TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
54 results
Search Results
Article 1,25-Dihydroxyvitamin D3 Induces N-Myc Downstream Regulated Gene-2 Expression In Papillary Thyroid Carcinoma Cells(2020) Sipahi, Murat; Keleş, Didem; Oktay, Gulgun; Bayraktar, Fırat; Doruk, MehmetPurpose: In addition to its role in serum calcium homeostasis, the anti-tumor function of 1,25-dihydroxyvitamin D3 (calcitriol) in cancer development is well established. N-myc Downstream Regulated Gene 2 which functions as a tumor suppressor gene has recently been shown to be downregulated in various cancer leading to increased tumor incidence, progression and metastasis. The goal of this study was to investigate the possible effects of calcitriol treatment on NDRG2 expression in BCPAP papillary thyroid carcinoma cells. Methods: The experiments were carried on human primary thyroid follicular epithelial cells (Nthy-ori-3-1), and human papillary thyroid carcinoma cells (BCPAP). The half maximal inhibitory concentration (IC50) of calcitriol on BCPAP cells was determined by WST-1 assay. BCPAP cells were treated with 15 and 30µM calcitriol for 24, 48, and 72 hours, respectively. Basal NDGR2 expression in Nthy-ori-3–1 and BCPAP cells as well as the alterations on NDRG2 expression in calcitriol treated BCPAP cells were evaluated with western blot. Results: A significant downregulation of NDRG2 was observed in BCPAP cells when compared to Nthy-ori-3–1 cells (p<0.01). IC50 dose of calcitriol was found to be 64, 54 and 43µM for 24, 48 and 72 hours, respectively. NDRG2 protein expression levels were significantly increased in 30µM calcitriol treated BCPAP cells after 48 hours (p<0.05). Conclusions: Calcitriol induced NDRG2 protein expression in BCPAP cells. We predict that calcitriol increased NDRG2 protein levels in BCPAP cells via c-Myc repression, which is upregulated by aberrant Wnt/β-catenin signaling. Further investigation is required to enlighten the possible effect mechanisms of calcitriol in BCPAP cells.Article Real-World Practices in RAS Wild-Type Metastatic Colorectal Cancer Patients Treated with Targeted Agents in the First-Line a Nationwide Onco-Colon Turkey Registry(2026-01-24) Özçelik, Melike; Bilir, Cemil; Çiçin, Irfan; Geredeli, Caglayan; Bozkurt, Oktay; Çelik, Sinemis; Sakin, AbdullahAmaç: Anti-EGFR ajanlarının etkinliği metastatik kolorektal kanserde (mKRK) gösterilmiştir. Gerçek yaşam verileri, klinik çalışmaların dışında kalan hastalara ait bulguları ortaya koymak açısından özellikle önemlidir. Bu nedenle, RAS vahşi tip mKRK’li hastalarda gerçek yaşam verilerini araştırmayı amaçladık. Yöntemler: Ocak 2016 ile Nisan 2019 tarihleri arasında mKRK tanısı alan hastalara ait tıbbi kayıtlar 28 merkezden toplandı. Hastalar, birinci basamak biyolojik tedavilere göre anti-EGFR grubu (Grup A (panitumumab) ve B (setuksimab)) ve anti- VEGF grubu (Grup C) olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Belgelenmiş RAS vahşi tip mKRK’li toplam 1064 hasta değerlendirildi. Bu hastaların sırasıyla %33’ü panitumu- mab, %37’si setuksimab ve %30’u birinci basamakta anti-VEGF içeren rejimlerle tedavi edildi. Genel yanıt oranı Grup A, B ve C’de sırasıyla %46,4, %41,9 ve %41,5 idi (p = 0,170). Medyan genel sağkalım (OS) Grup A, B ve C’de sırasıyla 26, 27 ve 23 ay olarak bulundu (p = 0,044). Panitumumab, setuksimab ve bevacizumab alan hastaların medyan progresyonsuz sağka- lımı (PFS) sırasıyla 11,6, 11,0 ve 9,6 ay idi (p = 0,012). Çok değişkenli analizde, performans durumu (PS) 0-1 ve BRAF vahşi tip durumu OS için bağımsız prognostik faktörler olarak; yalnızca BRAF vahşi tip durumu ise PFS için bağımsız prognostik faktör olarak bulundu (p<0,05). Sonuç: Bu gerçek yaşam verilerinin analizi, RAS vahşi tip mKRK’de anti-EGFR ajanlarının karşılaştırılabilir etkinliğini doğ- rulamaktadır. Ancak, bu hastalarda anti-EGFR tedavisi, anti-VEGF tedavisine kıyasla PFS ve OS avantajı sağlamaktadır. Ayrıca, BRAF vahşi tip tümörlere sahip hastalarda PFS ve OS daha iyi bulunmuştur.Article Primer Nöroendokrin Meme Karsinomu ve Nöroendokrin Difeeransiyasyonlu Meme Karsinomunun Radyolojik Özellikleri(2025) Koc, Ali Murat; Altın, Levent; Adibelli, Zehra Hilal; Özdemir, Özlem; Tunçez, Hülya Çetin; Çavdar, Demet Kocatepe; Zengel, BahaGiriş: Primer nöroendokrin meme karsinomu (NMK) ve nöroendokrin diferansiye meme kanseri (NDBC) meme kanserinin nadir görülen alt tipleridir. Amacımız bu heterojen tümör grubunun görüntüleme özelliklerini incelemek ve histopatolojik bulgularını tartışmaktır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada hastanemiz veri kayıt arşivi taranarak 5 yıl içerisinde NMK ve NDBC tanısı alan hastalar incelendi. Ultrasonografi, mamografi ve dinamik manyetik rezonans görüntüleme (MRG) özellikleri Meme Görüntüleme Raporlama ve Veri Sistemi (BI- RADS) 5. sözlüğüne göre retrospektif olarak değerlendirildi. Östrojen reseptörü, progesteron reseptörü, Her2 ekspresyonu, ki67 oranı ve histolojik derece kaydedildi. Ki67 oranına göre radyolojik özellikler karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 47 hastaya ait 51 lezyon (5/51 primer NMK, 46/51 NDBC) dahil edildi. NDBC grubunda en sık görülen histolojik tip %81 (37/46) oranında invaziv duktal karsinomdu. Ultrasonografide lezyonların %85,7'si düzensiz şekilli, %52,4'ü mikrolobüle ve %92,9'u cilde dik uzun eksenli idi. Hastaların %77,3'ünde (34/44) asimetri ve doku distorsiyonu görüldü. 79,5'inde mikrokalsifikasyon vardı. Mikrokalsifikasyon ile ki67 değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon vardı. Mikrokalsifikasyonlu lezyonların çoğunda ki67 değeri %20'nin altındaydı (p=0,002). MRG'de lezyonların %83,3'ü hızlı kontrast tutulumu gösterirken, %56,3'ü yıkanma gösterdi. Difüzyon kısıtlaması %93,8 oranında gözlendi. Lezyonların %96'sında östrojen veya progesteron reseptörü pozitifti. Tartışma: NMK ve NDBC, radyolojik olarak düzensiz sınırlara sahip, uzun aksı cilde dik, heterojen kontrast tutulumu ve difüzyon kısıtlılığı gösteren kitleler olarak görülür. Histopatolojik olarak sıklıkla hormon pozitif ve Her2 negatiftirler. Bu konuda geniş hasta serileri ile prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.Article Self-Care Practices, Patient Education in Women with Breast Cancer-Related Lymphedema(Turkish Society of Physical Medicine and Rehabilitation, 2021-05-25) Karayurt, Ozgul; Eyigor, Sibel; Deveci, ZeynepObjectives: This study aims to evaluate self-care practices, sociodemographic and clinical factors that affect self-care and patient education among women with breast cancer-related lymphedema (BCRL). Patients and methods: This descriptive, cross-sectional study included a total of 102 women with BCRL (median age: 59 years; range, 35 to 80 years) who received lymphedema (LE) treatment at least once between July 2014 and May 2016. A Sociodemographic and Clinical Characteristics Form and the Lymphedema Self-care Survey were used to collect data via face-to-face interviews. Results: The median LE self-care practices score for women was 10 (range, 5 to 14). A total of 39.1% of the women implemented regular self-care. A statistically significant relationship was found between the score for perceived benefit of LE self-care and the score for self-care practice. No statistically significant difference was found among the self-care scores of the women with LE in terms of sociodemographic and clinical factors, except for education status. A total of 90.2% of the women with LE received self-care education, mostly from a physical therapy specialist and a physiotherapist. There was a statistically significant difference among self-care scores between patients who were educated and uneducated about LE. Conclusion: It is recommended that healthcare professionals should educate patients diagnosed with breast cancer to reduce LE risk and promote the implementation of self-care practices following the breast cancer surgery. Interventions should be made to increase the perceived benefits and reduce the perceived barriers and burden towards self-care behaviors to prevent and manage LE.Article Yaşlı Hastalarda Mide Kanseri Cerrahisinin Perioperatif Sonuçlarının Değerlendirilmesi(2025-03-12) Sezer, Taylan Özgür; Ersin, Muhtar Sinan; Fırat, Özgür; Bozbiyik, Osman; Uc, Can; Girgin, TolgaAmaç: Mide kanseri dünyada en sık görülen beşinci kanserdir. Toplumun yaşlanmasıyla beraber ileri yaş grubunda da mide kanseri görülebilmektedir. Çalışmamızın amacı 80 yaş ve üstü hastalarda mide kanseri cerrahisinin erken dönem sonuçlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2015 Haziran 2022 tarihleri arasında mide kanseri nedeniyle opere edilen 80 yaş ve üstü hastalar; klinik, histopatolojik ve erken dönem perioperatif sonuçlar retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 23 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 81.9 idi. Hastaların sekizi kadın 15’i erkekti. Üç hastaya neoadjuvant sistemik tedavi uygulanmış idi. On bir hastaya total gastrektomi, beş hastaya distal gastrektomi, yedi hastaya proksimal gastrektomi uygulandı. İlk 90 günde iki hastada (%8,69) eksitus, üç hastada (%13,04) morbidite gelişti. Sonuç: Yaşlı hasta grubu özel bir hasta grubudur. Tedavi süreci planlanırken hasta bazlı karar verilmelidir. Mümkünse medikal olarak fit hasta grubuna cerrahi rezeksiyon uygulanmalıdır.Article A Copula-Based Classification Using Agglomerated Feature Selection_Extraction: An Application in Cervical Cancer Diagnostic(Ankara University, Faculty of Science, 2025-09-23) Kochan, Necla; Sheikhi, AyyubThe use of gene-expression datasets has significantly enhanced our understanding of complex diseases such as cancer. The importance of the relationship between genes in analyzing such datasets has been highlighted, indicating their crucial role in diagnosing the disease accurately. In this study, we investigate the associated copulas between attributes to extract fundamental block-related components. Subsequently, we perform a classification algorithm based on these components to classify a labeled target variable. Specifically, examining the practical implications and effectiveness of our approach in real-world scenarios, we provide a novel illustrative application in cervical cancer classification.Article PSMB8 as a Novel Target for AML Therapy: Uncovering Synergistic Potential with PI3K Inhibitors(2025-03-25) Kiraz, Yağmur; Ateş, OnurAkut miyeloid lösemi (AML), progenitör kan hücrelerindeki genetik mutasyonlar nedeniyle hematopoetik kök hücrelerde meydana gelen düzensizliklerden kaynaklanan bir kemik iliği hastalığıdır. Bu mutasyonlar, malign klonal miyeloid kök hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına yol açar. Miyeloid sarkomlar ve lösemi kutisi gibi ekstramedüller belirtiler ortaya çıkabilse de, temel sorun hematolojik hücre üretimindeki bozulmalardır. Yaşlı hastalarda tam remisyon oranı yüksek olmasına rağmen, önemli sayıda hasta üç yıl içinde nüks yaşamaktadır. Bu sorunun üstesinden gelmek için yeni hedeflerin belirlenmesi gerekmektedir. Önceki çalışmamızda, AML hastalarında PSMB8’in yüksek ekspresyon seviyeleri göstermesi ve düşük ekspresyon seviyelerine sahip hastalara kıyasla daha düşük sağkalım oranları ile ilişkilendirilmesi dikkatimizi çekmiştir. Daha önceki çalışmamızda, PSMB8 hedef alınarak sanal ilaç taramaları, ADMET analizi ve ardından Moleküler Dinamik (MD) simülasyonları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sonucunda AML tedavisi için üç potansiyel ilaç adayı belirlenmiştir: Adozelesin, Fiduxosin ve Omipalisib. PI3K/mTOR inhibitörü olarak bilinen Omipalisib, AML gelişiminde PI3K/mTOR yolak proteinlerinin aşırı ekspresyon göstermesi nedeniyle sitotoksisite analizi için dikkatimizi çekmiştir. Sonraki aşamada, HL60 hücre hattında Omipalisib’in sitotoksisitesi, PSMB8 inhibitörü olan ONX-0914 ile karşılaştırılmıştır. Bu araştırma, PSMB8'in Akut Myeloid Lösemi için olası bir hedef olabileceğini ve potansiyel bir ilacın hedefli tedavi için kullanılabileceğini gösterdi.Article Which Material Should Be Used for Mast Cell Evaluation in Gastric Cancer: Endoscopic Material or Resection Material?(2023) Adali, Yasemen; Cantay, Hasan; Anuk, Turgut; Gonullu, Dogan; Binnetoglu, Kenan; Sulu, Barlas; Beşeren, HaticeAmaç: Mide tümörlerinin prognozunda önemli olan parametrelerin de- ğerlendirilmesinde histopatolojik inceleme önemli bir yer tutmaktadır. Histopatolojik incelemede kılavuzlarda yer alan prognostik verilerin dı - şında gözlenen tümör davranışı için önemli olabilecek diğer veriler de değerlendirilmektedir. İmmun sistem elemanları arasında yer alan mast hücreleri bu veriler arasında yer almaktadır. Bu çalışmada mast hüc - relerinin değerlendirilmesi için kullanılabilme potansiyeli olan endos - kopik biyopsi materyalleri ile rezeksiyon materyallerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot : Çalışmaya aynı hastaya ait endoskopik biyopsi ve rezeksiyon materyali bulunan 19 mide tümörü olgusu dâhil edilmiştir. Tümörü temsil eden preparatlara ait parafin bloklardan elde edilen kesit - lere toludin blue histokimyası uygulanmıştır. Işık mikroskopik değerlendir- mede mast hücrelerinin en yoğun olduğu alan 100× büyütmede seçilmiş ve sonrasında 400× büyütmede tümör içinde ve çevresinde 100 hücre sayılmıştır. Bu 100 hücrenin içinde yer alan toludin blue ile pozitif boyanan mast hücreleri not edilmiştir. Mast hücresi sayısının gruplar arası anlam - lılığı analizlerinde Mann-Whitney U, gruplar arası korelasyonda Pearson testi kullanılmıştır. Bulgular: Endoskopik biyopsi materyalinde tümör içinde yer alan mast hücre sayısı (TİMH) ortalama 1,32±2,65, tümör çevresi mast hücresi sayı- sı (TÇMH) ortalama 1,0±1,76; rezeksiyon materyallerinde TİMH sayısı or- talama 4,84±4,86, TÇMH sayısı ortalama 5,63±6,99 olarak hesaplanmış- tır. Analizlerde endoskopik biyopsiler ve rezeksiyon materyalleri arasında TİMH sayısı (p=0,001) ve TÇMH sayısı (p=0,000) arasında istatistiksel an- lamlı farklılık izlenmiştir. Tüm olgular incelendiğinde TİMH sayısı ile TÇMH sayısının pozitif korelasyon gösterdiği saptanmıştır. Ancak endoskopik biyopsiler ile rezeksiyon materyalleri kıyaslandığında TİMH veya TÇMH açısından herhangi bir korelsayon olmadığı dikkati çekmiştir. Sonuç: İmmun yanıtın önemli bir unsuru olan mast hücreleri çeşitli tümörlerde olduğu gibi mide kanserlerinde de farklı yönleri ile değer - lendirilmektedir. Sunulan çalışma sonuçları yanısıra tümör ve tümör mikroçevre incelemesinin önemi göz önünde bulundurulduğunda ge- lecekte mide tümörlerinde önemli bir belirteç olma potansiyeli bulunan mast hücrelerinin rezeksiyon materyalinde değerlendirilmesi gerektiği, endoskopik materyal değerlendirmelerinin gerçek tabloyu yansıtmadığı düşünülmektedir.Research Project G Protein Kenetli Östrojen Reseptör 1 (Gper1)'In Gastrointestinal Adenokarsinom Hücrelerindeki Proliferatif ve Apoptotik Etkilerinin Araştırılması(2016) Kurt, Akif Hakan; Tosun, Metiner; Cetintas, Vildan BozokÇalışmamızda kadın hastalardan elde edilen AGS ve HT-29, mide ve kolorektal adenokarsinom hücre hatlarında GPER1 reseptörünün proliferatif ve apoptotik etkilerinin belirlenmesi ve hücreiçi sinyal yolaklarını araştırmak için GPER1 agonisti G-1 maddesi tek başına ve GPER1 protein kinaz ve kalsiyum kanal inhibitörleri varlığında hücre hatlarına uygulandı. Etken maddemiz G-1?in hangi hücre içi yolaklarla ilişkili olabileceğini bulmak için 10-5 M konsantrasyonda G-1 ile kombine olarak hücre içi sinyal yolaklarını inhibe eden inhibitörler; GPER1 inhibitörü G-15, protein kinaz A inhibitörü H-89, protein kinaz C (PKC) inhibitörü GF109203, fosfotidilinozitol 3-kinaz (PI3K) inhibitörü LY-294002, Rho-kinaz (ROCK) inhibitörü Y-27632, kalsiyum ATPaz inhibitörü tapsigargin ve inositol 1,4,5 trifosfat (IP3)inhibitörü 2-APM kullanıldı. Kombine uygulamaların hücre canlılığı üzerine etkisi 48. ve 72. saatlerde MTT yöntemiile değerlendirildi. MTT ve Xcelligance sonuçlarına göre, GPER1 agonisti G-1, AGS ve HT-29 hücreleri üzerinde konsantrasyona ve zamana bağlı olarak sitotoksik ve antiproliferatif etki göstermiştir. Hücre proliferasyon deney sonuçlarına göre AGS mide kanser hücre hattında GPER1 agonisti G-1'in oluşturduğu sitotoksik ve antiproliferatif etki inositol 1,4,5 trifosfat (IP3) bağımlı görünmektedir. HT-29 kolon kanser hücre hattında, GPER1 agonisti G-1'in oluşturduğu sitotoksik ve antiproliferatif etki fosfotidilinozitol 3-kinaz (PI3K) ve inositol 1,4,5 trifosfat (IP3) bağımlı görünmektedir. Yapılan denemelerde G-1 maddesinin en yüksek konsantrasyonu ile 72 saat inkübasyon sonunda AGS kanser hücre hattında % 49.1 oranında nekroz, % 9.9 erken apoptoz, % 4.1 geç apoptoz;HT-29 kanser hücre hattında % 32.6 nekroz, % 2.2 erken apoptoz, % 2.2 geç apoptoz gözlenmiştir. GPER1 agonisti G-1 in p53, Bcl-2 ve Bax ekspresyon üzerine etkisi sonuçlarına göre; G-1 in oluşturduğu apoptotik etkiye, p53 sinyal iletim yolağının aracılık ettiği görülmektedir (Bax ekspresyon artışı ve Bcl-2 ekspresyon azalması). Real-Time PCR ve görüntüleme sonuçlarına göre HT-29 ve AGS hücrelerinde siRNA kullanarak GPER1 ekspresyonubaşarılı bir şekilde baskılanmıştır. MTT hücre proliferasyon deney sonuçlarında, GPER1 agonisti G-1, siRNA uygulanmamış ve uygulanmış hücreler üzerinde benzer etki göstermiştir. GPER1 agonisti G-1'in oluşturduğu sitotoksik ve antiproliferatif etki GPER1 reseptör bağımlı görünmemektedir. Sonuç olarak; GPER1 agonisti G-1, AGS ve HT-29 kanser hücrelerinde yüksek dozda belirgin olarak sitotoksik ve antiproliferatif etki oluşturmuştur. Bu çalışma GPER1 agonisti G-1? i mide ve kolorektal kanser hastaları için yeni bir hedef haline getirebilir; mide ve kolorektal kanser hastaları üzerinde ikinci basamak çalışmaların yapılmasına öncülük edebilir.Article Citation - Scopus: 1Evaluation of Response to Treatment in Breast Cancer-Related Lymphedema(Turkish Society of Physical Medicine and Rehabilitation, 2024-10-31) Eyigor, Sibel; Çınar, Ece; Tanigor, Goksel; İnbat, Menekse Ozgur; Güvercin, Ezgi Yıldız; Kabayel, Sedef Çalışkan; Çalışkan Kabayel, Sedef; Yıldız Güvercin, EzgiObjectives: The primary objective of this study was to assess and compare the response to the breast cancer-related lymphedema (BCRL) treatment with Breast Cancer-Related Lymphedema of the Upper Extremity (CLUE) scores, bioimpedance spectroscopy (BIS), and the volume-assessments /measurements. The secondary objective of the study was to investigate whether CLUE played a role in the treatment response and to examine its correlation with the other measures of lymphedema. Patients and methods: Between January 2019 and June 2019, a total of 40 patients (2 males, 38 females; mean age: 57.8±12.5 years; range, 45 to 70 years) who were diagnosed with unilateral Stage 2-3 BCRL and underwent treatment were included. The patients’ upper extremity volumes were assessed and the patients were evaluated with the CLUE score, the Disabilities of the Arm, Shoulder, and Hand Outcome Measure (QuickDASH) score, BIS, and hand grip strength before and after the complete decongestive therapy. Results: Correlation analyses revealed that CLUE total score and BIS values were correlated with the reduction in the volumes (p=0.04 and p<0.001, respectively). The CLUE total score was also found to be positively correlated with the BIS values (p<0.001). Hand grip strength and QuickDASH scores were not found to be correlated with the changes in the volume and CLUE total scores. Conclusion: The development of a structured clinical assessment such as CLUE provides clinicians for a standardized evaluation for BCRL. The diagnosis of subclinical lymphedema can be detected earlier by using the BIS and CLUE scale and lymphedema comorbidity and treatment costs can be reduced.
