TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.14365/4
Browse
Browsing TR Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu / TR Dizin Indexed Publications Collection by Department "İEÜ, İşletme Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü"
Now showing 1 - 20 of 21
- Results Per Page
- Sort Options
Article Amerikan Federalistleri, Hannah Arendt ve Cumhuriyetçilik: Temsili Demokrasiye Karşı Konsey Sistemi?(2022) Sezer, Devrim; Başkır, Ünsal DoğanBu makale sözleşme teorisi ve cumhuriyetçilik üzerine olan akademik yazında ihmal edilen bir konuyu incelemeyi amaçlıyor: Hannah Arendt’in ve Amerikan federalistlerinin cumhuriyetçi perspektiflerini karşılaştırmalı olarak tartışmak. Birbiriyle ilişkili iki meseleyi tartışmaya açıyoruz. Amerikan federalistlerinin ve Arendt’in 1) sözleşme teorisiyle kurdukları ilişkiyi ele almayı, 2) cumhuriyet ilkesini yorumlayış biçimlerini karşılaştırmalı olarak irdeleyerek temsili demokrasi konusundaki perspektiflerini ortaya koymayı amaçlıyoruz. İki temel argümanımızı şu şekilde özetleyebiliriz. Birincisi, federalistler bir yandan sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist anlayışını takip etmişler, pragmatik ve prosedürel bir bakış açısıyla bu geleneğe özgün bir katkıda bulunmuşlar, bir yandan da başta hafızasızlaştırma sorunu olmak üzere bir dizi problemi aynı düşünce ekolünden devralmışlardır. Arendt ise hipotetik ve tarih ötesi varsayımların sözleşme kavramının ontolojik kökenini olduğu kadar tarihsel boyutlarını da anlamamızın önünde bir engel teşkil ettiğini bize hatırlatmış, sözleşme teorisinin soyut ve rasyonalist yaklaşımına sözleşmelerin tarihsel boyutlarını ve devraldıkları siyasal mirasları vurgulayan bir ‘sözleşmecilik’le cevap vermiştir. Buna ilaveten sözleşme teorisinden Amerikan federalistlerine intikal eden iktidar ve anayasa kavramlarını sorgulamıştır. İkincisi, Arendt ve Amerikan federalistlerinin perspektifleri cumhuriyetçi siyaset felsefesinde iki önemli kırılma anını temsil etmektedir. Amerikan federalistleri temsili demokrasinin ilk sistematik savunusunu kağıda dökerken cumhuriyet ilkesini yurttaş katılımından tamamen koparmışlardır. Arendt ise cumhuriyet ilkesini yeniden etkin yurttaşlık pratiği bağlamına yerleştirmiş, tıpkı Rousseau gibi temsili demokrasinin radikal bir eleştirisini ortaya koymuştur. Asıl özgün katkısıysa cumhuriyet ilkesini bütünüyle kamusal katılımla özdeşleştirmiş ve etkin yurttaşlık pratiğinin (bir başka deyişle siyasal özgürlüğün) yerel düzeyden başlayan bir kurumsal örgütlenmeyi, “konsey sistemi” olarak adlandırdığı bir radikal demokratik ve konfederal katılım ağını gerektirdiğini öne sürmüş olmasıdır.Article ‘BU KADAR KİŞİ YANILIYOR OLABİLİR Mİ’? - DEMOKRASİNİN EPİSTEMİK DEĞERİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA(2020) Yumlu, OganBu yazıda demokrasinin epistemik değerine, yani demokratik karar alma usulününadil bir yönetim biçimi olmanın yanı sıra, doğru kararlar üretmeye de meyilli olduğunadair iddialar incelenmektedir. Yazıda özellikle epistemik demokrasi yaklaşımının önemli birtemsilcisi olan Helene Landemore’un görüşleri ele alınmaktadır. Landemore’un‘demokratik akıl’ kavramı çerçevesinde şekillenen fikirleri ele alındıktan sonra buyaklaşım, demokrasi ve doğruluk ilişkisine dair farklı pozisyonlarla karşılaştırılarakdemokrasi teorileri içerisinde bir bağlama oturtulmaya çalışılmaktadır. Sonuç olarak,epistemik demokrasi yaklaşımının doğruluk kavramıyla kurduğu ilişkide bazı sorunlar yada eksiklikler olduğu tespit edilmekle birlikte, bu yaklaşımın özellikle demokrasinin nedençoğulculuğu benimsemesi gerektiğine dair önemli bir argüman sunduğu ve böylecedemokrasi ile liberalizm arasındaki bağı sağlamlaştırdığı savunulmaktadır.Article Changing Patterns in Turkey-Eu Relations: From Eligibility To Candidacy and Beyond(2005) Kırışman, Armağan; Özen, ÇınarThis paper analyzes the changing patterns in the evolution of Turkey-EU relations. Turkey's long march to Europe has demonstrated three different patterns. 'Enduring association without accession', 'the reinforcing dynamics towards full-membership' and 'enduring association with an indefinite accession'. The first pattern includes the period from the establishment of association relations to the Helsinki Summit. Turkey was confirmed to be eligible for membership in this period. The second pattern starts with the period in Helsinki Summit, in which Turkey gained a candidacy status. The third pattern, enduring association with an indefinite accession, seems to describe the situation started with the accession negotiations. The third pattern determines the road-map for Turkey on the way to the EU. This paper argues that the third pattern can lead Turkey-EU relations to a great ambiguity. After evaluating historically the validity of these patterns in Turkey-EU relations and their link with the internal dynamics of the European integration process, the manuscript investigates the implications and impacts of these patterns for future Turkey-EU relations. This paper gives a special attention to the discussion of a 'privileged partnership' between Turkey and the EU.Article Çoğulluk ve Politika: Rousseau, Arendt, Cumhuriyetçilik(2012) Sezer, DevrimCumhuriyetçi politika teorisi aralarında gerilimli bir ilişki olan iki perspektifi uz--Iaştırmasıyla modern bir normatif ufuk kazanır. Bu gerilimli sentezin bir kutbundahalk egemenliği ve etkin yurttaşlık, diğer kutbundaysa anayasacılık yer alır. Cumhuri--yetçi düşüncedeki en önemli tartışmalardan biri, bu senteze dayalı bir özyönetim bi--çiminin sadece kurumsal ve anayasal düzenlemelerle yaşatılamayacağına ilişkin Rous--seaucu tezdir. Bu yazının iki temel hedefi var. İlki, Rousseau'nun kamusal tartışma vemuhalefete kuşkuyla yaklaşan cumhuriyetçiliğinin endişelerini ortaya koymak. İkinci--siyse, Hannah Arendt'in Devrim Üzerine başlıklı eserinin bizi çoğulluk, tartışma ve çe--kişme fikrini esas alan başka bir cumhuriyetçilik ihtimali üzerine düşünmeye davet et--tiğine dikkat çekmek.Article Enerjinin Toplumsal Boyutu ve Türk Halkının Enerji Tercihleri(2010) Ediger, Volkan Ş.; Kentmen Çin, ÇiğdemBu çalışma Türk toplumunun enerji tercihlerini, geleceğin enerjisi, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları başlıkları altında incelemektedir. 2005-2006 yıllarında AB tarafından düzenlenmiş üç farklı Avrobarometre anketinin enerjiyle ilgili bölümlerinin kullanıldığı bu çalışmada elde edilen sonuçlara göre, Türk halkı güneş ve nükleer enerjiye hayli destek vermektedir fakat enerji verimliliğinin ve yenilenebilir enerjinin payının artırılması için gerekli olan teşviklerin maddi yükünü üstlenmeye razı değildir. Bunun yanı sıra, Türk toplumunda enerji kaynakları konusunda ciddi eksikliği bulunmaktadır ve hükümetin kendisine daha çok bilgi sağlamasını talep etmektedir.Book Review Ethnic Boundaries in Turkish Politics: the Secular Kurdish Movement and Islam(Uluslararasi Iliskiler Konseyi Dernegi, 2019) Al, Serhun[Abstract Not Available]Article The Evolution of Nato’s Three Phases and Turkey’s Transatlantic Relationship(2012) Aybet, GülnurThis article explores the evolution of NATO as a security community in three phases. It argues that during the Cold War and immediate Post- Cold War era, the Alliance had a focused grand strategy. In the third phase which starts after September 11th, the Alliance’s grand strategy is in flux, while it is engaged in various missions that are a mixture of borderless collective defence, humanitarian intervention, and the safeguarding of trade routes and resources. The place of Turkey as a predominantly ‘functional’ ally in the first two phases and then as a ‘strategic partner’ in the last phase is examined and followed by the likely points of continuing cooperation with NATO and likely divergence of interests in the long term.Article Hava Gücünün Tarihi Gelişimi: Nitelikler, Bileşenler, Görevler ve Etkinlik Açısından Bir Değerlendirme(2021) Egeli, SıtkıBu çalışmada, hava gücünün ortaya çıkmasından bu yana geçen 100 yılı aşkın sürezarfındaki tarihî gelişim sürecinin ikincil kaynakları kullanan nitel araştırma yaklaşımıylaincelenmesi neticesinde, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde yaygınlık kazanan havagücünün kara ve deniz güçleri karşısında baskın konuma geçerek artık savaşların sonucunutek başına belirleyebileceği önermesinin sahadaki gelişmelerle çeliştiği, zira hava gücününkullanımı sayesinde elde edilen fırsatların ve avantajların taktik, stratejik ve/veya siyasîsonuçlara dönüştürülebilmesi için satıhta konuşlanmış kuvvet unsurlarına hâlâ ihtiyaçduyulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Varılan bu sonuçla bağlantılı olarak, incelenen dönemdeyaşanan süratli teknolojik gelişmelere rağmen hava gücünün kuvvetli-zayıf yönlerinin ve ifaettiği görev kategorilerinin yıllar içerisinde büyük oranda aynı kaldığı görülmüştür. Ayrıca,hava gücünün potansiyelinden tam manasıyla yararlanılabilmesinin sadece az sayıdadevletin sahip olduğu maddi, teknolojik, örgütsel ve entelektüel kapasitenin kazanılmasınıgerekli kıldığı gözlemlenmiştir.Article İsrail 2017 Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumunu Neden Destekledi? Ontolojik Güvenlik Çerçevesinden Bir Değerlendirme(2021) Al, Serhun25 Eylül 2017’de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) başkanı Mesud Barzani önderliğinde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumuna açık destek veren tek ülke İsrail oldu. Özellikle Barzani yönetiminin yakın müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Irak toprak bütünlüğünün Ortadoğu’nun istikrarı için önemli olduğunuvurgulayarak Barzani’nin bağımsızlık referandumunu ertelemesi çağrısında bulundu. Bölgesel güçler Türkiye ve İran da referanduma sert tepki verdiler. Uluslararası kamuoyunun, büyük devletlerin ve bölgesel güçlerin yalnızlaştırdığı Barzani yönetiminin bağımsızlık referandumuna bir tek İsrail açıktan destek verdi. Başbakan Benjamin Netanyahu ve diğer hükümet yetkilileri yaptıkları açıklamalarda İsrail devletinin Irak Kürtlerinin devlet kurmak için çabalarını desteklediğini beyan ettiler. Neden İsrail, ABD ve Batılı birçok devletin destek vermediği referanduma açıktan destek beyanında bulundu? Bu davranış Uluslararası İlişkiler teorileri bağlamında nasıl açıklanabilir? Bu makale devletlerin kaygı ve varoluşsal tehditleri önlemek için öz-kimlikleri etrafında oluşturduğu söylemlerin ve davranışların sürekliliğine dikkat çeken Ontolojik Güvenlik Teorisi (OGT) üzerinden İsrail’in Irak Kürdistanı’na desteğini açıklıyor. Bu makalede tartışılacağı üzere Realist teorinin fiziksel güvenlik ve hayatta kalma çerçevesinin ötesine geçen OGT yaklaşımına göre İsrail bu desteği vermeseydi kendi ontolojik güvenliğini tehlikeye atacaktı. Referandum sürecinde İsrail, Kürdistan ve uluslararası basında çıkan demeç ve görüşlere dayanarak İsrail’in desteği irdelenecektirArticle Kürt Çalışmaları Ortadoğu Çalışmaları’nın Neresinde?(2021) Al, Serhun20. yüzyılın ilk çeyreğinde imparatorlukların ulus-devletlere evrimi sona yaklaşırken, Osmanlı İmparatorluğu içerisinden birçok topluluk kendi kaderini tayin etme imkânı bularak devletleşti. Bu devletleşme süreci uluslaşma süreci ile iç içe ilerledi ve homojen ulus yaratma adına ‘öteki’ sayılanlar çoğunlukla asimilasyon, dışlanma ve etnik temizlik politikalarına maruz kaldılar. Kürtler, hem tarihsel anlamda hem de Osmanlı sonrası Ortadoğu siyasal coğrafyasının Irak, Suriye, Türkiye ve ayrıca İran’ın kesiştiği alanda yoğunlaşmalarına rağmen devletleşen topluluklar içerisinde yer alamadılar ve çoğunlukla ‘öteki’ konumuna düştüler. Bu bağlamda, 20. yüzyılın büyük bir bölümü merkezi devlet otoriterileri ile farklı Kürt grupları arasında siyasal ve kültürel mücadeleler ile geçti. Buna parallel olarak akademik ve entellektüel anlamda da Kürtler ve Kürt Çalışmaları Ortadoğu Çalışmaları içerisinde çoğunlukla ‘öteki’ konumunda kaldı. Kürtler üzerine kısıtlı olan akademik çalışmalar ancak 20. yüzyıl sonu ve 21. yüzyıl başında Kürtlerin hem Ortadoğu’da hem de küresel anlamda daha fazla ‘görünür’ hale gelmesi ile birlikte özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika üniversitelerinde yaygınlaşmaya başladı. Siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, tarih, sosyoloji, iktisat ve antropoloji gibi farklı disiplinler ve farklı metodolojik yaklaşımlar üzerinden Kürtler ve Kürt coğrafyası daha da fazla araştırılmaya başlandı. Bu çalışma da son yıllarda ivme kazanan Kürt Çalışmaları’nı Ortadoğu Çalışmaları içerisinde bazı kuramsal, metodolojik ve tematik konular içerisinde değerlendirmektedir. Oryantalizm ve post-kolonyal paradigmalar bağlamında Ortadoğu ve Kürt Çalışmaları karşılaştırılırken, metodoloji ve veri konusunda Kürt Çalışmaları ele alınmaktadır. Kürt Çalışmaları’nın teritoryal sınırları ve Kürdoloji gibi kavramsal tanımlamalar ayrıca tartışılmaktadır. Bununla birlikte Ortadoğu Çalışmaları içerisinde çokça tartışılan milliyetçilik, İslam, demokratikleşme ve otoriterlik gibi konular Kürt Çalışmaları ekseninde karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Genel olarak, Kürt Çalışmaları’nın Ortadoğu Çalışmaları içerisinde Kürtlerin Ortadoğu’daki siyasal statüsüzlük ve güvenlikleştirme politikaları nedeniyle akademik kurumsallaşma bakımından geriden geldiği fakat hızla gelişmekte olan bir araştırma alanı olduğu ortaya konmaktadır. Sonuç olarak, Kürt Çalışmaları’nın bu makalede tartışılan temaların ötesinde çok daha farklı temalar içerisinde de tartışılması gerektiği vurgulanmaktadır.Article Citation - WoS: 11Citation - Scopus: 14Making Sense of Turkey's Air and Missile Defense Merry-Go(Center Foreign Policy & Peace Research, 2019) Egeli, SitkiAt some point during 2013, Turkey's political authority began to treat the in-country development and production of long-range air and missile defense systems as a priority. Soon after, they announced their decision to favor a Chinese offer that came complete with licensed production and the promise of technology transfer. Yet, with this decision came NATO's objections and challenges around integration and information security. The 2015 decision to rollback the pro-China decision, and opt instead for the indigenous development of air and missile defense systems (in close conjunction with a foreign technological and industrial partner) was triggered by Turkey's disillusion with the content of China's technology transfer package. Subsequently, this new partner became a team comprising France and Italy; Turkish industry tied itself to this team in developing Europe's next-generation missile defense capability. Then came the Turkish government's 2017 decision to purchase off-the-shelf, standalone S-400 systems from Russia. This decision was an anomaly, and had all the characteristics of a top-down decision cycle running afoul of technical, operational, and industrial criteria. Turkey's political figures have justified the S-400 order by citing the benefits of in-country production, access to technologies, not to mention the West's refusal to sell comparable systems; but these justifications have been refuted by the Russian side and/or in discordant statements by Turkish institutions, authorities, and political figures themselves.Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 2Norms as Negotiation Resource: the Empowerment of the European Parliament in the Lisbon Treaty(Uluslararasi Iliskiler Konseyi Dernegi, 2012) Burgin, AlexanderDespite diverging preferences concerning the role of the European Parliament in the institutional architecture of the European Union, the EU member states have accepted a significant increase of its power in the Lisbon Treaty This paper argues that bargaining power alone cannot explain this result. Instead, it postulates the importance of normative pressure: arguments based on shared norms of democratic governance at the national level add legitimacy to the preferences of the supporters of a parliamentarization of the EU and mobilize social pressure on opponents of the empowerment of the ER The impact of norms as negotiation resource is demonstrated in an analysis of three controversies in the European Convention: the appointment and budget competences of the EP and the role of national parliaments.Article Protagoras ve Demokratik Teori(2019) Yumlu, OganBu makale, Protagoras ve diğer sofistlerin belirli yönlerden çağdaş demokratik teorinin öncüleri olarak görülebileceği iddiasını savunacak ve bu iddiayı iki temel argümanla desteklemeye çalışacaktır. Birincisi, Protagoras’ın etik ve siyasi ilkelerin belirlenmesine dair özcü olmayan bir yaklaşımı benimsemesi; ikincisi, hakikate yönelik tekabüliyet değil tutarlılık görüşüne yakın bir pozisyon almasıdır. Bu bağlamda ortaya konulacak bir diğer temel argüman, Antik Yunan’da mitos’dan logos’a geçiş sürecinde logos’a dair iki rakip yorumun ortaya çıktığıdır. Bir yorum Protagoras’a ait olan ve insan merkezli yorum iken, diğeri Platoncu evren merkezli yorumdur. Bu yorumlardan ilki demokratik teoriye uygun bir zemin hazırlamaktayken ikincisi, Platon’un Devlet’inde resmedildiği şekliyle demokrasiye karşı bir tutum almıştır. Hem logos’un özcü ve özcü olmayan yorumları, hem de hakitate dair tekabüliyet ve tutarlılık teorileri arasındaki farkın çağdaş demokrasi teorileriyle ilişkisi değerlendirilirken, XX. yüzyılın önemli düşünürlerinden Jürgen Habermas’a referans yapılacaktır. Bunun yanısıra, çağdaş demokrasi teorilerinde yeniden merkezi bir noktaya yerleşen ‘ikna’ kavramına sofistlerin yaptığı vurgunun altı çizildikten sonra, makalede son olarak iknanın farklı kullanımlarına dair bir tartışmaya yer verilecektir.Article Sabiha Zekeriya Sertel: Erken Cumhuriyet Döneminde Kadın, Muhalefet ve Basın*(2016) Aydin, BengüTürkiye'de feminist tarih yazımı veya kadının gözünden modernleğme/batılılağma deneyiminin yeniden yorumlanması ile birlikte, ilk olarak resmi tarihin inğa ettiği kadın imgesi sorunsallağtırılmığtır. Bu da kiğisel ve sosyal tarihleri "özel" alanda bırakılmığ kadınların gündeme getirilerek kadın sorununun politikleğtirilmesini ortaya çıkarmığtır. Aynı zamanda, kadın hareketinde yer almığ kadınların iğlerini, deneyimlerini ve düğüncelerini yeniden düğünmek ihtiyacı doğmuğtur. Türkiye'nin ilk kadın gazetecilerinden biri olan Sabiha Zekeriya Sertel'in (1895-1968) hayatı ve düğüncelerini irdelemek hem günümüz hem de Cumhuriyet kadınlarının mücadelesini anlamlandırmak açısından özellikle değerlidir. Sabiha Zekeriya Sertel, erken Cumhuriyet dönemine egemen olan toplumsal cinsiyet paradigmasını eleğtirmekten kaçınmamasına rağmen; pozitivist, ilerlemeci ve aydınlanmacı özellikleriyle, Kemalizmin modernleğme projesinin kararlı bir savunucusudur. Öte yandan, reformların uygulamada eksik yönleri olduğunu çekinmeden dile getirmesi devletin uyguladığı sansür politikaları nedeniyle sıklıkla mağdur olmasına yol açmığtır. Bu çalığma, Sabiha Zekeriya Sertel'in kadın konusu çerçevesindeki yayın faaliyetlerinin üç ana dönem üzerinden farklılağtığı tespitinden hareketle tasarlanmığtır. Buna göre, Mütareke döneminin kaotik ortamında Büyük Mecmua'da (1919), kadınların ikincil konumu üzerine ilk eleğtirel yazılarını kaleme alır. Bu dergideki yazılarında kadının kamusal hayat içerisinde eğit görünürlüğü ve Batılılağma özlemiyle ilgili olarak kavramsallağtırdığı eğit haklar ilkesi üzerinden kadın sorununa yaklağmığtır. ğkinci döneminde, ABD'den Türkiye'ye döndükten sonra ülkenin hızlı dönüğümler geçirdiği yıllarda, Resimli Ay dergisinde bağladığı "Cici Anne" köğesinde (1924-1930) ve aynı yapıyı sürdürdüğü Cumhuriyet gazetesindeki "Bana sorarsanız" isimli popüler yorum köğesinde (1930-1931) hâkim toplumsal cinsiyet kalıplarını sorgularken kadının toplumdaki ikincil konumunu kapitalist düzene içkin güç iliğkilerinin dinamikleriyle bir arada düğünür. ğkinci Dünya Savağı süresince fağizm karğıtı yazılar yazdığı ve kadın sorununa daha az eğildiği Tan gazetesi dönemi (1938-1945) ise üçüncüsüne karğılık gelir. Yazıda ayrıca Sabiha Zekeriya Sertel'in feminizme dair tutumunu anlamak için Türkiye'deki kadın örgütleriyle iliğkisine değinilmektedir.Article Soykırım, Geçmişle Yüzleşme, Sorumluluk: Raphael Lemkin, Karl Jaspers, Hannah Arendt(2015) Sezer, DevrimBu yazı iki soruyu tartışmaya açmayı amaçlıyor: İnsanlığa karşı suç olarak soykırım kavramı ne anlama gelmektedir ve bugünkü kuşaklar bir başka deyişle henüzhayatta olmadıkları bir dönemde işlenmiş cürümlere doğrudan veya dolaylı olarak iştirak etmemiş olan nesiller soykırım suçunun izini taşıyan bir geçmişle nasıl bir ilişkikurmalıdır? Bu iki soruya; geçtiğimiz yüzyılda konuya ilişkin akademik ve kamusal tartışmaların başlamasına öncülük eden Raphael Lemkin, Karl Jaspers ve Hannah Arendtin 1944 ile 1961 yılları arasında kaleme aldıkları metinlere odaklanarak, bu metinlerle tartışarak yaklaşmayı deneyeceğim. Lemkin, Jaspers ve Arendtin eserlerine dönmek, hem soykırım ve politik sorumluluk kavramlarının ortaya çıkış öykülerini anlamak hem de Ermeni Soykırımını daha farklı bir pencereden değerlendirebilmek bakımından büyük önem taşıyor. Yazının temel amacı bir yandan bu metinlerle tartışmaya girmek, onlara soru ve eleştiriler yöneltmek, diğer yandan 1915e ilişkin resmîanlatıyı sorgulamak.Article Citation - WoS: 15Citation - Scopus: 18Strong, but Anxious State: the Fantasmatic Narratives on Ontological Insecurity and Anxiety in Turkey(Uluslararasi Iliskiler Konseyi Dernegi, 2022) Adisonmez, Umut Can; Onursal, RecepThe political discourse on the problem of state survival in Turkey is hegemonic. What is central to this discourse is Sevresphobia: the idea that Turkey is surrounded by internal and external enemies who are ready to destroy it. This article aims to explain why the political discourse on the problem of state survival in Turkey sustains itself over time and how it captures the collective mode of being. The article argues that fantasmatic narratives play an important role in maintaining the hegemonic discourse and governing collective anxiety. First, fantasmatic narratives simplify the socio-political space by offering a comforting explanation for the ongoing insecurities and making anxiety tolerable. Second, they act as an ideological force by keeping the political dimension of the discourse on ontological security at bay. Drawing on the Post-foundational Theory of Discourse (PTD) and Ontological Security Theory (OST), the article problematizes and analyzes the political discourse on the problem of state survival in Turkey.Research Project Suriye Krizinin Türkiye’ye Yansımaları(2018) Aybet, Gülnur; Cindoğlu, Dilek; Memişoğlu, Fulya; Turan, Margarite Helena Zoeteweij; Turan, OzanSuriye krizinin Türkiye?ye yansımaları çok boyutlu olmuştur. Güvenlik boyutunun insani ve sınır güvenliği konularını da kapsadığından sadece krizin askeri ve devletler arası boyutlarıyla kısıtlı kalmamıştır, bu yüzden krizin Türkiye?ye yansımalarını inceleyen bir çalışma daha geniş güvenlik kavramlarını da içermelidir. Bunların içinde toplumsal güvenlik algılamaları ve topluma olan sosyo-ekonomik yansımaları da incelenmelidir. Ayrıca bu genişlemiş güvenlik kavramının yanı sıra krizin kurumsal ve yasal yansımaları da bulunmaktadır. Bu krizin getirdiği sorunları hem bilimsel olarak inceleyen hem de bulgularıyla ulusal ve uluslararası kurumlara faydalı bilgi birikimi aktarabilecek nitelikteki bir araştırmanın da disiplinler arası (interdisipliner) ve çok boyutlu olması gerekir.Editorial Trump Döneminde Diplomatik Aktör Olarak Çevirmenler(2020) Buhari Gülmez, Makbule Didem; Gülmez, Seçkin Barış; Yetkin Karakoç, NihalBu çalışmanın amacı Trump döneminde çevirmenlerin diplomasi karşıtlığı geleneğiyle anılan ABD dış politikasına etkilerini araştırmaktır. Uluslararası İlişkiler ve Çeviribilim literatürlerinde çevirmenlerin etki alanı çok dar bir çerçevede tartışılmış ve çevirmenler bir aktör olarak görülmemiştir. Bu bağlamda, çevirmenlerin Trump döneminde diplomasi dili, teamülleri ve aktörleri açısından oluşan boşluğu doldurmaya yönelik girişimleri incelenecektir. Makalenin ilk bölümünde çevirmenlerin ve diplomatların işlevleri karşılaştırıldıktan sonra ikinci bölümde çevirmenlerin diplomasiye etkileri iletişim filtresi ve uzlaştırma olmak üzere iki ana başlık altında incelenecektir. Çevirmenler, iletişim filtresi olarak zaman kazandırma, moderatörlük ve eşik bekçisi rollerini üstlenirken, uzlaştırma kapsamında günah keçisi, kriz önleyici ve arabulucu olarak diplomatik süreçleri etkilemektedirler. Uluslararası İlişkiler ve Çeviribilim disiplinleri arasında bağlantı kurarak çevirmenlerin varsayılandan çok daha geniş bir etki alanı olduğunu gösteren bu çalışma, çevirmenlerin önemli bir diplomatik aktör olarak ele alınıp alınamayacağı tartışmasına yön veren öncü çalışmalar arasında yer almayı hedeflemektedir.Article Türkiye Niçin ve Nasıl Balistik Füzelere Yöneldi?(2017) Egeli, Sıtkı1980'li yıllardan itibaren yakın coğrafyasında balistik füzelerin hızla yaygınlaşması ve bunlardan bazılarının çatışmalarda kullanılmasına yanıt olarak Türkiye, asimetrik karşılığın yanısıra simetrik karşılık seçeneğine yönelmiş ve kendi balistik füzelerini geliştirme yoluna gitmiştir. İlaveten, son 10-15 yılda kaydedilen teknolojik gelişmeler, görece kısa menzilli balistik füzeleri Türkiye gibi hava gücü imkânları gelişmiş ülkeler açısından bile cazip silah sistemleri haline getirmektedir. Türkiye, 1990'larda başlattığı çok aşamalı füze geliştirme programı sayesinde, 300 km menzilli balistik füzeler konuşlandırmıştır. Daha uzun menzilli türevlerin geliştirilmesine devam edilmektedir. Diğer taraftan; jeostratejik, teknolojik, maliyet ve dış ilişkiler gibi kıstasların kesişme noktasında, Türkiye'nin konuşlandıracağı balistik füzeler için en uygun menzil aralığı olarak takribi 800 kilometre rakamı belirginleşmektedir. Son dönemde gündeme gelen çok daha uzun menzilli (örneğin 2,500km) balistik füzeler edinilmesine yönelik çağrılarsa, Türkiye'nin jeostratejik şartları ve güvenlik hedefleriyle tam manasıyla örtüşmemektedir. Kapsamlı maliyet-yarar analizlerinden ziyade basit rekabet refleksine dayandığı izlenimi yaratan bu çağrılar, uluslararası camiada Türkiye'nin nükleer silah emelleri beslemeye başladığına dair şüpheleri ciddileştirmektedirArticle ULUSLARARASI ÇATIŞMA ÇÖZÜMÜ VE BİR ZORLU ÇATIŞMA ÖRNEĞİ OLARAK KIBRIS SORUNU(2019) Saylan, İbrahimZorlu çatışmalar genellikle yoğun şiddet içeren, kronikleşmiş ve karmaşık bir sorunlar yumağı olarak uzun zamandır uluslararası toplum için istikrarsızlık kaynağı oluşturmaktadırlar. Uluslararası düzeyde, farklı çatışma türlerini anlamaya, önlemeye ve çözmeye odaklanan uluslararası çatışma çözümü alanında, çözüme direnen zorlu çatışmalar söz konusu olduğunda ilginin göreli olarak sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu çalışmada, Kıbrıs Sorunu bir zorlu çatışma örneği olarak ele alınmaktadır. Çıkar çatışması boyutunu ihmal etmeden, temel ihtiyaçlar kuramı çerçevesinde, sorunun esasen kimlik temelli olduğu savunulmaktadır. Bu çok boyutlu ve çok taraflı zorlu soruna yönelik uygulanabilir bir çözümün başarılması ve yaşatılması için, çıkarların yanı sıra, temel ihtiyaçlar konusunda bir uzlaşmaya ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır.

