Rızası
    (2025) Günay, Buket
    İçinde bulunduğumuz bilişim ve teknoloji çağında kişisel veriler, gündelik hayat içerisinde sıklıkla işlenmektedir. Bu durum, pek çok açıdan bireyin yaşamında kişisel verilerinin işlenmesi anlamını taşımakta ve sonuçlar doğurmaktadır. Söz konusu çocuklar ve onların kişisel verileri olduğunda özenli ve özellikli bir değerlendirme yapılmalıdır. Zira bilişim ve teknoloji çağına doğan çocukların korunmaları özel bir önem taşımaktadır. Kişisel verilerin işlenmesinin hukuka uygunluğundan bahsedebilmek için söz konusu işleme faaliyetinde bir hukuka uygunluk sebebi bulunmalıdır. Açık rıza, kişisel verilerin işlenmesinde sıklıkla kullanılan bir hukuka uygunluk sebebidir. Bu çalışmada küçüğün verilerinin işlenmesine rızanın kim tarafından, ne şekilde verileceği mevcut düzenlemeler ışığında Türk hukuku ve AB Hukuku bakımından karşılaştırmalı olarak incelenecektir.